29 Mayıs 2022

Zamana Değer Katanlar

"Taşlar... Zamanı tutsak eden taşlar... Kadim Şehir İstanbul'un her köşesi yaşamsal öyküler gizledi Karacaahmet'e, Zincirlikuyu'ya, Kanlıca'ya... Şairler şiirler mırıldandı Aşiyan'a, Kandilli'ye, Küplüce'ye... Ressamlar rengini verdi Küçükyalı'ya, Topkapı'ya, Merkezefendi'ye..."

"Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Ölmüşlerimin mezarları."

Orhan Veli Kanık

Araştırmacı yazar ve fotoğraf sanatçısı Atilla Alp Bölükbaşı'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'den Mayıs 2021'de çıkan "Zamana Değer Katanlar" kitabı ile karşılaşmanın mutluluğunu yaşadım geçen hafta. Çeşitli araştırma dönemlerinde İstanbul'da bulunan neredeyse tüm mezarları ziyaret etmişimdir. Türkiye'nin hafızasında yer etmiş, aşina olduğumuz isimlerin dahi mezarlarını ziyaret etmek istediğimizde yaşanan zorluğu ve bilgi eksikliğini biliyorum. Mezarlıklar Müdürlüğü'nün bilgisayar kayıtlarından çıkmayan isimleri çoğu kez mezarlık içinde bulunan ofislerdeki kara kaplı defterlerde arayıp buldum.

Geçtiğimiz aylarda Zincirlikuyu Mezarlığı'nda Ressam Ercümend Kalmık'ın mezarını arayıp uzun süre bulamamıştım. Gün sonunda bulduğum mezarında taşlarının yıkılıp kaybolmaya başladığını görmüştüm. Kitapta da yoktu Ercümend Bey'in mezarı. Bu araştırmalar mezarların son durumunu ve ileride yaşayacağı değişimi tespit etmemiz açısından da çok değerli ve önemli.

Atilla Bey'i telefon ile aradığımda Merkezefendi Mezarlığı'ndan çıkıyordu. Çalışmasını genişleterek devam ettirdiğinden bahsettiğinde çok sevindim. Yazı için kendisinin bir fotoğrafını istediğimde dedi ki: "Sanki sizin arayacağınızı hissettim, bugün bir fotoğraf çektirdim burada, yolluyorum."

"Zamana Değer Katanlar" kitabı 4 bölümden oluşuyor:

  1. Bölüm Edebiyatçılar
  2. Bölüm Plastik, Görsel ve Geleneksel Sanatlar
  3. Bölüm Bestekar ve Müzisyenler
  4. Bölüm Tiyatro, Sinema Oyuncuları ve Yönetmenler

Atilla Bey'in şiirsel anlatımıyla baş başa bırakıyorum sizi:

"Zamanı tutsak eden taşlar... Taşlara işlenen adlar, tarihler, notlar... Hepsi birbirinden farklı hikâyeler ile çekili köşesine... Tükenen çok... Evler, sokaklar, yollar tükendi; nefesler, anılar, sözler tükendi; mısralar, şarkılar, renkler tükendi; sahneler, perdeler, setler tükendi... Ve sevinçler ve özlemler ve hüzünler tükendi... Duyguları işleyen kalemler sustu, alkışlar sessizce tükendi... Zamanı sıkıştırıp bir cendere içine 30'lar, 40'lar, 50'ler tükendi... Tükenen zaman, zamandan aman dilenen yine zaman; her yenide yeniden yeşerdi...

Taşlar... Zamanı tutsak eden taşlar... Kadim Şehir İstanbul'un her köşesi yaşamsal öyküler gizledi Karacaahmet'e, Zincirlikuyu'ya, Kanlıca'ya... Şairler şiirler mırıldandı Aşiyan'a, Kandilli'ye, Küplüce'ye... Ressamlar rengini verdi Küçükyalı'ya, Topkapı'ya, Merkezefendi'ye... Perdeler indi Bakırköy'de, Şişli Ermeni'de, Feriköy'de... Taşlar mezarlara, mezarlar taşlara yasladı geleceği... Hepsi bir oldu koca bir geçmişi biriktirdi sayfalarına; açtıkça bir dönemi kapatıyorsun, çevirdikçe koca bir Türkiye buluyorsun her kelimesinde, her satırında, her paragrafında... Ve bir yudum ülkem diyorsun, bir yudum sevgim...

Aşiyan'a girince solda Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal Beyatlı karşılıyor bizi... Yukarıda Orhan Veli İstanbul'u dinliyor köşesinde; Edip Cansever, Turgut Uyar şiir işliyor zamana... Sevgiler sevgilileri uğurluyor ıssız istasyonlarda...

Attila ilhan, Özdemir Asaf yüreğine dokunuyor sevdanın; sevda gözyaşı, gözyaşı mısra mısra Münir Nurettin'in parmaklarının ucunda ölümsüz şarkılara dönüşüyor.

