31 Temmuz 2022

Ölmüşsün kalmışsın kimin umrunda, okumana bak!

İstanbul'da Fatih'te balkonsuz evimizde Gözde'yle bir kütüphanemiz var, Ordu'da aile evinde izole olduğum odamda da bir kütüphanem var. "Balkonsuz" detayı beni yıllar önce yazdığım bir yazıya götürdü

Türkiye'de 11 Mart 2020'de ilk Covid-19 vakasının tespitinden bugüne kadar yakalanmadığım Covid'e 24 Temmuz'da Ordu uçağında yakalandım sanıyorum. Maske takan birkaç kişiden biriydim. Hınca hınç dolu uçağın içinde maske de bir yere kadar koruyor tabii. 26 Temmuz gecesi rahatsızlanıp test yaptırdım ve pozitif olduğumu öğredim. Ordu'da görüştüğüm kişilere haber verdim, evde ufak bir kütüphanenin olduğu odada, tekrar test oluncaya kadar, kendi dünyama çekildim. İlk iki gün sonrası halsizlik dışında pek bir şeyim kalmamıştı.

İstanbul'da Fatih'te balkonsuz evimizde Gözde'yle bir kütüphanemiz var, Ordu'da aile evinde izole olduğum odamda da bir kütüphanem var. "Balkonsuz" detayı beni yıllar önce yazdığım bir yazıya götürdü:

Bodrum Özcan Onur Atölyesi (2016)

"Balkonsuz evlerde yaşayan insanları dinleyin, 
Sigara,çamaşır ve sıkışmışlık kokan insanları."

Yıllarca yurtdışında yaşadım, Türkiye'den götürdüğüm kitapları ya da gelen giden oldukça sipariş ettiğim kitapları okuduktan sonra ya hediye ettim ya da bıraktım orada. Okuduğum Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'e 200'e yakın Türkçe kitap bağışladım.

Kitapta imza, birinci baskı, kapak tasarımı gibi detaylara pek önem vermesem de Salt Galata'da, Said Naum Duhani tarafından Fransızca olarak kaleme alınmış "Eski İnsanlar Eski Evler", 1947'deki adıyla "Turing Klöb" kitabını ıslak imzası ve ithafıyla açık rafta gördüğümde koruma altına alınmamasına da gönlüm razı gelmemişti.

Okuduğum bir kitabı imzalatmak için yazar veya şairle iletişime geçmek için çaba harcamam. Geçmiş zaman olsa sadece şair Metin Eloğlu'na imzalatmak isterdim bir kitabını. 

Halkın tuttuğu yol

Millet bir yol tutmuş gidiyor;
Ama iyi, ama kötü:
Samsun'dan tutmuş, Viranşehir'den tutmuş;
Ulus meydanında bir börekçi dükkânından;
Cibali'de kutu fabrikasından tutmuş;
Paşabahçe'de şişeden,
Şemsipaşa'da tütünden;
Atın yularından tutmuş, kelin perçeminden tutmuş... 
Kalpazan Tahir,
Lavantacı Mehmet,
Süklümpüklüm Hanife...
Hepsini saymam, ne üstüme vazife;
Herkes bir yol tutmuş gidiyor:
Mesela bir Ali Bey var tanıdıklar arasında,
Veli Bey var;
Hani bir akla uyup da bir olsalar;
Gözümüzün yaşına bakmaksızın,
Şu güzelim memleketi satarlar.
Necip Bey var, zırzır deli;
İlhami Bey hınzır deli...
- Olanlar bize oluyor bu arada - 
Taş üstüne taş koyan var,
Hürriyetten cayan var. 

Metin Eloğlu

Kütüphanede bulunan kitapları karıştırıyorum. 

Selahattin Demirtaş'ın 4 kitabı yan yana duruyor: "Seher, Devran, Leylan ve Efsun". Devran kitabını 2019'da Dersim Etnik Kitabevi'nden almıştım. O gece okumuştum. 

Prof. Dr. Server Tanilli'nin 1974 tarihli Uygarlık Tarihi Ders Notları'nı gördüm. Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Yüksel Okulu'nda 1972-1973 ders yılında verdiği dersleri içine alıyor. Devlet Güvenlik Mahkemesi 30 Eylül 1975'te Server Tanilli'ye kitapta komünizm propagandası yapılıyor gerekçesiyle dava açtı. 31 Mart 1978'de beraatle sonuçlansa da dava, bir hafta sonra 7 Nisan 1978'de Server Tanilli'yi vurdular. Hayatı kurtuldu ama o günden sonra tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Onu yargılayanları, vuranları, bilirkişileri kimse hatırlamayacak ama gün gelecek Server Tanilli'nin adı üniversitelere verilecek.

