25 Ocak 2015

Bir fotoğrafın anatomisi veya Egemen Bağış'a mektup

İsteyenin "çaldımsa çaldım" diye okuyabileceği bir duruş... Sağ eliniz sanki zar atıyor...

Çok etkileyici bir fotoğraf!

Kutlarım sizi, Sayın Egemen Bağış.

Duruşunuz, "vücut diliniz", elleriniz, yüzünüz...

En çok da gözleriniz, bakışınız...

Pek bir "fotoğraflık"tı.

Gerçekten de "başarılı" oldunuz.

Bu pozunuzla, bu fotoğrafınızla tarihe geçtiniz.

Ölümsüzleştiniz!

*   *   *

 

Nasıl becerdiniz?

Yani nasıl böyle bir "tarihi poz" verebildiniz?

Çok çalıştınız mı?

Ayna karşısında prova yaptınız mı?

Danışmanlarınıza "Nasıl, böyle oluyor mu?" diye sorarak uzun süre hazırlandınız mı?

Yoksa içinizdeki tepki ve duygular öyle bir "olgunlaştı" ki...

Birdenbire "doğaçlama" olarak mı ortaya çıktı tavrınız?

 

*   *   *

 

Kendinizden ne kadar eminsiniz!

Sağ eliniz sanki zar atıyor.

Ve o esnada gözleriniz düşeş geleceğinden emin.

Öteki el sanırım cepte (yine bir özgüven sembolü).

Sevenlere, sevmeyenlere "taş gibi" bir mesaj!

"Yıkılmadım, ayaktayım" durumu.

"Canıma değsin" doyumu.

 

*  *   *

 

Doğrusu Meclis kürsüsünde yolsuzluk yapmadığınızı söylerken yaptığınız konuşmada bu kadar özgüvenli değildiniz.

Hani şu "Alnımız aaaak, başımız diiiiik" diye yapmacık bir kızgınlıkla bağırdığınız konuşmada.

Herhalde o zaman kendiniz korktuğunuz için başkalarını da korkutmaya çalışıyordunuz.

Oysa şimdiki fotoğraf bir "korkusuzluk" şaheseri.

Tam bir meydan okuma!..

 

*   *   *

 

Hani "nasıl istiyorsanız öyle anlayın, ulan!" pozu...

İsteyenin "çaldımsa çaldım" diye okuyabileceği bir duruş...

"Bakara-makara, ağzıma geleni söylerim ben" dayılanması...

Karşıtlarına yönelik "Yüce Divan'ınız falan vız gelir tırıs gider" havaları...

"Ne yaparsam yapayım, Reis beni korur" garantisinden devşirilen sınırsız cesaret...

Az sonra çıkacak oylama sonucunu bilmenin tartışılmaz üstünlüğü ve hâlâ bu tür mücadele yöntemlerini deneyenlere yönelik zapt edilmez bir aşağılama isteği (muhtemelen kendi partisindeki farklı görüşlerle dalga geçme arzusu da dahil).

 

*   *   *

 

CHP milletvekili Ali Özgündüz, sizin bir ara "Eninde sonunda beni Yüce Divan'a göndereceğinizi biliyorum" dediğinizi söyledi.

Eğer bu doğruysa...

Siz yukarıdaki fotoğrafta sadece bugünün keyfini çıkarıyorsunuz...

Ve tabloya yansıyan, yarın asla bulamayabileceğiniz bir güçlü iktidar hissi ve "gün bugün iken" birilerini "çatlatma" arzusu...

Kendisini her durumda koruyacak olan babasının bacaklarının arasında az önce kavga ettiği ilkokul arkadaşlarına nanik yapma hali...

Ama babanız her zaman yanınızda olamaz!

Yani... galiba... sonranız yok!

 

*   *   *

Gelecek planlarınızın ilk başta tasarladığınızdan çok farklı olacağı belli oldu artık.

Sanırım önceleri kendinize büyük güven duyuyordunuz.

Öyle ya, "cahil cühela" arasında "Amerika'da 17 yıl yaşamış olmak", "Bill Clinton ve George Bush'a tercümanlık yapacak kadar ecnebi lisana hâkimiyet", kendi deyiminizle "partinin liberal kanadını temsil etmek" önemli şeylerdi.

Tercüme bürosu sahipliğinden danışmanlığa, oradan dış politikanın kilit konumlarına ve AB'yle ilişkilerin patronluğuna getirildiniz.

Gözünüz partinin ve hükümetin başına geçmekteydi.

Seçim sonrası onca eleştiriye rağmen "Reis'in balkonu"na çıktığınızda belki hâlâ bu umudu koruyordunuz.

Ama yolsuzluk rüzgârları, AK saraylar, Davutoğlu'nun mırın kırınları falan derken...

Geleceğe ilişkin amaçlarınız kararıverdi.

Şimdi belki "ters bir şey olursa" kapağı atacak güvenli bir yer planı üzerinde de çalışıyor olabilirsiniz.

 

*   *   *

 

Ama bugün henüz sizin gününüz.

"Bugün" daha ne kadar sürer, bilinmez...

Kıymetini bilmeniz lazım.

Ve gelecekte asla veremeyeceğiniz pozlar için...

Bugünü sonuna kadar değerlendirmelisiniz.

"Tarihi fotoğrafınız"ı evinizin veya ofisinizin en müstesna yerine asın.

Ve o pozunuzu verdiğiniz anı hiç unutmayın!

Siz unutsanız da...

Biz unutmayacağız!

@AksayHakan