24 Nisan 2014

'Ters köşe ustası' Erdoğan'ın 24 Nisan hamlesini anlamak

Erdoğan'ın açıklamasının "devrimciliğinden", "devletin resmî görüşünü berhava ettiğinden" söz edenler var.

Dün bayatlamış 23 Nisan senaryosuna göre çocuklarla biraz tiyatro yapma fırsatı bulan Başbakan Tayyip Erdoğan oldukça neşeli görünüyordu. Bir ara gazetecilere döndü ve Cumhurbaşkanı ile sorun yaşamayacağını alaycı bir gülüş eşliğinde, hatta gülmekten zor konuşarak şöyle dile getirdi:

- Daha önce de ters köşe oldunuz. Şimdi de ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli olmaz...

30 Mart seçimlerini fiilen tek başına kazanan Erdoğan'ın özgüven patlaması yaşadığı ortada. Siyasi planlarını uygularken gündem belirleme konusundaki ustalığını tekrar tekrar kanıtlamayı amaçladığı besbelli.

Başbakan dün "tehcir"in (zorunlu göç) gayri insani sonuçlarından bahsedip "20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını" diledi ve "torunlarına taziyelerini iletti".

Bu, asla görmezden gelinemeyecek önemli bir gelişme oldu. Ülke içinde ve dünyada yankı bulmaması mümkün değildi. Nitekim olumlu ve olumsuz bir dizi tepki ve yorum gündeme geldi, geliyor.

 

*   *   *

 

Erdoğan'ın açıklamasının "devrim niteliğinde" olduğundan, "devletin resmî görüşünü berhava ettiğinden" söz edenler de var. Övgülerin yalnızca iktidar yandaşı çevrelere ait olmadığını, kimi muhaliflerden de benzeri yaklaşımlar geldiğini görüyoruz.

Doğrusu bazı coşkulu tepkiler, bana demokrasi ve özgürlük cephesini derinden yaralayarak bölmüş olan ve hâlâ etkisi geçmeyen "yetmez ama evet" tartışmalarını hatırlattı. Şimdi nispeten sınırlı bir konuda da olsa "evet ama yetmez" mesajını verirken iktidarla aradaki mesafeyi korumakta zorlanan aydınların, tablonun bütününe ve zamanlamaya iyi bakması gerektiğini düşünüyorum.

Böyle derken, Başbakan'ın dünkü sözlerinin hiçbir siyasi getirisi olmayacak önemsiz bir açıklama olduğunu söylemiyorum.

Konunun bir yanı, karşımızdaki "ters köşeye yatırma ustası"nın attığı adımları ve asıl amacını anlayabilmektir; ikinci yanı ise, kuşkusuz, onun yaptığı açıklamanın olumlu etkisini - gerekirse ona karşı bile kullanarak - halklar arasındaki barışa hizmet edilmesi için bir araç haline getirebilmektir. Dengeli ve soğukkanlı yaklaşımın, aşırı heyecanlı tespitlerle abartılı ifadeleri pek kaldırmadığı kanısındayım.

 

*   *   *

 

Tarihimizin en korkunç trajedilerinden biriyle ilgili olarak Erdoğan'ın dile getirdiği "insani mesajlar içeren" yaklaşım kesinlikle doğru ve olumludur. Yanlış olan, basit ve etik bakış açısını yansıtan bu tür bir açıklamanın geçen neredeyse bir asır içinde yapılmamasıydı; yani korkunç gecikme idi. Bu sürenin son 12 yılı AKP iktidarıyla geçti. Bu dönemde 2008'den itibaren başlayan Türk-Ermeni normalleşme süreci ve 2009'da imzalanan Zürih Protokolü de vardı; iki ülke arasında diplomatik ilişkiler yeniden başlamak ve 1993'te kapatılan sınırlar açılmak üzereydi. Ancak sonra geri adım atıldı ve süreç küllendi. Başbakan bu başarısızlığın muhasebesini şeffaf ve samimi biçimde yapmadı.

