06 Ağustos 2022

Homeros'u okuyoruz

Binlerce yıl geçmiş, bu sabah biz buradayız. Binlerce yıl sonra, eğer "uygarlık" ve bağnazlık gezegeni tümüyle mahvetmemişse, belki başkaları burada olacak ve okumaya başlayacaklar: "Söyle ey tanrıça…"

Bu hafta sonu Bozcaada'da HOMEROS'U OKUYORUZ.

Çünkü bu toprakların altında ve üstünde bulunan her kültürel değerin bize emanet edilmiş olduğuna inanıyoruz.

Emanete hıyanet edenlerden değiliz. Dünya değişimlerle, savaşlara, göçlerle hırpalanırken biz sürekliliği kutluyoruz.

Şiirin ve sanatın sürekliliğini…

Homeros markası

Günün ticari jargonuyla söyleyeyim: Son yıllarda Homeros'un marka değeri çok yükseldi.

Dünya edebiyatının belki de en büyük isminin marka değeri mi olurmuş diyeceksiniz?

Evet, olurmuş. Her şeyin metalaştırılabildiği kapitalist tüketim toplumunun özellikle dijital evresinde her şeyin bir marka "değer"i var; bu değer çoğu kez onun özgün değeri ile orantılı değil.

Özgün sanatsal değeri üç para olan sanatçının piyasa ya da marka değeri üç bin para olabiliyor.

Marka değerini, "çekicilik ya da baktırabilme gücü olarak" da tanımlayabiliriz. Bu, sürekliliği olmayan, çoğu kez cilacılar tarafından parlatılıp ayakta tutulan bir nitelik. Amaç "mal"a müşteri çekmek.

Sosyal medyanın egemenliğindeki kültür ortamında her katılımcının bir marka değeri olduğunu söyleyebiliriz. Tıklamalar, "beğen"ler, sayılarla ölçülebilen bir "değer" bu.

Hemen hepimiz bu piyasadayız.

Homeros ve biz

Ben Homeros'un marka değeri yükseldi derken 25 yıl öncesine göre "daha fazla ilgi topluyor", hatta "müşteri" çekiyor demiş oluyorum.

Bunu yaşayarak gördüm. Son 21 yıldır Bozcaada'da yaptığımız Homeros okumalarına gösterilen ilginin artışı da bence bunu gösteriyor.

Niçin böyle oldu?

Aklıma çeşitli nedenler geliyor. Popüler kültürün Troya efsanelerine gösterdiği doyumsuz ilgi, yapılan televizyon dizileri, filmler, belgeseller, bilgisayar oyunları, yazılan, çizilen romanlar, Homeros'u müfredatına alan eğitim sistemlerinin çoğalması, dünyanın dört bir yanında sürekli olarak yeni meraklıların türemesi…

Troya savaşının, yani Helen ile Paris arasındaki aşk ile Troya atı hilesinin en fazla insanın bildiği ikinci öykü olduğu söyleniyor. Birincisi de Adem ile Havva'nın cennetten kovulma öyküsüymüş!

Yerel olarak bunlara, Troya kazılarının başarıyla devam etmesini, ören yerinin yanına Troya Müzesi'nin yapılmasını, yerel yönetimlerin çalışmalarını, yeni yayınları ve araştırma çabalarını ekleyebiliriz.

21 yıldır devam eden Ozanın Günü Ve Homeros Okuması etkinliğini de bu çerçeve içinde görebiliriz.

21 yıl önce bir Ağustos sabahı Arka Deniz'da şafak sökerken efsane arkeolog Manfred Osman Korfmann ve dilimizin arı şiir pınarı Cevat Çapan'la birlikte dalgaların sesini dinlerken oraya kaç kişinin geleceğini merak ediyorduk. Sevinmiştik: 40-50 kişi gelmişti.

Zamanla, aramızdan ayrılan Prof. Korfmann'ın yerini asistanı Rüstem Aslan aldı. 7 Ağustos Pazar sabahı üçümüz de orada olacağız. Bu süreklilikten gurur duyuyorum.

Zaten etkinliğin ana teması da süreklilik: Şiirin sürekliliği, denizin sürekliliği, rüzgarın sürekliliği, güzellik ve yiğitlik isteğinin sürekliliği. İşte Troya'nın karşısındayız. Şafağın gül renkli parmakları karanlığa dokunuyor ve kızıl güneş yine aynı yerden doğuyor.

Ve okumaya başlıyoruz:

"Söyle ey tanrıça…"

Birkaç dize sonra Tenedos'un yani adamız Bozcaada'nın adı geçiyor.

Savaştan bu yana 3000, destanın dillendirilmesinden bu yana 2500 yıl geçmiş. Bunlar Homeros'un sözcükleri, yazıldığı dilde ve Türkçe başta tüm dillerde…

Şimdiye dek 25 dilde okumuşuz.

Bize emanet

Şöhretin 15 dakika sürdüğü ticarileşmiş markacı zihniyetine ters düşen, belki bıyık altından güldüren, saf bir bakış bizimkisi. Öyle kalsın istiyoruz.

Kimseye bir şey kanıtlama gayretinde değiliz. İlyada ve Odissea'yı, yaratan şairin ve anlattığı ölümsüz öykünün bu topraklara ait olması ilgilendiriyor bizi.

İşte Troya karşısı. Bu yazıyı yazarken oturduğum yerden görebiliyorum onu.

Anadolu'nun altında ve üstünde olan her kültürel değerin insanlık tarafından bize emanet edildiğine inanıyoruz. Emanete hıyanet edilmesini istemiyoruz.

Binlerce yıl geçmiş, bu sabah biz buradayız. Binlerce yıl sonra, eğer "uygarlık" ve bağnazlık gezegeni tümüyle mahvetmemişse, belki başkaları burada olacak ve okumaya başlayacaklar:

"Söyle ey tanrıça…"

Yazarın Diğer Yazıları

"Ben zaten her şeyi biliyorum"

Okula başlayacak olan torunum akıllı telefonu ve tableti sayesinde gerçekten pek çok şey biliyor. Peki, ya bilmedikleri? Onları ona kim öğretecek?

Bir sloganın dönüşümü: "Bay Kemal"den "Bay Bay Erdoğan"a

Kemal Bey için başlangıçta "Gandi Kemal" lakabı uygun görülmüştü, sonra Erdoğan, "Bay Kemal"i popüler yaptı. Şimdi yeni bir evreye geçiyoruz. İster misiniz Erdoğan'ın ısrarı ile bu "Bay Kemal", her sorunu çözen "Süper Bay Kemal" olsun!

Heykeli dikilecek insanlar: Hakan ve İnci Gürüney

Bozcaada'nın ruhu onların özveriyle yarattıkları kent müzesinde yaşıyor. Homeros kitapları sergisi de 6 Ağustos'ta orada açılacak