Ağaçların gölgesinde, Aşiyan'a ruh veren bir şair resmini çiziyor, Tevfik Fikret zamanı dokuyor boğazın manzarasına...Orada, Aşiyan'da İstanbul İstanbul'u seyrediyor ilk günkü aşkla; ilk günkü sevdayla... Abidin Dino, Nâzım Hikmet'i bekliyor hâlâ, özlemle... Rumelihisarı geçmişe yolculukta, sanatı işliyor bulutlara rüzgâr kanatlarıyla...

Zincirlikuyu'nun seyrinde hüzün... Her adasında birkaç dost yüz merhaba diyor sessizce... Nejat Uygur, Zeki Alasya ve Levent Kırca yorgun zamanı geçiriyor süzgeçten; Kemal Sunal, Sadri Alışık, Ayhan Işık senaryosuz bir geleceğin gölgesinde... Taşlar isimleri çağırıyor, isimler taşlarda zamanı tutsak ediyor... Faruk Nafiz Çamlıbel Anadolu yolculuğunun yorgunluğunu dindiriyor "Han Duvarları"ndan uzak... Yarenlere gidilen yollar yarenlere çağrı gibi...

Taşlar... Karacaahmet'te nakış nakış... Tarih yerinde sayıyor; Hoca Ali Rıza Efendi bir yanda, bir yanda Fikret Mualla renklere fırçalarıyla dokunuyor... Kandilli'de oğlu Nijat'ına yaktığı ağıta yüklüyor matemini Recaizade Mahmut Ekrem; Kanlıca'da "Hey Koca Topçu!" dercesine haykırıyor Barış Manço... Ve Çatalca'nın kimsesizler mezarlığında iki dev kimliksizce kapatıyor defterini; Gülriz Sururi ve Engin Cezzar. İstanbul'da bütün matemler toprağa gömülüyor sessizce; ve tarih toprakta yeşeriyor...

Cumhuriyet'e hayat veren bütün isimlere; iz bırakan bütün değerlere misafir oldum sekiz ay; hepsi ile dertleştim; hepsi ile zamanı yorumladım... Sayfalardan, sahnelerden, tuvallerden nefes aldım... Bitmeyen heyecanımla adım adım her yanına selam verdim İstanbul'un... Her mezar bir duygu yükledi, her mezarlık bir öykü anlattı dinledim. Çocukluk tutkum alfabetik sayfaları yeniden pekiştirdim; bildiklerim bilmediklerime arkadaşlık etti. O büyük isimlerle yan yana geldim; hüznüm mutluluğum, şaşkınlığım vefamı sürükledi... Bir köşede sessiz serzenişlerine kulak verdim... Hepsinin ayak ucunda durdum... Saygıyla başımı öne eğdim, önümü ilikledim... Derin bir nefes çektim içime; nefesimin tükendiğini hissettim...

Anadolu'nun farklı coğrafyalarında, farklı kültürlerinde başlayan yaşamların İstanbul'la kucaklaşma izlerini sürdüm... Her yaşam bir öykü her öykü bir insan işledi yüreğime... Yüreğimde duygular ikilem içinde didindi durdu... Nereden geldik nereye gidiyoruzdan öte neleri bıraktığımızın hesabı tarifsiz... Elde ne var bilinmez... Sonsuz sayılar ve sonsuz rakamlar... İşlemsiz parıltılar ya da karanlıklar...

Adım adım sonsuzluğun mekânlarını gezdim... 555 ışığın izinde yürüdüm...

Taşları sevdim hep... Taşlar bana zamanı anlattı... Ben zamanı taşlara... "

Yazarın Diğer Yazıları

Ölmüşsün kalmışsın kimin umrunda, okumana bak!

İstanbul'da Fatih'te balkonsuz evimizde Gözde'yle bir kütüphanemiz var, Ordu'da aile evinde izole olduğum odamda da bir kütüphanem var. "Balkonsuz" detayı beni yıllar önce yazdığım bir yazıya götürdü

Ordu'da Varlık Vergisi hiç yaşanmadı! 

Hacze gelmişler eve. Bakmışlar ki yatakta bir çocuk yatıyor, 2 güğüm var, birkaç tabak… Adam demiş ki: "Müdür Bey biz bunun neyini haczedeceğiz?" Müdür Bey de demiş ki: "Ne yapayım oğlum, kanun böyle."

İlk Osmanlı kartpostalcısı Max Fruchtermann

Max Fruchtermann'ın hikâyesini Mert Sandalcı 2000 yılında Koçbank'tan çıkan 3 ciltlik "Max Fruchtermann Kartpostalları" kitabıyla ayrıntılı bir şekilde anlattı. Feriköy Protestan Mezarlığı'nda Max Fruchtermann'nın mezarını gördüğümde Mert Bey'i aradım ve konuşmaya başladık