21 Şubat 2016

Türkiye mutsuz, insanlar ölüyor, oysa bahar öylesine güzel ki...

Onca ülke var bu dünyada... Hepsi bizim kadar mutsuz mu?.. Hepsi bizim kadar ölüyor mu?..

Dün erken kalktım.

Güneşten biraz sonra.

Hava güzel.

Doğa sessiz.

Hayır, sessiz değilmiş, yanılmışım.

Balkona çıktığımda kuşların ötüşünü duydum.

Sayıları çok, sesleri yakın, neşeleri yerinde.

İster istemez gülümsedim.

Bir tür selamlaşma belki de bu.

Bir tür mutluluk refleksi.

Geçen gün yolda bahar çiçeklerini gördüğümde yavaşlamıştım.

Pembeli beyazlı çiçekler...

Badem miydi bunlar, şeftali mi?..

Yemyeşil örtü üzerinde harikulade kenar süsleri gibi.

Arabanın camını açmıştım.

Belki onları daha iyi görmek için, arada hiçbir şey olmasın diye...

Belki de bir parça kokularını hissedebilmek için...

Sahiden bahar mı geldi ne?..
 


*    *    *

Eskiden bahar gelirdi bizim memlekete de.

Hâlâ geliyor mu?

Eskiden kuşları, çiçekleri gülümseyerek selamlardık.

Bir tür mutluluk refleksi...

Hâlâ kaldı mı mutlu olma yeteneğimiz?

Bakın, dün ilk cemre düşmüş.

27 Şubat’ta ikincisi, 5 Mart’ta üçüncüsü düşecekmiş.

Sırasıyla havaya, suya, toprağa...

Hava, su ve toprak ısınacak böylece.

Ve bahar egemen olacak her yerde.

Çiçekler açacak, kuşlar ötecek, güneş ısıtacak, çocuklar cıvıldayacak, aşk isteği canlanacak...

Mutlu olacağız.
 

*    *    *
 

Mutlu olacak mıyız?

Terk etmedi mi mutluluk bu lanetli diyarları?

Hâlâ umut kaldı mı?

Erguvanı, sümbülü, laleyi bulacağımız kesin...

Ama mutluluğu yakalayabilir miyiz bir köşede?

Sıradan şeylerden mutlu olabilir miyiz?

Siyaset karanlığından kurtulabilir miyiz?

Bütün Türkiye’yi ve hatta sınır ötesini kaplayan kan gölünden sıyrılabilir miyiz?

Gazetelerdeki, televizyonlardaki öldürme hırsından arınabilir miyiz?

Kaç kişi öldürüldü bugün?

Kaçının cenazesinde devlet ve siyaset erbabı şov yaptı?

Kaçının ölümü “yok edildi”, “etkisiz hale getirildi” diye duyuruldu?

Kaç yerde terör bombaları patladı?

Ve - içerisi yetmez gibi - sınır dışına atılan “fırtına-obüs” top atışları...

“Terörle mücadele”, “millî menfaatler” söylemiyle, kıyısında tehlikeli ve inatçı bir dansı sürdürdüğümüz savaşlar...

Bir de durmadan kin kusan, “vururuz”, “cezalandırırız”, “öldürürüz” diyen yöneticiler...

Bahar, kuşlar, çiçekler, bombalar, kurşunlar, saldırı emirleri, savaş naraları...

Ya mutluluk?..

Mutlu olabilecek miyiz biz?
 

*    *    *
 

Onca ülke var bu dünyada.

Ve hepsinin başında yöneticileri...

Bizimle aynı zaman diliminde yaşıyorlar.

Hepsi bizim kadar mutsuz mu?

Hepsi bizim kadar ölüyor mu?

Hepsi bizim kadar terör ve savaş tehlikesi içinde mi?

Hepsi bizim kadar düşman mı herkese?

Ve hepsinin bizim kadar düşmanı var mı?

Neden bunca bela bizim topraklarımıza yığıldı?

Neden bunca nefret, şiddet, umutsuzluk bizim memlekette?

Ah, evet, biz çok “özeliz” değil mi?

“Bütün dünya bize karşı birleşir”, ha?

“Gezegendeki bütün halkların tek isteği Türkleri yenmek ve Türkiye’yi ele geçirmektir”, öyle mi?

Peki ya bahar, umut, aşk, vicdan, adalet, özgürlük, mutluluk?..

Bunlar neden başka diyarların hakkı da...

Ölüm hep bize düşer, usta?



 

*    *    *

İnsanlığı, aşkı, umudu, vicdanı, özgürlüğü anlatan satırların içinde kaybolup biraz olsun kurtulmak için bu bataklıktan, kapağını kaçıncı kez açtığım “eski dost” bir kitabın ilk cümlesi:

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer; ama her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” (Tolstoy, Anna Karenina.)

Acaba ülkeler ve halklar için de geçerli midir bu yaklaşım?

Mutluluk araştırmalarında hep başlarda gelen Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Yeni Zelanda, Avustralya ve diğer ülkeler “işin sırrı”nı nasıl buldu?

Bu tür sıralamaların en gerilerinde gelen ülkelerden biri olarak biz, öteki “sonuncular” ile aynı felâketi mi paylaşıyoruz?

Yoksa “kendimize özgü” mutsuzlukların ağına mı düştük? Kendi siyasi ve ahlaki tercihlerimizin esiri mi olduk?

Bu topraklarda işlenen günahlar, bizi içinden çıkamayacağımız lanetli bir kadere mi mahkûm etti?

Abartıyor muyum?

O kadar da mutsuz değil miyiz?

Öyle mi sizce?

Bir bakın o zaman çevrenize! Sokaktakilere, işyerindekilere, okuldakilere, evdekilere, nihayet aynaya bakın bir!..

Kaç tane mutlu, umutlu, huzurlu yüz görebileceksiniz?

Keşke yanılıyor ve abartıyor olsam.

Ama sanmıyorum...

 

*    *    *

 

Türkiye mutsuz...

Türkiye umutsuz...

Türkiye kan gölü içinde...

Türkiye cenazelerinin kuşatması altında...

Türkiye ölüyor...

Ve tesadüfi bir ölüm değil bu.

7 Haziran’dan sonra yağmur gibi yağmaya başladı ölümler.

“400 milletvekili” olmayınca yüzlerce insan toprak oldu.

“Başkanlık” planı olsun diye içerde ve dışarda daha çok kan döküleceğe benziyor.

Akıl almaz bir aymazlıkla, ölümüne bir inatla savaşın üzerine gidiliyor.

Belli ki daha binlerce insanın ölmesi gerekiyor.

Oysa dışarda bahar var...

Kuşlar ötüşüyor...

Pembeli beyazlı bahar çiçekleri açıyor...

Ve üzerinde bunca korkunç suçla günahın işlendiği memleketimizin öylesine saf bir güzelliği var ki...

Mutluluk bir adım ötede sanki...

Uzansan dokunabilirsin...

Gülebilirsin...

Sevebilirsin...

Hoş görebilirsin...

Barış ve dostluk içinde yaşayabilirsin...

Ve mutlu olabilirsin...

Uzansan...

Bir uzanabilsen...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...

Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..

Bazı muhaliflerin sempatik bulduğu Binali Yıldırım, kendisinden çok daha fazla eleştirilere hedef olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç gibi insanlara göre daha cesaretsizdir

Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım

Bir gün aşksız, yapayalnız ve kupkuru kalırsan, eski ve küçük aşklar işine yarayabilir... Ben bunu parlak kırmızı gelinciklerden öğrendim...