01 Şubat 2019

Trump’ın tanrısı, İsmet Yılmaz’ın cenneti

Beyaz Saray Sözcüsü Sanders, 'Trump'ın başkan olmasını Tanrı istedi' demiş. İsmet Yılmaz bu konuyu nasıl yorumlar acaba?

 

Dini inanç Allah’la kul arasındaki bir ilişkidir derlerdi eskiden.

Öyle değil mi? Herkesin inancı kendine!..

Ama hayır, artık öyle değil!

Bazıları dini sürekli olarak siyasete koltuk değneği yapıyor.

Onu bir propaganda aracına dönüştürüyor.

Hem de en pervasız, en ilkel yöntemlerle.

Sadece bizde değil, dünyanın birçok yerinde.

***

Geçen gün Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, dini paldır küldür kendi amaçları için kullanmış.

Kendi amaçları dedim, düzelteyim, Trump’ın demek daha doğru olur. Çünkü Sanders “Trump’ın sesi.”

“Donald Trump'ın başkan olmasını Tanrı istedi” demiş.

Nasıl ama?

İyi sallamış, değil mi?

Utanmasa Trump’ı peygamber gibi gösterecek.

İçinden geçen ama söyleyemediği bir başka cümle de sakın şu olmasın:

“Benim Başkan’ın sözcüsü olmamı da Tanrı istedi.”

Valla, benim buna da bir itirazım olmazdı.

Zaten Tanrı’ya koşulsuz inanıyorsan ve onun her şeyi yapmaya muktedir olduğunu düşünüyorsan, olan biten her şeyi aynı hesaba yazabilirsin:

“Hitler’in başa gelmesini de isteyen oydu!”

Sonra duruma uygun bir açıklama yapabilirsin tabii. Mesela şöyle:

“İnsanların Hitler deneyiminden dersler çıkararak akıllanmasını istedi.”

E insanlar da “akıllandı” ve... Trump’ı ve onun gibileri seçti.

“Tanrı’nın adaleti” mi bu?

Bayan Sanders bu konuda ne der acaba?

***

Sanders Washington’da, ona ulaşmak zor.

Biz bu soruyu İsmet Yılmaz’a tevcih etsek?

Yok yok sataşma derdinde değilim.

Sadece İsmet Bey’in engin kültürüne güveniyorum.

Kendisi hem hukukçu, hem mühendis, hem yurt dışı yaşam deneyimine sahip, hem eski Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı, hem eski Ulaştırma Bakanı, hem eski Millî Savunma Bakanı, hem eski Millî Eğitim Bakanı, milletvekilliği süreleri falan da cabası…

Siz hayatınızda bu kadar birikimli kaç kişi tanıyorsunuz?

Sanders’dan daha sıkı bir “uzman kişi” olduğu su götürmez.

Tanrı’nın adaletini de bilse bilse o bilir.

Pardon, konu buraya geldiğine göre, Tanrı’nın değil “Allah’ın adaleti” diyelim...

İsmet Bey, İsmet Bey, Sanders cennete gider mi acaba?

Ya Trump?

Sahi Allah Trump’ın iktidara gelmesini istemiş olabilir mi?

Değilse söyleyin, Sanders’ı yalancı ilan edelim.

Siz bu işleri bilirsiniz.

***

Geçen akşam sizi izledim de... Sivas’taydınız... AK Parti Gençlik Kolları üyelerinin sorularını yanıtlarken partinizin adayı Hilmi Bilgin'e oy verilmesi doğrultusunda bir şeyler söylediniz…

Ve cümlelerinizin arasında, tüm doğallılığınızla şöyle deyiverdiniz:

“Hilmi Bilgin’e vereceğiniz destek, yarın ruz-i mahşerde (yani kıyamet günü) beraat belgelerinizden (yani kurtuluş) biri olacak diye düşünüyorum.”

Nasıl bir cümle ama!

Sanders sadece başa gelmiş Trump’ın arkasına Tanrı desteğini yerleştiriyor.

Ama İsmet Bey yerel seçimlerde seçmenlere cennete gitmenin yolunu gösteriyor.

Üstelik kibarca: “…düşünüyorum” diyerek…

Tabii sosyal medya falan olayı çarpıttı.

Öyle ki AKP’nin İzmir adayı Nihat Zeybekçi bile İsmet Bey’in dediğini düzeltmek zorunda hissetti kendisini.

Ama olayın aslını yine İsmet Bey’den öğrendik.

Onun düzeltmesi de şöyle:

Benim cümlemde 'cennet beratı alır' şeklinde bir ifade kesinlikle yoktur. Kimin cennete gideceğini Allah bilir. Bizim cümlemiz 'Ruz-i Mahşer'de beratlarınızdan bir berat olacaktır' şeklindedir.”

Nasıl ama! Bir cümle ancak bu kadar düzeltilebilir, değil mi?

Şimdi Sarah Hanım’dan da benzeri bir düzeltme beklemek hakkımızdır.

“Tanrı Trump’un başkan olmasını istedi demedim; Tanrı’nın isteklerinden birinin de seçmenlerin Trump’ın başkan olması yolunda oy kullanmasıdır dedim” gibi bir şeyler söylese mesela?..

Uyar mı?

Olur mu, İsmet Bey?..

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..

Bazı muhaliflerin sempatik bulduğu Binali Yıldırım, kendisinden çok daha fazla eleştirilere hedef olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç gibi insanlara göre daha cesaretsizdir

Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım

Bir gün aşksız, yapayalnız ve kupkuru kalırsan, eski ve küçük aşklar işine yarayabilir... Ben bunu parlak kırmızı gelinciklerden öğrendim...

İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı

İmamoğlu’nun kazanmasını Kurtuluş Savaşı’na benzetenler, onunla Atatürk’ü zorlama montajlarla el sıkıştıranlar, 17 Nisan'ı 'İstanbul’un AKP’den kurtuluşu' ilan edenler çoğaldı...