23 Mayıs 2012

Putin’in dış politikası (2)

Avrupa’ya yerleştirilmesi öngörülen Füze Kalkanı, Rusya-ABD ilişkilerinde temel sorun olarak kalmaya devam ediyor

 

Öncelikli amaç: Avrasya Birliği

 

Rusya lideri Vladimir Putin’in üçüncü devlet başkanlığı döneminin ilk günü yayımladığı “Rusya Federasyonu’nun dış politika çizgisinin hayata geçirilmesi yolunda önlemler” başlıklı belgede ABD ve Batı’ya yönelik yaklaşım dikkat çekiyor. Belgede, bir önceki Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev’in temel dış politik tercihlerinden biri olan “ABD ile ilişkileri sıfırlayıp yeniden başlatma” girişimlerinden söz edilmiyor bile. Bu durum, Medvedev’in uluslararası politikasının “Amerika cephesinde fiyasko ile sonuçlandığı” iddialarını güçlendiriyor.

Avrupa’ya yerleştirilmesi öngörülen Füze Kalkanı, Rusya-ABD ilişkilerinde temel sorun olarak kalmaya devam ediyor. Ayrıca İran, Libya, Suriye ve eski Sovyet coğrafyası gibi konularda tarafların tutumları birbirinden oldukça farklı. Geçtiğimiz aylarda Putin’in birkaç kez “ABD’nin ‘Arap Baharı’ benzeri bir iktidar karşıtı hareketlenme için Rus muhalefetini desteklediği” yolundaki açıklamaları da ilişkilerin gerginleştiğinin göstergelerinden biriydi.

Genel izlenim, Moskova’nın, Washington ile köprüleri atmasa da, ona karşı biraz daha mesafeli olacağı yolunda. Özellikle de Kasım ayındaki devlet başkanlığı seçimleri öncesinde Amerikan muhalefetinin Rusya konusunda lider Barack Obama’ya yönelik eleştirileri yoğunlaşacağından dolayı, yakın zamanda ikili ilişkilerde ciddi bir gelişme beklemek zor. Seçimi cumhuriyetçi aday Mitt Romney’nin kazanması halinde ise ilişkilerin daha da gerilmesi ihtimali büyük.

 

*      *      *

 

“Üçüncü Putin döneminde” Rusya’nın dikkatinin daha çok Asya-Pasifik bölgesinde yoğunlaşacağı, bunun da doğal olduğu, çünkü söz konusu bölgenin son yıllarda dünya politikasında öne çıkmış olduğu yorumlarını yapanlar az değil. Özellikle Pekin’le ilişkiler ve Şanghay İşbirliği Örgütü Moskova açısından özel bir yer tutuyor.

Başkanlık süresi 4 yıldan 6 yıla çıkan Putin’in, bu dönemde somut başarıları hedeflediği dış politika alanı, bir yanıyla Bağımsız Devletler Topluluğu üyelerini, diğer yanıyla – onların yanı sıra – bir dizi komşu ülkeyi ilgilendiren “Avrasya Birliği” amacı. Kremlin kulislerinden sızan fısıltılara bakılırsa, yakın gelecekte hem siyasi ve askerî, hem de ticari-ekonomik adımlarla Balkanlar’a, Türkiye’ye, İran’a, Hindistan’a, Çin’e ve daha pek çok Avrasya ülkesine yönelik işbirliği girişimlerinin hızlandırılması planlanıyor.

\

2011 yılı sonunda Rusya, Belarus ve Kazakistan devlet başkanları, “Avrasya Birliği’nin 2015’e kadar kurulması” hedefini belirlemişlerdi. Geçen ay da Duma’da “Avrasya Birliği parlamentosu” konusunda çalışmalar başlatılmıştı. Kısa bir süre içinde Rusya’da “Avrasya muhafazakâr partileri forumu” düzenlenmesi yolunda girişimler olacağı öne sürülüyor. Rusya’nın, Kazakistan ve Belarus dışında, Kırgızistan, Tacikistan ve Ermenistan’la da sıkı ilişkileri var. Bir Rus gazetesi, “Avrasya entegrasyonunun giderek genişleyeceği” öngörüsünde bulunarak birkaç olası ittifak ülkenin adını sıralıyor: Sırbistan, Ukrayna, Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan…

 

*      *      *

 

Son dört yıl içinde zaman zaman Putin’den bağımsız davrandığı izlenimini veren (ya da bu şekilde hazırlanan “iyi polis-kötü polis” senaryosunu uygulayan) Medvedev, ABD ve Batı ile ilişkileri geliştirme amacıyla bazı önemli ödünler vermişti. Örneğin, İran ve Libya konusunda.

Moskova’da daha sonradan, Libya’da verilen ödünlerin “büyük ölçüde plansız ve karşılıksız” olduğu görüşü ağırlık kazandı. Libya’dan çıkan derslerle Moskova’nın Suriye’de izlediği politika daha kararlı ve sert oldu. Bu arada Medvedev bir adım geri çekilirken Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un öne çıkması dikkat çekti. Sonuç olarak - birçok tartışmalı ve trajik gelişmeye yol açmış olsa da – Rusya’nın Suriye’deki inatçı tutumunun başarı kazandığını ve Batı’yı frenlediğini teslim etmek durumundayız. (Bu arada Türkiye’nin Suriye konusundaki “hiperaktif” çizgisinin önemli ölçüde izole edilip başarısız kalmasında da Rus dış politikasının dolaylı etkisinin olduğu aşikâr.)

\

Yeni kurulan Rusya hükümetinde birçok bakanın değişmesine karşın 2004 yılından beri Dışişleri Bakanı olan Lavrov’un koltuğunu koruması, Moskova’nın dış politikasının genel olarak fazla değişmeyeceğinin bir işareti olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte sosyo-ekonomik konuları Medvedev’in başkanlığındaki hükümete devreden Putin’in ağırlıklı olarak dış politikayla ilgileneceği görüşünü savunanlar az değil.

Kimilerine göre, son aylarda protesto hareketlerinin güçlendiği Rusya’da “ekonomide mucize yaratmak zor; ama dış politikada atılacak bazı sansasyonel adımlarla hem dünyanın, hem de ülkenin gündemini değiştirmek mümkün”; ya da en azından Kremlin’de böyle düşünenler var.

Cuma günü Rusya ile Batı arasındaki gerginliğin artması ihtimalini, bazı bölgesel sorunları ve Türk-Rus ilişkilerini ele alarak konuyu tamamlamaya çalışacağız.

ETİKETLER

hakan aksay

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...