04 Aralık 2014

'Sayın Cumhurbaşkanı'nın himayelerinde' sanatçı ve aydın olmak

Yazık oluyor türkülere. Şiirlere yazık oluyor. Sanata yazık oluyor...

Tek adam yönetimi adım adım kurulurken sanatçı ve aydın olmak zor.

Özgürce işini yapmak, iktidara aldırmamak, hatta onun bazı yasalarına ve uygulamalarına karşı çıkmak zor.

Direnmek zor.

Kendini, kişiliğini, sanatını, onurunu korumak zor.

Zor, zor, zor, ama...

Gerçek aydın olmak hiçbir zaman kolay olmadı ki!

Bence gerçek aydın bağımsız olmak, kendi başına düşünüp kendi emeğiyle işini yapmak, siyaset ve ekonomi dünyasının otoriteleriyle arasına mesafe koymak zorunda.

Yani - şu ya da bu ölçüde - yalnız olmak zorunda.

Yalnızlık? Ah, evet, yalnızlık da zordur her zaman.

Bir de iktidarın upuzun ve güçlü kanatlarının altında, sımsıcak ve korunaklı bir mevzide konumlanmak, daha düne kadar kale duvarına benzeyen bir dizi kapıyı açtırabilecek bir güven duygusuyla "mutlanmak" var!..

*   *   *

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve onun sanatçıları, aydınları, gazetecileri, sporcuları...

Son zamanlarda ne kadar sık konuşup tartışmaya başladık bu konuyu, farkında mısınız?

Artık önde gelen aydınlarımızın, örneğin, Yaşar Kemal'in, Orhan Pamuk'un AKP iktidarına karşı eleştirileri "haber" değil galiba. Gezi sürecinde direnişe omuz veren aydınlarla ilgili bir şey konuştuğumuz da yok pek.

Ancak sık sık Erdoğan'la neşeli fotoğraflar çektiren "ünlülerimiz" parlatılıyor. Falanca toplantıda, filanca etkinlikte, şurada hep birlikte şarkı söylerken, burada "Âkiller" ile görüşürken, öbür tarafta Vizyon Belgesi'ni açıklarken...

Fotoğraflar... Gülücükler... Fotoğrafın merkezine doğru "çaktırmadan vücut çalımları atanlar", omuzların üzerinden en saygılı, en uysal, en sempatik bakışlarla lidere uzanmaya çırpınanlar...

Oysa onca şarkı ve türkü vardı, onca şiir, onca kitap, onca film, onca gösteri, onca maç...

Onca emek vardı...

Onca sevgi...

Halk sevgisi ama...

Hani avuçları kızartana kadar alkışlarda gizli olan...

Cüzdanlarda foto, oda duvarlarında poster olan...

Ve yüreklerde kıpır kıpır bir heyecan...

 

*   *   *

 

Dün Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri verildi. Büyük sözler edildi. Erdoğan ödül alanları, onlar da Erdoğan'ı övdü.

Son zamanlarda Erdoğan'lı fotoğraf karelerinin değişmez ögelerinden biri haline gelen büyük sanatçı (tırnaksız ve içtenlikle yazıyorum) Hülya Koçyiğit, törende yaptığı konuşmada "Türkiye’de ilk kez halkın oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldığım bu ödül, şimdiye kadar aldıklarımın en önemlisidir" dedi.

Sevenlerinin de sevmeyenlerin de kabul ettiği ciddi bir entelektüel birikim yaratan Alev Alatlı, Cumhurbaşkanı'nı ve eşini çok memnun eden sözler söyledi. Bu sözler arasında Gezi'de "gençleri sokağa döken" prokovatif yazarların eleştirisi de vardı, 1950'de ölen George Orwell'in Erdoğan'ı alkışlayan ruhu da (hani şu Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört eserlerinin yazarına alkışlattı Alatlı "dünya beşten büyüktür" diyen Erdoğan'ı).

Salon yıkıldı. Duygulanıp ağlayanlar oldu. Fotoğraflar çekildi.

Bu eşsiz mutluluk sahnelerini paylaşanlar arasında Bülent Ersoy, Muazzez Ersoy, Yavuz Bingöl gibi birçok isim de yer alıyordu.