"Genç kuşaklar bilim, sanat ve teknikle ilgili değer taşıyan yapıtları anlamlarını iyice kavrayana kadar okumalı. Aydınları serbest okuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan, düşüncesini açıklayan insan da pek az olur; ortam demagoglara kalır."

2011'de Yordam Yayınları'ndan çıkan "Kemal Özer İçin Anı Fotoğrafları" kitabı takılıyor gözüme. Yazarı, şairin kızı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Simge Özer Pınarbaşı ile 6 ay önce fakültedeki odasında kitap çalışması ile ilgili görüşmek üzere bir araya gelmiştik. Kemal Bey'in de bu okulda okuduğu, buraya çok yakın bir yerde aile evlerinin olduğu, şiirleri, toplumsal olaylar ve acılar karşısında sergilediği tavrı, daha nice şey aklımda dönüp duruyor. Simge Hoca'yı çok sevdim, ara ara görüşüyoruz ve Kemal Bey de bizimle sanki…

Kumsalda

Kumsalda yürüyenlerin izlerini
Dalgalar siliyor arkalarından.

Birbirine seslenen iki kişinin
Ne dediğini alıp gidiyor rüzgâr.

Yine de yürüyorlar kumsalda
Ayakları yeni izler açarak.

Sesleniyor yine de birbirine
Yeni sözler bularak iki kişi.

Kemal Özer

Vedat Türkali'nin Cem Yayınevi'nden çıkan "Bir Gün Tek Başına" kitabının iç sayfasında "10 Mart 1988 Yazıtepe" notuyla Vedat Bey'in imzası var ama hikâyesini bilmiyoruz. Ben görüp hikâyesini merak edip heyecanla sorduğumda annem ve babam da hatırlamıyorlardı. Nasıl ve kimden geldi bu kitap eve hâlâ bilmiyorum!

Lise yıllarında okuduğum ve ilk sayfada beni içine alan o satırları alıntı yapmak isterim:

"Bir şeyler okursun. Dalar gidersin. Her şeyi unutur gidersin çoğu kez. Sadece okumaya yarıyorsa kitaptan iyi afyon yok! Başka ne işe yarasın kitap? Bedri Rahmi'nin şiirleriydi elindeki. "Boşunada da alabalık boşuna" diyordu. Birkaç dize daha okudu isteksiz, yerine koydu. Ezbere biliyordu çoğunu. Duvardaki Brueghel resmine takılıp kaldı. Bir dergiden kesmişti. Ne herif şu Brueghel! Nasıl alaylı bakar böyle acılı dünyaya? Şu iskeletlere bak… " 

Günlerdir kütüphanedeki kitaplarla zaman geçirdim. Panait İstrati'nin Varlık Yayınları'ndan çıkan "Akdeniz" romanının arkasına bir şiir karalamışım, onunla bitirelim yazıyı:

Okuyorum;
Kumlar çekiliyor ayağımdan
Bıraktım kendimi kıyı görünmüyor
Akıntıda giden bir sandalda
Elim yüzüm tuz
Etrafım harf balıkları.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Otogar hüznü

Benim ilk gurbete gidişim, anneme sarılışım, ayrılıklar, kavuşmalar, otogardan eve yürümemiz, çığırtkanlar, seyyar satıcılar, 24 saat açık otogar lokantası, otogar taksicileri, gün içinde farklı şehirlere otogardan bir şeyler yollamak ya da almak, şehirle ilk tanışma ilk çevresel izlenim gibi bir çok şey kimin umrunda! 

Ordu'da Varlık Vergisi hiç yaşanmadı! 

Hacze gelmişler eve. Bakmışlar ki yatakta bir çocuk yatıyor, 2 güğüm var, birkaç tabak… Adam demiş ki: "Müdür Bey biz bunun neyini haczedeceğiz?" Müdür Bey de demiş ki: "Ne yapayım oğlum, kanun böyle."

İlk Osmanlı kartpostalcısı Max Fruchtermann

Max Fruchtermann'ın hikâyesini Mert Sandalcı 2000 yılında Koçbank'tan çıkan 3 ciltlik "Max Fruchtermann Kartpostalları" kitabıyla ayrıntılı bir şekilde anlattı. Feriköy Protestan Mezarlığı'nda Max Fruchtermann'nın mezarını gördüğümde Mert Bey'i aradım ve konuşmaya başladık