01 Ağustos 2020

Yine başladınız kafa tokuşturmaya ve şapur şupur öpüşmeye

Acaba ben de boynuma "tokalaşmak, sarılmak ve öpüşmek yasaktır" diye bir yazı yazıp öyle gezsem insanları kırmış mı olurum?

Korona’da ilk şoku atlattıktan sonra bir yazı yazmaya karar vermiştim. Bu fırsatla zırt pırt öpüşmelerden ve kafa tokuşturmalardan kurtulacağız galiba, diye yazacaktım. 

Yazıyı yazamadım. Korona’da ilk aylar geride kaldı. Bazılarına göre ("bazıları" mı, milyonlara göre diyelim) "artık tehlike geçti", ayrıca "bıktık, usandık, dayanamıyoruz, hem zaten yaz sıcakları da geldi" vs. Ve biz "eski normalimiz"e döndük.

Yine karşılaştığımızda birçok arkadaşımızla sarılır öpüşür olduk. Ve tabii pek bir "erkek hareketi" olan kafa tokuşturmalar başladı yine.

Bir rahatladık, bir rahatladık...

Zaten neydi o, bizim gibi sıcak iklimin sıcakkanlı çocuklarına hiç yakışmayan soğuk hareketler!

Biz içtenliğimizi ve dostluğumuzu olduğu gibi (hatta sık sık da olmadığı gibi) göstermeyi çok seven bir milletiz. Gülüşlerimiz, sarılmalarımız çok çeşitlidir...

Ve fiziksel bağlantı kurmak çok mühimdir bizim için. İllaki dokunmalıyız sıcak duygularımızı sergilemek için. Ellerimizle, dudaklarımızla, kafamızın üst bölgesiyle falan, mutlaka temas etmeliyiz karşımızdakine.

Öpüşme anı komiklikleri 

Bazen bakıyorum da, insanların çoğu sanki istemeden, bilmedikleri bir gücün emriyle öpüşüyor. 

Karşılaşıyorlar. Bazen birkaç saniyelik kararsızlık yaşanıyor. O kararsızlığı hissettiklerinde bunun utanılacak bir şey olduğunu düşünüp çabucak gizlemek için birkaç saniye öncesinden daha sıcak bir davranış tarzı benimseniyor.

Vücutlar birbirine yaklaştırılıp  kafalar öne doğru uzatılıyor. İnsanlar birbirine yaklaşırken herkes kendi tahmini ve alışkanlığı doğrultusunda kafasını belirli bir açıyla yana yatırıyor. (Bu ön hazırlıkta boyunlar da az çaba sarf etmiyor hani!) Tam öpüşme anında genellikle daha bir seyirlik görüntüler ortaya çıkıyor. "Adet yerini bulsun" derken dudaklar çoğu kez havayı öpüyor. Bir öpüşle yetinilmemesi gerektiği için ikinci öpüşe hazırlanma ve kafaları, açıları sil baştan yeniden ayarlama süreci, insanlara yine sıkıntılı zorunlu mesai yaptırıyor. Bu arada öpüşme sırasında açısı daralarak eski özgüvenini kaybeden gözler bu işlemin tamamlanmasını bekleme aşamasında, yana ve uzaklara bir yere bakmaya gayret ediyor ve bu bazen çok gülünç oluyor. Biriyle öpüşürken başkasına dikkatle bakan cingözler ise doğrusu hiç güven vermiyor.

Kafa tokuşturmaya gelince. Bir ara "ülkücülerin hareketi" deniyordu ama son yıllarda çok yaygınlaştı. Orada "erkek erkeği öpmemeli" türü bir isyan gizli olabilir sanırım. (Aslında benim gibi hayatının önemli bölümünü yurtdışında geçirenler açısından, Türkiye’de karşı cinsler arasında yanak yanağa öpüşmelerden böylesine özenle kaçınılırken erkekler arasındaki öpüşmelerin bu kadar fazla olmasını yadırgamamak mümkün değil.) Orada da benzeri açı ayarları, boy ve kafa yaklaştırma hızı farklılıkları ve kafanın üst tarafında sanki olmayan boynuz bölgesini bulup onu karşındakinin aynı noktasıyla çakıştırma çabası izlemeğe değer. Ve tokuşturma, kafa atmaya dönüşmesin diye şiddetin ustaca ayarlanması da ayrı bir incelik olmalı.

Bazen de taraflardan biri öpüşmek diğeri kafa tokuşturmak istediğinde aralarındaki mücadele ve kararsızlık anlarını seyretmek pek keyifli oluyor doğrusu.

Bir de son derece sıkıcı "pandemi dönemi yaratıcılıkları" diyebileceğim "yumruk ve dirsek tokuşturma" türü gariplikler türedi...

