16 Temmuz 2015

Bayram arifesinde AKP çikolatası ve HDP kahve fincanları...

HDP’de son bir aydaki değişmeyi beğenen Davutoğlu’nda da gelişme var. Mesela, ‘Selahattin’ diyebiliyor artık...

Ortada çikolata ve fincan takımı var...

AKP ile HDP’nin birbirine hediyeleri bunlar...

İçimden farklı duygular geçiyor.

Şimdi aranızdan en akıllıları bana diyecek ki:

“Yahu abartma hemen, resmî koalisyon görüşmeleri işte, her şey formalite icabı, fazla bir anlam arama!”

Biliyorum, böyle durumlarda ne “görüşme içten ve samimi geçti” gibi açıklamalara, ne de oradaki kibar sözlere ve gülücüklere inanılır.

Ama ben 7 Haziran öncesini hatırlıyorum.

HDP’ye yapılan saldırıları, patlayan silahları ve bombaları, ölenleri ve yaralananları...

AKP’nin devleti de bir tank gibi kullanarak kalktığı acımasız atağı...

Karşılıklı sert eleştirileri, hatta hakaretleri...

Şimdi masada AKP’nin hediyesi olan çikolata duruyor...

Ve HDP’nin AKP’ye verdiği Diyarbakır işi bakır işlemeli kahve fincanı takımı...

*     *     *

Evet, nihayet AKP ile HDP arasında bir görüşme yapıldı.

En son Dolmabahçe’de bir araya gelmişlerdi; ardından kızılca kıyamet kopmuştu.

Bu sefer inşallah sorun çıkmaz ve kimse “aynı karede olmamaları lazımdı” diye fikir beyan etmez.

(Gerçi dünkü görüşme yapıldığı sırada Saray ahalisinden İbrahim Kalın, soyadıyla aynı incelikte bir Demirtaş-terör eleştirisi yapmakla meşguldü.)

Benden daha coşkulu arkadaşlarımız, AKP heyetinin CHP ve MHP’ye göre HDP ile daha uzun görüştüğünün altını kırmızı kalemle çiziyor.

Hatta “aniden AKP-HDP koalisyonu ortaya çıkabileceğini” ima edenler bile var.

Ben burada sadece “görüşme” yapılmasını önemsiyor, onu öne çıkarıyorum.

“Görüşmek”, “konuşmak”, “el sıkışmak”, “hal hatır sormak”, “birbirine gülümsemek”...

Bunlar bile neredeyse acayip karşılanacak şeyler haline geldi Türkiye’nin son yıllarda içine sokulduğu olağanüstü ortamda.

Oysa yıllar önce Demirel, Ecevit, Erbakan ve diğer liderler aynı televizyon programlarında konuşup şakalaşırdı.

*     *     *

Dünkü görüşme nasıl geçti, bilemeyiz; orada değildik.

Aslına bakarsanız bu tür görüşmeler nasıl organize edilir, ben onu da bilmiyorum.

Mesela, nasıl belirlenir takımlar, yani görüşme ekipleri?..

Biri çıkar da “sen, sen, sen, müdafaada olacaksınız, sen orta sahada, sen de forvette olacaksın” falan mı der?

Takımlar aynı anda mı açıklanır? Yoksa birinin açıkladığı ekibe göre ötekinin kendi kadrosunu oluşturma şansı olur mu:

“Yalçın Akdoğan da gelecekmiş, Sırrı mutlaka senin de olman lazım!”

*     *     *

Akdoğan demişken...

Televizyonlardaki kısa görüntülerde en çok onun güldüğü dikkatimi çekti.

Oysa ortalık yerde gülmekle arası pek yoktur.

Neden acaba diye düşündüm...

“HDP barajı aşamasa süper olur” ve daha bir dizi “iyi dilekleri” için özür dilemek amacıyla gülmüyordu besbelli.

Onu güldüren başka bir şey vardı herhalde.    

Masanın merkezine ondan da uzak olan, hatta duruşuyla neredeyse Ankara’da değil de Ağrı’daymış gibi duran içişleri eski bakanı Efkan Âlâ da oradaydı.

O pek gülmüyordu.

Acaba hâlâ yemin törenindeki Türkçe hatalarını mı düşünüyordu? Belki de “Şu Kürtler bile şıp diye okuyuverdi, bana yemini tekrarlattılar” diye kızıyordu için için.

*     *     *

Görüşmede AKP tarafından yalnızca Başbakan Ahmet Davutoğlu konuşmuş.

HDP tarafından da sadece eş başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Üstündağ söz almış.

Ama televizyon haberlerindeki görüntülere bakarsan konuşan tek bir kişi var: Sırrı Süreyya Önder...

Herhalde görüşme başında şakalar yaparak ortamın elektriğini alıyor, ne de olsa AKP ile “müzakere pratiği” var.

Önder, görüşme sonrasında da şakayla karışık açıklamalarına devam etti. Bu arada anlaşan insanların sohbet, anlaşamayanların müzakere ettiklerini vurguladı.

Doğru söze ne denir!..

*     *     *

Sonuçta öyle veya böyle, diyalog konusunda çok açız, susuzuz.

Kimse birbirini dinlemiyor bu ülkede.

Herkesin doğrusu “tek doğru”.

Hükümet kurma konusunda çok daha önceden de konuşulabilirdi.

Ve bugün daha geniş katılımcıyla görüşülebilir.

Dört partinin yöneticileri bir araya gelip hep beraber konuşsalar çok daha iyi olmaz mı!..

*     *     *

Davutoğlu dün HDP’ye ve Demirtaş’a yönelik iyi şeyler söylemeye çalışırken “Son bir ayda HDP’nin duruşunun değiştiğini gördük” demiş.

Olumlu değişme var diyorsa, bu sonuçta iyi bir şeydir.

Darısı herkesin başına.

Davutoğlu da değişti ve gelişti kuşkusuz.

En azından seçim kampanyasında “Sana Selahattin demeyeceğim!” diyorken, dün birkaç kez “Selahattin Bey” dedi.

Keşke çok daha fazla olumlu değişme olabilse...

Herkeste...

Ve diyalog ortamı, karşılıklı birbirini anlama çabası, işbirliği isteği güçlense...

Biliyorum, son günlerde birkaç görüşme yapıldı, sıcak anlatımlar kullanıldı, yarın da bayram diye bir anda her şey toz pembe hale gelmiyor.

Yaşanan krizler, işlenen suçlar tozlu raflara kaldırılmıyor.

Ama Türkiye, 7 Haziran sonrasında bir tuzağa düşmeden demokrasi ve barış yolundan yürümesini başarmak zorunda.

Bunun için de dünkünden çok daha fazla diyaloga ve farklı kesimlerin birbirini anlamaya çalışmasına ihtiyaç var.


@AksayHakan

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...