27 Nisan 2011

Çernobil, insan hayatı ve siyaset

Bundan 25 yıl öncesiydi. Leningrad’da arkadaşlarla neşeli bir gün geçirmiştik...


Bundan 25 yıl öncesiydi. Leningrad’da arkadaşlarla neşeli bir gün geçirmiştik. Akşam üzeri Ukrayna’daki bir tesiste büyük bir kaza çıktığını duyduk. Televizyonu açtık. Çernobil adını ilk kez duyduk. Kazanın birkaç gün önce bir nükleer santralda çıktığı, ama her şeyin kontrol altında olduğu söyleniyordu...

Gorbaçov iktidara geleli bir yıl olmuştu. Henüz “saydamlık” politikası ilan edilmemişti. Fısıltı gazeteleri yayına başladı: “Aslında Çernobil’de yüzlerce insan öldü, ama Politbüro saklıyor!”

O yıllarda yangınlardan metro kazalarına kadar her felakette aynı şeyi yaşardık. Resmi çevreler ve “partili medya” haberi hiç vermez veya çarpıtır, fısıltı gazeteleri ise bire bin katardı.
Çernobil’in 20. Yüzyıl’da dünyanın karşılaştığı ilk büyük nükleer felaket ve tarihin en büyük kazası olduğunu nereden bilebilirdik. Olayla ilgili ilk kısa açıklama 30 Nisan 1986’da yapılmıştı. Sovyet yönetiminden “gerçeğe benzeyen” ilk bilgilendirme ise patlamadan iki hafta sonra gelmişti.
Bu süre içinde Çernobil’den gelen radyasyon bulutları Leningrad’ın üzerinden Finlandiya’ya, sonra da İsveç’e ulaşmış, orada dikkat çekmiş, analiz edilmiş ve alarm düğmelerine basılmasına neden olmuştu.
*      *      *
Ölenler binlerceydi. Ve yayılan radyasyonun etkisi birkaç yıl değil, yüzyıllarca sürecek, onbinlerce kişi kansere yakalanacak, hastalıklı ve garip insanlar doğurmamak için pek çok aile çocuk sahibi olmaktan vazgeçecekti.
Doğan çocuklar da vardı ama. Yüzlerinde ve vücutlarında belirgin bozukluklar olan, iç organları dışarı taşan, bir bacağı ötekinden kat kat daha büyük olan, çoğunlukla medyadan gizlenen, kimilerinin deyişiyle “korkunç yaratıklar”… Çernobil’e “kurtarma çalışmaları amacı” ile giden 600 bin kişinin bir bölümü de böyle korkunç trajediler yaşadı. Kimisinin çenesi, kimisinin burnu eridi; gözleri ve dilleri sarktı, organları talan oldu. Hastanelerde aynaya bakınca intihar edenler çıktı. Tiroid kanseri vakalarında patlama yaşandı. Zihinsel hastalıklar arttı.
Çernobil yüzünden kaç kişi öldü sorusuyla ilgili bir internet taraması yaparsanız, bir milyona yaklaşan rakamlarla da karşılaşırsınız, hâlâ “30-40 kişi” diyenlere de rastlarsınız. Dünya Sağlık Örgütü'ne bakılırsa 4 bin, Greenpeace verilerine göre ise 200 bin kişi yaşamını kaybetmiştir. Çernobil’den sonra Belarus’ta ortalama yaşam süresi 74’ten 58’e inmiştir.
Sovyet devleti, Çernobil’e 30 km kadar mesafede yaşayan 115 bin kişiyi ülkenin başka yerlerine göndermiştir. Çoğu Ukrayna, Belarus, Rusya’da milyonlarca insan patlamadan etkilenmiştir. Felaketin etkileri tüm Avrupa’ya, hatta Amerika’ya uzanmıştır. Radyasyon, üretilen yiyeceklerle ve içeceklerle daha uzun yıllar boyunca yayılmıştır. 
*      *      *
Çernobil’deki nükleer santral patlamadan sonra da kullanıldı, ta ki 2000 yılına kadar. Yani felaketten ancak 14 yıl sonra kapatıldı. Reaktörün üzeri, hâlâ bölgedeki radyasyonu rüzgar ve yağmurlara karşı beton bir zırhla kaplı. Bu zırhın en geç 2016’da değiştirilmesi için yüzmilyonlarca euro gerekiyor. Bu paranın önemli bölümünün, daha önce de olduğu gibi, Avrupalı ülkelerce toplanması gerekiyor.
Bugünlerde Rus kanalları, 25 yıl sonra bugün bile tehlike saçan Çernobil’in civarındaki “hayalet kasaba” görüntülerini, bölgenin boş evlerini ve işyerlerini gösteriyor. O yılın tartışmaları alevleniyor. 

“Kremlin bazı kararları hemen alsaydı binlerce insan kurtarılabilirdi”
deniyor. Ama ülke yönetimi, “içte ve dışta puan kaybetmemek ve sözüm ona panik çıkmasını önlemek” adına gerçeği mümkün olduğunca gizlemeyi seçmişti. Böylece siyaset, insan hayatı karşısında bir kez daha galip gelmişti.

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...