16 Mart 2021

Size "Orhan Baba" diyenlerin sayısının giderek azalmasını da önemsemiyor musunuz, Sayın Gencebay?

Ben aslında sizi ve müziğinizi severdim ama bunu, değil başkalarına, kendime bile itiraf edemezdim

Siz bu yazıları okumazsınız, değil mi, Sayın Orhan Gencebay?

Devletine ve iktidarına kayıtsız şartsız bağlı olmayan, ayrıca Cumhurbaşkanı'nı "bile" eleştirenlerin görüşleriyle zaman kaybetmezsiniz herhalde.

Sizin fikirlerinize karşı çıkan densizlerle ilgilenmezsiniz.

Ben yine de "Duyun Beni" diyerek size bir yazı iletiyorum.

Bu bir yazı sadece, hakaret falan değil, daha çok bir hatırlatma.

Geçen gün Sabah Gazetesi'nin sorularını cevaplarken "Cumhurbaşkanı'nın 'bile' eleştirildiğini ve bunu yapanların 'art niyetli' olduğunu" savunmanızla ilgili olarak da bir şey demeyeceğim.

Yalnızca size sevdiğim bir filmden ve şarkıdan bahsedeceğim.  

* * * 

Açık konuşmak gerekirse, ben aslında sizi ve müziğinizi severdim, Sayın Gencebay. Ama bunu, değil başkalarına, kendime bile itiraf edemezdim.

Çünkü 70'li yılların ortalarıydı. Ve ben de daha 15'ime bile gelmeden "sıkı solcu" olmuştum.

Siz ise, nasıl söylemeli, biraz "yoz" gibiydiniz, "teslimiyetçi"ydiniz, "kaderci"ydiniz.

Üstelik bir de "protesto eder gibi" ortaya çıkıp halkı "sınıf mücadelesi"nden uzaklaştırıyordunuz.

Laf aramızda, "siyasi tahliller" bir yana, şarkılarınız benim de yüreğime işliyordu. Birçoğunu hâlâ ezbere bilirim.

Beyazıt-Bakırköy minibüslerinin hava karardığında zevksiz bir diskoteğe benzeyen yeşil-kırmızı ışıkları altında sizi dinlemek pek keyifliydi. Dinlerken de, "bakışmak" dışında hiçbir şey beceremediğimiz bazı kızlarla ilgili abartılı hüzünlere dalmak...

Bir de filmleriniz vardı. O yıllarda çoğunu Bakırköy İstanbul Caddesi'ndeki Yeni Sinema'da izlemiştim.

Sizin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la fotoğraflarınızı gördüğümde bazen bu filmleri hatırlarım. Özellikle de o dönem beni çok etkileyen birini.

1975'te Osman F. Seden'in yönettiği ve "Erman Film'in iftiharla sunduğu" bir filmdi. Adını sizin iki yıl önce yazıp bestelediğiniz ünlü bir şarkınızdan alıyordu: Batsın Bu Dünya.

Size konusunu hatırlatmama izin verir misiniz, SayınGencebay?

* * *

Seçimler yaklaşmaktadır. Şakir Bey'in (Ali Cağaloğlu) bütün amacı seçimleri kazanmaktır. Bunun için her şeyin yolunda gitmesi, en önemlisi hiçbir önemli sorun ve rezaletin çıkmaması gerekmektedir.

Bu konuda Orhan (Orhan Gencebay) onun en güvendiği yardımcılarından biridir. Bir baltaya sap olamayan haylaz oğlu Ferit'in (Yaşar Yağmur) başına açtığı dertleri Orhan sayesinde örtbas etmektedir.

Bu arada seçim kampanyasında hırslı demeçler vermektedir:

"Altın akacak buraya. Hepimiz altınla oynayacağız. Bu iş oturmakla olmaz. Ankara'da 5 dakikada verilecek bir emir her şeyi halleder."

Kazanmak için her şeyi göze almış olan Şakir Bey, "5'er bin liralık 20 çeki" civardaki köylere "cami tamiratı için" yollar ve köylülere oy karşılığında arsa vadeder.

O sırada Ferit ve arkadaşları Seher (Müjde Ar) adında bir kıza tecavüz ederler. Seçimleri riske sokacak bu olay karşısında Şakir Bey, çocukluğundan bu yana "ekmeğini verdiği" Orhan'ı suçu üstlenip kızla evlenmeye razı eder.

Kızın babası Ali Ağa (Osman Alyanak), başlangıçta namusunu temizlemek için Ferit'i öldürmeye niyetlense de, önce Orhan tarafından bertaraf edilir, sonra da patronu Şakir Bey tarafından "Dikili'de bir zeytinlik, Bademli ve Geren'de iki arsa" karşılığında satın alınır.

"Eğer seçimleri kazandıysam senin sayende", der Şakir Bey bir süre sonra Orhan'a.

* * *

Politikayı, iktidarı, parayı ve altını çok sevenler böyledir, Sayın Gencebay. Her şeyi ve herkesi kendi amaçları doğrultusunda kullanmakta ve bir "dekor unsuru" haline getirmekte tereddüt etmezler. Hele yaşamsal önemde gördükleri "seçimler" yakın bir zamanda gündeme gelecekse...

Siz uzun yıllar politikayla aranıza mesafe koymuştunuz. Her kesimi kucaklamaya çalışıyordunuz. Bunu büyük ölçüde başardınız da.

Ayrıca siyasi ortama sokulmanızın sizi çok rahatsız ettiğini belli ettiniz.

