17 Mart 2015

Bu 'Türkiye A.Ş.' nasıl kazanacak? Ne satacak?

Memleket hayırlısıyla 'şirketleşince' Meclis'e, hükümete, yargıya, medyaya falan da gerek kalmaz herhalde...

 Dünyanın en enerjik ve konuşkan lideri olarak her gün bir şeyler diyorsunuz.

Biz sıradan ölümlüler, sizin aklınıza ve söylemlerinize yetişmekte zorluk çekiyoruz.

Şimdi de devleti "anonim şirkete dönüştürme" hayalinden bahsetmişsiniz.

Vallahi, çok ilginç!

Haberi okuyunca hemen internetten sizin yüz hatlarınızı ve sesinizi aramaya başladım.

Ben sizin ne dediğinizden çok nasıl dediğinize meraklıyım bu sıralarda.

Vurgularınıza, kaşınıza gözünüze, ellerinize falan bakıyorum. Bazen söylediğinizi beğenmesem bile izlediğimden keyif alıyorum.

Buldum haberin videosunu: Balıkesir'de "Ekonomi Ödülleri 2015" etkinliğinde konuşmuşsunuz. Herhalde oradakiler paradan puldan anlayan akıllı insanlardı. Onlara yönelik konuşmanın bir yerinde "manalı bir fasıla" verdikten sonra çok kıymetli işaret parmağınızı öne çıkarıp sağ elinizle yüreğinize uzanır gibi yaparak şöyle diyorsunuz:

"Değerli arkadaşlarım, benim derdim ne, biliyor musunuz? (Dertleşme tarzında bir samimiyet vurgusuyla:) Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa, Türkiye'yi de öyle yönetmektir. (Burada yine bir sessizlik molası veriyorsunuz; bu sessizliğin altında ezilen seyirciler "bir şeyler yapmak gerektiği" hissiyle alkışlamaya başlıyorlar. O arada siz hoşunuza giden cümlenin son kısmını keyifle tekrarlıyorsunuz:) Öyle yönetmektir..."

Şimdiii...

Ses ve hareketler çok iyi de...

Bir de söyleneni anlayıp hazmetmemiz lazım.

 

*   *   *

 

Belediye'yi istediniz! Aldınız...

Parti kurmak istediniz! Kurdunuz...

Seçimleri kazanmak istediniz! Sildiniz süpürdünüz...

Başbakanlık koltuğunu istediniz! Yıllarca oturdunuz...

Cumhurbaşkanlığını istediniz! İlk turda galip geldiniz...

Sonra o da yetmedi; "devlet başkanlığı" istemeye başladınız!

Hangi partiye istediğinizi hiç belli etmeden (ne de olsa "tarafsız"sınız) "400 milletvekili" istemeye başladınız!

AK Saray, bin küsur oda... Orada çalışan 718 kişiye (şimdilik) 1982 kişi daha ekleyip 2700 kişilik personel falan... Bunlar da tamam!..

Şimdi de devleti şirkete mi dönüştürmek istiyorsunuz?

Şunu iyice bir anlayalım, nasıl olacak bu "dönüşüm"?..

Yani benim hatırladığım...

Siz "hizmet" için gelmiştiniz...

Devleti A.Ş.'ye dönüştürmek nerden çıktı?

A.Ş. daha fazla mı kazandırır?

Sahi şirketin adı ne olacak?

"Türkiye A.Ş."?

TC yerine AŞ...

Oldukça modern bi yaklaşım, sanırsam...

Hem Ahmet Bey işi iyice yüzüne gözüne bulaştırırsa, seçimlerden sonra AK Parti yerine AŞ Parti kurulur.

O da "manalı" ha! Hem anonim şirket demek, hem de aş, yani yemek. (Şu sıradan insanların bitmeyen derdi...)

Siz de her zamanki gibi başımızda olursunuz.

Gerçi tam anlamadım "şirketin" genel müdürü mü olursunuz bu durumda, CEO'su mu, patronu mu? Hepsi birden mi?..

 

*   *   *

 

Neyse, o hallolur da...

Biz ne olacağız?

Yani şimdi Türkiye henüz daha cumhuriyet iken, yurttaş olarak "78 milyonda bir"iz ya....

Memleket hayırlısıyla "anonim şirketleştiği" zaman...

Biz de şirkete ortak olacak mıyız?

Hani "78 milyonda birlik hisse" sahibi olabilir miyiz?

Gönül rahatlığıyla size "N'aber ortak" deme şansımız olacak mı, mesela?

Neyse, ileri gittim galiba. Bu son sorularımı geri alıyorum. Siz nasıl münasip görürseniz...

Pekiii...

Benim bildiğim, şirketlerin amacı para kazanmaktır, kâr etmektir...

Ne satacağız? Nasıl kazanacağız?

"Türkiye A.Ş."nin gelirinden biz de "nasiplenebilecek" miyiz?

Şirkette "büyük ortak" siz olursunuz herhalde?..

Sonra Bilal Bey falan...

Sahi, şimdi aklıma geldi, şu Merkez Bankası ve Türk Lirası gibi takıntılardan kurtulup şirketin paralarını Amerikan Doları ve Euro olarak tutmamız daha mantıklı olmaz mı? Bankaya yatırmayıp evde tutunca bile para parayı çekiyor nasıl olsa...

Eee, artık "şirket" olacağımıza göre "ekonomik kategoriler" ile düşünmeliyiz tabii.

Bu arada şirket bütçesinden eğitime, kültüre vs. fazla para harcamaya gerek yok zannımca. Kârımız azalmasın fuzuli yere.

Aslında düşündüm de...

Meclis'e falan da gerek yok "anonim şirket" olunca.

Hükümete, yargıya falan da...

Hatta gazetelere de pek ihtiyaç kalmayabilir. Onların yerine "şirket bülteni" ve "katalog" gibi bir şeyler çıkarılır.

Gazeteciler de gereksiz, haliyle.

PR lazım tabii. PR ve reklam. Orası mühim...

Olur mu olur, valla bu "A.Ş." işi aklıma yatıyor.

Hele siz istedikten sonra...

 @AksayHakan

Yazarın Diğer Yazıları

Bir insan neden hapse girmeyi isteyebilir?

Rus muhalif Aleksey Navalniy tedavi olduğu Almanya'dan Rusya'ya döndü. Dönerken hapse gireceğini biliyordu

2020'yi daha fazla taciz etmeden usulca "öküz yılı"na geçerken

İnsan yaşayabilmek için ölümü unutmak zorunda. Covid-19 ortaya çıkıp insanlığı teslim aldığından beri bu mümkün olmuyor. Yani artık ölümü unutamıyoruz. Her gün onu düşünüyoruz.

Kafkasya’da Türk-Rus gerilimi: Bahçeli’nin Nahçıvan çıkışı Ankara ve Bakü’nün yararına mı?

Bahçeli'nin dünkü paylaşımı, uluslararası hukuk ve hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın çıkarları açısından sorunlu bir mesajdı.