*   *   *

 

Yavuz Bingöl...

İyi bir biyografisi vardı. Müzisyen, türkücü, sinema ve dizi oyuncusu... Popüler bir sanatçı... Edebiyat öğretmeni bir babayla halk ozanı bir annenin oğlu... Alevi... Solcu... Daha başka şeyler de vardı onun özgeçmişinde...

Ne var ki Yavuz Bingöl'e yetmedi bütün bunlar. O daha fazlasını istedi.

Galiba aldı da. Karşılığında büyüklüğünü henüz anlayamadığı bir bedel ödeyerek...

O da "doğru zamanda, doğru yerde olmak" düşüncesinin büyüsüne kapıldı. Hayranlarının (ve hatta yakın akrabalarıyla arkadaşlarının) tepkisi ve hayal kırıklığına bulanmış üzüntüsü pahasına...

Dün Hürriyet'de meslektaşımız Ahmet Hakan'ın Bingöl ile yaptığı söyleşi yayımlandı. İyi bir söyleşiydi. Bingöl'ü daha iyi anladık bu söyleşideki cevaplarıyla.

Daha çok üzülenler ve kızanlar da oldu. Nasıl olmasın! Söyleşi boyunca iktidarı kollayan bir tutum içinde konuştuğu apaçık ortada olan Bingöl, Erdoğan'ın Berkin Elvan'ın annesini yuhalatmasını bile "insani açıdan" haklı göstermeye cüret edebildi.

Sonra sözde düzeltme yapmaya, özür dilemeye çalıştı; Ahmet Hakan'ı suçlamayı denedi (bu konuda cevabı elbette Ahmet Hakan verecek, söyleşinin bant kaydını da yayımlayacakmış, biz bu ayrıntılara girmeyelim).

Yaptığı açıklamada "ben öyle demedim, şöyle dedim" gibi bir netlik yok. Ne var? Kötü bir Türkçe ile "edebiyat parçalama" çabası:

"Ahlakın her alanda çöktüğü bir sistemde sesimi sadece kendi içimde duymaktan yoruldum... Tertemiz kalacağım... Türkü tadında aynı Yavuz..." türü fiyakalı cümleler...

Bu söyleşiye, kendisini terk etmeyen ancak sarsılan hayranlarını ikna etmek için razı olduğu anlaşılıyor. Sonuç yeterince ikna edici olmuştur herhalde.

 

*   *   *

 

Yavuz Bingöl de artık "Sayın Cumhurbaşkanı'nın himayelerinde" bir sanatçı...

Kazandı.

Ve kaybetti aynı zamanda.

Ben Bingöl'ün hayranlarından değildim hiçbir zaman. Ama sevdiğim türküleri vardı. Dün biri aklıma geldi:

 

    "Gözüm yolda gönlüm darda

    Ya kendin gel ya da haber yolla

    Yara bende derman sende

    Ya kendin gel yada bana gel de

    Duyarım yazmışsın iki satır mektup

    Vermişsin trene halini unutup

    Kara tren gecikir belki hiç gelmez

    Dağlarda salınırda derdimi bilmez

    Dumanın savurur halimi görmez

    Kan dolar yüreğim gözyaşım dinmez"

 

Yazık oluyor türkülere de. Şiirlere yazık oluyor. Sanata yazık oluyor.

Bedeli değiyor mu bari bütün bunlara?..

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

"Ölümlerin sorumluları hesap vermelidir!"

Bugün olay yerinde ilginç bir anıt vardır: Hayatını kaybeden 71 kişinin anısını yaşatmak amacıyla birbirine bağlı 71 koca inciyi andıran devasa yuvarlaklar...

Bazen Rusya Türkiye'dir, Türkiye de Rusya…

İki devletin refleksleri aynı tornadan çıkmış gibi. İtiraz istemiyor. Kendine meydan okunduğunu düşündüğünde hemen sopasını çıkarıyor

Sevgili Cüneyt Arkın'a mektubumdur

1975'te çekilen Cemil adlı filmde şöyle diyordunuz: Bir ülkede halk polise güvenmedi mi reisicumhuruna bile güvenmez. Dünyanın her yerinde bu böyledir