Son 2-3 yılda içeride demokrasiden giderek uzaklaşarak otoriter yöntemlere sarılan Erdoğan, dış politikada da çok büyük hatalar yaparak kendini ciddi bir uluslararası izolasyon içinde buldu. Bütün sınır komşularıyla ve içinde yer aldığı bölgelerdeki aktörlerle anlaşmazlıklar yaşayan AKP hükümeti, özellikle geçen Mayıs ayından bu yana ABD yönetimi ile derin bir ayrılık içinde. Görünüşte "paralel devlet"e bağlanan gizli görüşme belgelerinin, tapelerin, "Washington'dan yollandığı" kanısında olanlar az değil. Bu şartlarda ABD'nin 30 Mart seçim başarısı dolayısıyla Erdoğan'ı kutlamakta acele etmemesi herhalde şaşırtıcı sayılmaz.

Türkiye'nin uluslarararası alandaki dışlanma sürecinde karşısında duran sınavlar arasında İsrail'le ilişkiler, Kıbrıs ve Ermenistan gibi önemli meseleler var. Ermeni soykırımı 100. yıl etkinlikleri, Ankara'yı bugünden başlayarak tam bir yıl içinde adım adım saracak ve sarsacak bir dış politika tehdidi durumunda.

 

*   *   *

 

Ermenistan yönetimi ve Ermeni diasporası bu yıldönümüne uzun zamandır hazırlanıyor. Ermenistan kulisleri, uzunca bir süredir, Erivan hükümetinin Ankara'da onaylanmayan protokolü çöpe atarak sertleşmek üzere olduğunu fısıldıyordu. Türkiye ise 24 Nisan'a bir gün kala ve büyük yıldönümüne bir yıl kala Başbakan'ın verdiği mesajla dengeleri etkilemek için ürkek bir adım atmış oldu.

Ürkek, çünkü bu mesaj - gecikmiş bir adım olmasının dışında - 1915 olaylarını muğlaklaştıran ve sorumluluğu saptamaktan uzak duran bir anlatımla ve muhtemelen bilerek yapılan çarpıtmalarla doluydu (örneğin, 2009'da üzerinde anlaşılan, Ermenistan parlamentosunda onaylanıp Türkiye'de hasıraltı edilen ortak tarih komisyonunu ve gölgede bırakılan arşivlerin açılmasını savunur görünüyordu).

Dünkü çıkışın, uluslararası komuoyuna sesleniş olarak planlandığı belliydi (Erdoğan'ın açıklaması hemen Ermenice ve Rusça da dahil dokuz dilde yayımlandı; ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu basına "umarım uzattığımız el havada kalmaz" dedi). Ancak ortada Erivan'ı muhatap alan bir çağrı yoktu. Zaten Başbakan, açıklamasından birkaç saat sonra "Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan ile ilişkilerimiz normale dönmez" diyerek barışma görüşmelerini şarta bağlayan eski tutumunu tekrarladı.

 

*   *   *

 

Hatırlanacağı üzere Erdoğan seçimlerden sonra Bakü'yü ziyaret ederek Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'le görüştü. Azeri Zerkalo Gazetesi'nin bildirdiğine göre, görüşmede uluslararası alanda "Ermeni propagandasına karşı ortak davranılması" kararlaştırıldı. 100. Yıl etkinliklerine karşı planlanan adımlardan ilki, Erdoğan'ın dünkü açıklaması olsa gerek.

Ne var ki, Ankara'nın Erivan'la ilişkilerini normalleştirmek için Bakü'den bağımsız davranabileceği koşulları olgunlaştırması gerektiği dün de ortadaydı, bugün de ortada.