"Âkil adam" seçilmenizin ardından (ki ben sadece bu sıfatı üstlendiğiniz için sizi eleştirenlerden değilim) yaptığınız bir açıklamada sağlığınızın pek iyi olmadığını, size yönelik bazı siyasi eleştirilerin "tansiyonunuzu 24'e çıkardığını" söylediniz.

O zamanlar özenle "sadece barış için katkı yapma" ve "sanatın siyasetin dışında tutulması" yaklaşımlarınızı dile getiriyordunuz.

* * *

Filme dönelim.

Orhan otoriteye bağlılık göstermiş ve taviz vermiştir. Ama sonunda mutsuz olmuştur. Bir içki sohbeti sırasında yakın dostu Kadir Baba (Kadir Savun) ona eskiden böyle olmadığını, son zamanlarda çok değiştiğini söylediğinde Orhan kederle cevap verir:

"Ne kaldı ki eskiden?"

"Delikanlılık kaldı, mertlik kaldı."

Kadir Baba'nın da sayesinde Orhan, zorla evlendirildiği Seher'in aslında çok iyi bir insan olduğunu fark eder ve zamanla ona âşık olur.

Tam çocukları olacağını öğrendikleri ve mutlu olmaya başladıkları bir sırada Ferit tekrar ortaya çıkar ve Seher'e saldırır. Olayı öğrenen Orhan, bu kez kendi kadını olarak benimsediği ve sevdiği birine bunun yapılmasına tahammül edemez. Seher de zaten böyle bir suçun "ağır bir cezayı hak ettiğini" düşünmektedir ve bu yüzden babasıyla ilişkisini kesmiştir. Karısını yatıştıran ve ona o günü evliliklerinin başlangıcı olarak kabul etmesini öneren Orhan şunu ekler:

"Sana bir hediyem olacak. Akşam ezanıyla sahilde bekle beni."

Akşam ufukta görünen Orhan'ın motorunun direğinde Ferit'in cansız bedeni asılıdır. Seher mutludur. Suç cezasız kalmamıştır.

* * *

Evet, Sayın Gencebay, elbette mesele suçlu insanları öldürmek ve direklere asmak değil. Ama işlenen suçların ve adalet arayışının bir karşılığının olması gerekiyor.

Bir zamanlar Berkin Elvan öldüğünde şunları dile getiren siz değil miydiniz:

"Siyasilerimizin veya yönetenlerimizin daha dikkatli konuşması lâzım. Çok gönül kırarak konuşuyorlar. Söylenecek ne varsa usulünce söylenmeli."

Berkin'in dışında ve onun ardından daha ne kayıplar verdi ülkemiz…

Birkaç yıl önce Rumelihisarı'ndaki evinize hırsız girdiğinde eşiniz Sevim Emre "30 yılı aşkındır ilk kez başımıza geliyor" sözleriyle yaşadığı şoku anlatıyordu. Sizin de hırsızlıklara ve haksız kazançlara karşı olduğunuzu var sayıyorum.

Demokratik hakları sınırlayan yasaklar da ayrı konu. Siz ve müziğiniz, 60'lardan 80'lere kadar durmadan yasaklarla mücadele etmek zorunda kalmadınız mı?

Şimdi neden bu kadar iktidara "angaje olmuş", neredeyse kaderinizi ona bağlamış olduğunuz izlenimini veriyorsunuz?

Buna ihtiyacınız var mı gerçekten?

Sizin son yıllardaki bu tutumunuza ilişkin olarak dile getirilen uyarıları hiç ciddiye almıyor musunuz, Sayın Gencebay?

Size "Orhan Baba" diyenlerin sayısının giderek azalmasını da önemsemiyor musunuz sahiden?

* * *

Sayın Gencebay, siz ülkemizin en ünlü sanatçıları arasındaki yerinizi çoktan aldınız. Kendi sitenizde de yazdığınız gibi, çıkan plak, kaset ve CD sayısı açısından -korsanlarıyla birlikte düşünüldüğünde- 300 milyon civarında bir tirajla dünya çapında bir rekor iddiası taşıyorsunuz.

Birkaç ay içinde 77. yaşınızı bitireceksiniz.

Ben insanın ileri yaşlarda da "hayatın anlamını" ve geçmişini tekrar tekrar ele almasının yararına inananlardanım.

Burada size bazı kaygılarımı iletmeye çalıştım. Ve bir filminizi hatırlattım.

Son olarak, izninizle o filme adını veren şarkının sözlerini de hatırlatacağım:

"Yazıklar olsun, yazıklar olsun.
Kaderin böylesine, yazıklar olsun.
Her şey karanlık, nerde insanlık!
Kula kulluk edene yazıklar olsun.
Batsın bu dünya, bitsin bu rüya!
Ağlatıp da gülene, yazıklar olsun."

Yazarın Diğer Yazıları

Levent Gültekin'e toplu dayak ve Türklerde mertlik kavramı

Düello birçok ülkede mertçe vuruşma biçimi olarak yaygınlaşmış. Bizde kabul görmemiş. Bizde adım başı pusu kurma, gafil avlama, sırtından bıçaklama...

"Ölümlerin sorumluları hesap vermelidir!"

Bugün olay yerinde ilginç bir anıt vardır: Hayatını kaybeden 71 kişinin anısını yaşatmak amacıyla birbirine bağlı 71 koca inciyi andıran devasa yuvarlaklar...

Bazen Rusya Türkiye'dir, Türkiye de Rusya…

İki devletin refleksleri aynı tornadan çıkmış gibi. İtiraz istemiyor. Kendine meydan okunduğunu düşündüğünde hemen sopasını çıkarıyor