07 Ocak 2016

"Bu 'Nadide Hayat' benim, ama yarısını başkaları için yaşadım"

Ülkemizde olan biten, can yakıyor. İçler acısı. İstiyorum ki filmler, konserler, sergiler çoğalsın, yaşatsın bizi

Yaşı (55) ilerlediği için kendisine, “Sen artık öl, yaşama” esprileri (!) yapıldığını gülerek anlatan arkadaşıma “Nadide Hayat’ı izledin mi” diye sordum. 

Çağan Irmak’ın filmlerini izlerken onun, şimdilerde, buz pateni pistinde layback dönüşler yaptığını düşünüyorum.

İki yerde ağladım.

  1. Nadide’nin teknolojiyi alt edip çocuklarına, fotoğraf göndermeyi başardığı an.
  2. Son bölümdeki mektup sahnesi.


Pek çok yerde güldüm ama neresiydi, şimdi hatırlamıyorum.

Leğen metaforu iyi işlenmiş, abartılı ve sıkışmış ev kadınlığı dünyasının bir objesi olarak.

Demet Akbağ’ın oyunculuğu, beti benzi attığında da, cıvıltılı olduğunda da güzel. Yolun başındaki oyuncu adaylarına ne iyi bir örnek o!

LGBTİ göndermeleri iyi ki bizimle! Görünürlüğe çok ihtiyaç var; yok sayılmamaya. İlki, okuldaki düş sahnesinde, hayal meyal anımsadığım geyvari siyah atletli dansçılar. İkincisi, kayıkla -copy/paste gibi akıp havada kalsa da- ayrılan kadın ve LGBTİ sembolü gökkuşağı anmaları.

Acaba iki kadının birlikteliğinin anonsu daha mı kabul görüyor iki erkekten? Lezbiyen pornoları da bunu destekler nitelikte mi, heteroseksüel yapının parçası oldurulmaya çalışıldığı için, bir yanıyla?

Sonra, lezbiyenler neden marjinal resmedilir? Belki önce buna bir alışmalı Türkiye; ondan sonra marjinal olmayanları ile de tanışırlar, değil mi?

“Patlamayacak silah, gösterilmez” derler. WhatsApp grubu tembihlemesi, patlayacaktı belli ki, öyle oldu, patladı.

“Kaptan duymadan kahve içelim” diye konuştukları sahne ise tam aksine “A-ha şimdi duyacak, bağıracak kaptan” hissiyatıma tav olmadı. Haneke’nin de böyle ters köşeye yatıran halleri var. Kayıkta bıçak varsa da, kimse bıçaklanmıyor, mesela.

Dalgıç kostümlerini, kaptanın getirdiği sahne -ama- tahmin edilir oldu.

Başka?

İlk bölümdeki televizyon programlarına sesleniş... Büyük bir haykırıştı. “Kendi adına konuş be kadın” dedirtiyor; her bir saçmalık, seyircilerce, sorgusuz sualsiz devce alkışlanırken... Bu bölüme, usulca şapka çıkarıyorum.

Hayat kollarını kapatıyor ve açıyor. Bunu, lunaparktaki oyuncaklar gibi belli bir ritimle yapıyor üstelik. Nadide Hayat, kapandığında, “Açılacak” diye ısrarla, önünde bekleyenlerin hikâyesi...

“Bu hayat benim ama yarısını başkaları için yaşadım” diyenlerin...

3D/animasyon civarında gezintiler, yönetmenin deneme cesaretini gösteriyor. Sürreal bir yanı var filmin. En çok sevdiğim de, bu oldu sanırım.

Hayatına sahip çıkmazsan, ailen dâhil -ve belki ilk onlar- gücü olan, yapabilen hemen herkes tahakküm kuruyor.
İpler hep sende olmalı.

Filmin sonunda, Beyazıt Öztürk ve Büşra Pekin’e edilmiş teşekkürleri anlayamamıştım. Seslendirenleri kaçırmışım.

Yüzü isler içindeki, gemideki hayalet-adamın durumunu da konduramadım.

Mehmet Ergen’den duymuştum, “Bilgi veriyorsa ya da duygulandırıyorsa o iş tamamdır” diye. Bu film de, tamam oluyor, o gözle baktığımda, böylece.

Bir de, dersin asistanı rolünde izlediğimiz Nurcan Şirin, Şahika Tekand Studio Oyuncuları yıllarından sınıf arkadaşım benim. Nurcan’la gurur duyuyorum. Oyunculuk inat işi biraz da. İnadımız daim olsun.

Çağan Irmak’ın seslendirdiği şarkı hoştu.

Ülkemizde olan biten, can yakıyor. İçler acısı.
İstiyorum ki filmler, konserler, sergiler çoğalsın, yaşatsın bizi.
Değişime umut onlar.

Emeği geçenlere teşekkür ederim.

İlham almaya ve vermeye devam...
Hayatlarımıza sahip çıkmaya devam...
“Elalem ne der’lerden” arınmaya devam...

Bu arada, mümkünse, evlendi diye işi, okulu bırakmayan kadınlarla dolsa etrafımız; çünkü saatte v km hız ile ilerlerken bir kadın, 3v hız ile de geri çekilmeye çalışılırken sonuçta başımıza gelen –2v hız ile, bu nadide hayatla nasıl başa çıkılabilir?

Bu v hızlı problemleri de sanki bugün, bu yazıda kullanmak için öğrenmişim. Anlam veremediğimiz olaylar silsileli-Yetkin Dikinciler tiradına da buradan selam olsun. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Duygusal ensest

Çocuğa büyükmüş gibi davranmak, “Ne kadar olgun çocuğumuz var” başlığı altında çocuğu dert ortağı yapmak ona kendi yükünü vermektir

Çok düşünen kadınlar

Görünen o ki, çok düşünmek kişiye zarar veriyor

Theresa May’li köpek oyuncakları

Refleks herhalde, aniden bu köpek oyuncaklarının Türkiye versiyonunu düşündüm