06 Ocak 2015

28 Şubat'larda isyan edenler, 'Savuşturma Komisyonu' kararına, Erdoğan fetvalarına ne diyorsunuz?

Size yapılan hakka, hukuka, demokrasiye aykırıydı 28 Şubat’larda. Peki ya bugün yapılanlar…


Başörtüsüne, çarşafa, türbana dokunulduğunda kıyamet kopmuştu bir zamanlar.
Ama haklıydı bu kıyamet.
Çünkü inançlara, özgürlüklere, farklı hayat tarzlarına karışmak yoktu demokrasilerde.
Peki ya bu inanç özgürlüğü yalnız ‘örtünme’yle mi sınırlıydı?
Başörtüsü, çarşaf, türban serbest olunca, dindarlar istedikleri gibi giyindikleri zaman her şey bitmiş mi oluyordu?
Sadece ‘örtünenler’in özgürlüğünden mi ibaretti demokrasi?
Sadece ‘örtünenler’in hayat tarzları mı kutsaldı?

İçkiden eteğe, çocuktan
kürtaja 
Erdoğan fetvaları

28 Şubat’larda ‘hayat tarzları’na sahip çıkmak için yeri göğü inletenler… Aykırı düşünenleri ‘ihanet’le suçlayan Erdoğan'a ne diyorsunuz?

Erdoğan’ın fetvalarını hatırlayın.
Ne diyor?
Doğum kontrolü ihanettir!
Ne diyor?
Kürtaj cinayettir!
Ne diyor?
Üç çocuk dengedir, dört çocuk berekettir.
Ne diyor?
Doğum kontrolü ile neslimizi kurutmak istediler.
Ne diyor?
Dindar nesiller yetiştireceğiz.
Ne diyor?
Etek boyuna dikkat!
Ne diyor?
Milli içkimiz ayrandır!

28 Şubat sürecinde ve izleyen dönemde başörtülü öğrencilerin üniversiteye girmeleri engellenmiş, yasak yıllarca protesto edilmişti

Sağlık Bakanı ile Diyanet'in fetvaları

Peki ya Sağlık Bakanı’nın fetvaları...
Ne diyor?
Kadının kariyeri anneliktir.
Ne diyor?
Üç çocuk doğuran söz dinler!
Ne diyor?
Sezaryenle doğum, fıtratta yok!
Bir de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvaları var.
Buyuruyor ki:
Erkeğin küpe takması caiz değildir, mekruhtur, yani harama yakındır.
Buyuruyor ki:
Süs köpeği beslemek caiz değildir.
Buyuruyor ki:
Devamlı kısırlığa yol açan ilaç ve aletlerin kullanımı caiz değildir.

28 Şubat'larda yeri göğü inletenlere sorular

Şimdi sormak istiyorum.
28 Şubat’larda kendi inançlarının gereğini savunmak için, kendi ‘hayat tarzları’na sahip çıkmak için, haklı olarak, yeri göğü inletenlere sormak istiyorum.
Çocuk sayısına karışan...
İçkiye, alkole karışan...
Kadının toplumsal yerine karışan...
Etek boyuna karışan...
Erkeğin küpesine karışan...
Süs köpeğine karışan...
Kürtaja karışan...
Doğum kontrolüne karışan...
Sezaryene karışan...
Ve bütün bunlara aykırı davrananları, aykırı düşünenleri ‘ihanet’le suçlayan bir Tayyip Erdoğan var karşımızda.
İktidarda olan o.
Ne diyorsunuz?

Ya başka hayat tarzları?

Evet, size yapılan hakka, hukuka aykırıydı 28 Şubat’larda. Peki ya bugün yapılanlar... Dini nitelikte fetvalar... Hiç mi ses vermeyeceksiniz?..

Örtünmek sizin inancınızdı.
Tamam.

Hayat tarzınızdı.
Tamam.
Peki ya başka hayat tarzları?
Örtünmek istemeyenler.
Mini etekle dolaşmak isteyenler.
Çocuk yapmak istemeyenler.
Doğum kontrolü yapanlar.
Kürtajı savunanlar.
İçki içenler.
Evlenmeden birlikte yaşayanlar.
Flört edenler.
Eşcinseller.
Biseksüeller.
Trans bireyler.
Kulağına küpe takan erkekler.
Evlerinde süs köpeği besleyenler.
Her alanda erkekle eşitlikten yana kadınlar.
Eve kapanmayı reddeden kadınlar.
Çocuk doğurmayı reddeden kadınlar.

Hiç mi ses vermeyeceksiniz?