"Covid-19 bize vız gelir"

Konu mizaha fazlasıyla uygun olsa da yaşam tehlikesini es geçmeyelim. Koronavirüs’te yakında ikinci dalga, sonbaharda patlama vs. deniyor ama daha birinci dalga bitmedi ki! Evet, resmî verilerdeki ölüm sayısı azaldı. Bu da insanların "82 milyon arasında topu topu 15-16 kişi ölecekse bunlardan birinin ben olmam ihtimali yok denecek kadar az demektir!" diye ferahlatıcı mantık yürütmesini kolaylaştırdı. Ancak vaka sayısı azalmıyor.

Böyle bir ortamda "yurdum insanı" (sadece az eğitimli ve görece yoksul olanlar değil, daha aydın geçinenler de) maskeden, mesafeden, sık temizlik kuralından büyük ölçüde vazgeçmiş görünüyor. Sadece bununla da kalmıyor, başkalarına burnunun dibine kadar yaklaşma, el sıkışma, sarılma, öpüşme, tokuşma gibi alışkanlıklara hızla dönerek "hemen bugün mutlu olma" yolunu tercih ediyor.

Son 2-3 haftada defalarca el sıkışma, birkaç kez de öpüşme ve sarılmalara hedef oldum ve doğrusu hiçbir şey yapamadım. Çünkü insanlarımız tüm sıcakkanlı özelliklerinin yanı sıra bir de alıngan; "fiziksel yakınlaşma çabasında reddedilmiş olma duygusu" onlara ağır geliyor.

Bir kez de kibarca mesafe uyarısı yapmak isterken "Sahiden korkuyor musun?" sorusuyla ve sorudan sonraki buz gibi sessiz saniyeler ve meraklı bakışlarla karşılaştım ki, Korona’ya tutulsam daha iyiydi.

Ne diyelim, bu ortamda defalarca sıfırlayarak her seferinde yeni baştan "kuluçka süresi" saymaktan başka yapacak bir şey yok. Ha, bir de evden hiç çıkmama seçeneği var!..

Öpüşmek yasaklanmalı mı?

Ne yapmalı? Herhalde hiçbir şey. Öpüşmenin, kafa tokuşturmanın, tokalaşmanın yasaklanmasını talep edecek değiliz ya! (Yazdıktan sonra bir soluk alıp düşündüm de... acaba bir daha düşünsem mi bu fikrimi?)

25 yıl kadar önce Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak "öpüşme yasağı" ilan etmişti ("Öpüşme tokalaş!" kampanyası). Hatta bu yüzden birçok kişiyi ve bu arada dönemin Spor Bakanı Fikret Ünlü’yü küstürdüğü yazılmıştı. Bir de Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’in kendisini "zorla öptüğü".

Küsenler ve şakacıktan taciz edenler neyi gösteriyor? Öpüşme ve sarılma gibi sözüm ona samimiyet şablonlarını hemen herkes ama en başta da siyasetçiler çok seviyor. Karşılaştığı bütün insanlarla öpüşme merakıyla tanınan Hasan Celal Güzel, hatıralarında "Her öptüğüm oy verse Başbakan olmuştum" diye hayıflanmıştı.

Beni siyasetçilerden daha fazla etkileyen birisi var: Yurdalan Eroğlu. Kendisi çok ünlü sayılmaz. Kırıkkale Lokantacılar ve Pastacılar Odası Başkanı. O da benim gibi yerli yersiz fiziksel yakınlaşmalardan o kadar bıkmış ki, aleni önlemler almaya karar vermiş. Boynuna "Tokalaşmak, sarılmak, öpüşmek yasaktır" diye bir yazı takmış, öyle geziyor.

Yurdalan Eroğlu

Acaba ben de bu tür bir şeyler yazıp boynuma assam mı? Yoksa böyle yaparak insanları kırmış mı olurum?..

Neyse, şu bayramı da atlatalım bir, sonrası Allah kerim!..

Yazarın Diğer Yazıları

Size "Orhan Baba" diyenlerin sayısının giderek azalmasını da önemsemiyor musunuz, Sayın Gencebay?

Ben aslında sizi ve müziğinizi severdim ama bunu, değil başkalarına, kendime bile itiraf edemezdim

Levent Gültekin'e toplu dayak ve Türklerde mertlik kavramı

Düello birçok ülkede mertçe vuruşma biçimi olarak yaygınlaşmış. Bizde kabul görmemiş. Bizde adım başı pusu kurma, gafil avlama, sırtından bıçaklama...

"Ölümlerin sorumluları hesap vermelidir!"

Bugün olay yerinde ilginç bir anıt vardır: Hayatını kaybeden 71 kişinin anısını yaşatmak amacıyla birbirine bağlı 71 koca inciyi andıran devasa yuvarlaklar...