Diğer taraftan Karadeniz Bölgesi dünyanın gündeminde aniden ön sıraya çıktı. Ukrayna-Rusya çatışması ve Kırım'ın Moskova'ya bağlanması, son yıllarda dünya siyasetini en fazla etkileyen gelişme oldu. Taraflar dış politikadan askerî potansiyele, ticaretten enerjiye kadar bir dizi alanda her şeyi gözden geçirmeye başladılar. Bu şartlarda bir yandan Moskova ile güçlü ekonomik bağları olan, diğer yandan Kafkasya'da üçlü bir ittifak (Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan) yaratmaya çalışan Ankara'nın önemi tekrar artıyor.

Acaba Washington bu durumda Erdoğan'a yönelik olumsuz tavrını - kısmen de olsa - değiştirebilir mi? En azından cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde Erdoğan böyle bir beklenti içine girebilir mi? Neden olmasın?

 

*   *   *

 

Son yıllarda herkes Erdoğan'ı daha iyi tanıma fırsatı buldu. Onun demokrasiye karşı yaklaşımından tutun da, Ortadoğu'ya ilişkin hayallerine kadar.

"Çok affedersiniz, ne Rumluğumuz, ne Yahudi ve Ermeniliğimiz kaldı" diyen odur. Suriye'de bir türlü değiştiremediği dengeleri yerle bir etmek amacıyla radikal İslamcı güçleri destekleyen, hatta "oradan Türkiye'ye füze attırılması" ihtimalini bile ciddi ciddi ele alan yine Erdoğan ve en güvenilir adamlarıdır. Kürtlerle barış sürecine başlayan, ama fiilen daha fazla adım atmayan, hatta yer yer onları başka bölgesel güçler (bu arada komşu Kürtler) yardımıyla vurmaya çalışan da odur. Medyayı, yargıyı, parlamentoyu tümüyle kendine bağlamak isteyen, Twitter'ı, YouTube'u, 1 Mayıs'ta Taksim'i yasaklayan da Erdoğan'dan başkası değildir.

Başka halklarla gerçekten barış yapabilmek için dar dinî-milliyetçi kalıplardan sıyrılmak, demokrasi ve insan haklarına - en azından temel konularda - inanmak gerekir. Bunu yapmayan, ansal iktidar hesaplarıyla davranan ve söylemini durmadan değiştiren siyasetin geleceği kuşkuludur.

Bugün 24 Nisan. Ermeniler, Türkler, Kürtler, Araplar, hepimiz bugün geçmişin acılarını birlikte paylaşabilmeliyiz. Konuşarak, tartışarak, araştırırarak, yazıp çizerek, sokakları ve salonları doldurarak, şarkılar söyleyerek, ağlayarak... Hep birlikte...

Ve yan yana durmanın önündeki karanlık bulutları dağıtmak için çoktandır beklenen bazı adımların atılması gerekiyor. Hrant Dink'in katillerinin bulunması, Roboski (Uludere) katliamının faillerinin ortaya çıkarılması gibi.

Halklar arasındaki barışın ve dostluğun çimentosu güvendir. Güven de böyle kazanılır. Şark kurnazlığıyla, ters köşeye yatırma ustalığıyla değil.

 

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

"Ölümlerin sorumluları hesap vermelidir!"

Bugün olay yerinde ilginç bir anıt vardır: Hayatını kaybeden 71 kişinin anısını yaşatmak amacıyla birbirine bağlı 71 koca inciyi andıran devasa yuvarlaklar...

Bazen Rusya Türkiye'dir, Türkiye de Rusya…

İki devletin refleksleri aynı tornadan çıkmış gibi. İtiraz istemiyor. Kendine meydan okunduğunu düşündüğünde hemen sopasını çıkarıyor

Sevgili Cüneyt Arkın'a mektubumdur

1975'te çekilen Cemil adlı filmde şöyle diyordunuz: Bir ülkede halk polise güvenmedi mi reisicumhuruna bile güvenmez. Dünyanın her yerinde bu böyledir