Şimdi soruyorum size:
Kendi örtünmenizi, kendi hayat tarzınızı savunurken, bütün bunlara kayıtsız ya da sessiz kalmayı sürdürecek misiniz?
Soruyorum:
Farklı olana saygı gösterilmeden, farklı olanların hakkını savunmadan demokrasi olur mu?
Demokratik bir toplum ve devlet düzeni, farklı hayat tarzlarının aynı çatı altında, barış ve huzur içinde, birlikte var olmaları değil mi?
Evet, size yapılan hakka, hukuka, demokrasiye aykırıydı 28 Şubat’larda.
Peki ya bugün yapılanlar...
Yapılmak istenenler...
Dini nitelikte fetvalar...
Söyler misiniz?
Hiç mi ses vermeyeceksiniz?..

17 Aralık sürecinde hükümetten istifa etmek zorunda kalan Egemen Bağış, Muammer Güler, Erdoğan Bayraktar ve Zafer Çağlayan hakkında Yüce Divan yolu kapanmak üzere

Davutoğlu'nun sözlerini hatırlayın

Bakın, bu satırları Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’ndan Yüce Divan’la ilgili çıkacak kararı beklemeden yazıyorum.
Merak da etmiyorum.
Çünkü ne olacağını yandaş medya günlerdir manşetlerinde, köşelerinde yazıp duruyor.
Diyorlar ki:
Yüce Divan tuzaktır!
Yüce Divan kapandır!
Yüce Divan kumpastır, paralel darbe kumpası...
Hatırlayın lütfen.
Davutoğlu, Erdoğan tarafından Başbakanlık koltuğuna oturtulurken ne demişti:
“Artık sadece Allah’a ve millete hesap vereceğiz!”
Bu sözlerde hukuk yoktu.
Yargı bağımsızlığı yoktu.
Güçler ayrılığı yoktu.
Kısacası demokrasi kültüründen eser yoktu.

Yüce Divan'a ret kararı şaşırtıcı değil

Yolsuzluk dosyalarının kapatılması yolunda bir adım daha atılması şaşırtıcı değil. Yolsuzluk ve hırsızlıklara dokunmak yasaktır, diye mi yazıyor kitabınızda?

Bunun içindir ki, komisyondan Yüce Divan’a ret kararı çıkması, yolsuzluk ve rüşvet dosyalarının kapatılması yolunda bir adım daha atılması, eski deyişle, eşyanın tabiatına uygundur. (Nitekim öyle oldu).
Şaşırtıcı değil.
Erdoğan devlet benim diyor.
Kanun benim diyor.
Sadece kendi sesini duymak istiyor.
İtiraz, Erdoğan’ın vücut kimyasını bozuyor.
Allah aşkına baksanıza:
Özgürlükleri korumak için kararlar alan  Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’ın gözünde  ihanet içinde...
İhale kararını bozan Danıştay da öyle, ihanet içinde...
Yargıtay da öyle, ihanet içinde...
Hukuk devleti diyen TÜSİAD da farklı değil, o da ihanet içinde...
Dahası:
Kürtaj da ihanet...
Doğum kontrolü de ihanet...

Kitabınızda 'yolsuzluklara dokunma' mı yazıyor?

Erdoğan için bir tek kendisi var.
Sadece kendi değerleri var.
Bunun dışında her şey ihanet onun için.
28 Şubat’larda örtülerine dokunulmasına, hayat tarzlarına karışılmasına, hak ve hukuklarının çiğnenmesine, haklı olarak, karşı koyanlara ve AKP milletvekillerine sesleniyorum:
Bütün bunlar sizin kitabınızda var mı?
Yazıyor mu?
Bütün bunlar demokraside var mı?
Yoksa, yolsuzluk ve hırsızlıklara dokunmak yasaktır, diye mi yazıyor sizin kitabınızda?..
Bu kadarına ihtimal vermiyorum.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Okulumun kapısına, yuh kelepçe vuranlara yuh!

Kılıçdaroğlu: Kelepçeli üniversite fotoğrafı 20 Temmuz darbesinin fotoğrafıdır

Rahat uyu Hrant,
 yalnız değilsin, tarihten gelen acını, yasını anlıyorum, paylaşıyorum, sevgili kardeşim

Barışa, demokrasiye ulaşmak için daha ne kadar acı çekeceğiz, daha ne kadar bedel ödemeye devam edeceğiz, yetmedi mi?

Askeri darbe dönemlerinden sivil darbe zamanlarına...

38 yıl önce yazdığım bir yazıdan bugüne bakınca, rahmetli Nadir Nadi'nin o sözü aklıma takılıyor: Yoksa bu dünyaya boşuna mı geldim?