19 Mayıs 2019

Mavi gezegen: Evrenin yaşam laboratuvarı

Bugün bilim insanları dünya üzerinde milyarlarca türün var olduğunu söylüyor.; milyonlarcasının da zaman içinde gelişip yok olduğunu… Nasıl oluştular, ne zaman var oldular ve neden yok oldular?

Uzayın derinlikerinden baktığımızda, görünür evrenin bir yaşam laboratuvarında minik canlılar gibiyiz.

Enerji kaynağı bir Güneş, dağlar, denizler, okyanuslar; devasa bir atmosfer içinde bir cennet… 

Her şey hayal gücümüzün ötesinde şaşırtıcı, olağanüstü güzel, ama bir o kadar da gizem dolu ve korkutucu.

Evrende benzerine rastlayamadığımız akıllı yaşamın tek adresi de bu Mavi Gezegen.

Dahası Dünya'mız dışında basit de olsa bir yaşam belirtisine de henüz rastlamış değiliz.

Farkında olduğumuz ve anlamaya çabaladığımız şeyler bildiklerimizden daha çok.

Bilmediğimiz ve bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler çok daha fazla olmalı; akıl böyle söylüyor.

Yaşamın nasıl başladığı, bilimin ikinci en büyük sorusu… 

Birincisi ise Büyük Patlama, yani evrenin başlangıcı, tartışmasız.

Birincisini çözemedik henüz ama ikincisi de yani yaşam da onun kadar gizemli ve zor.

Madde nasıl oldu da bir yaşam formuna dönüştü? İlk kıvılcım nereden geldi?

Ay, Dünya’ya “biat etti”

Yanıtlar, içinde hapsolduğumuz bu "gezegen laboratuvar"da olmalı.

Onun hikayesi 4,5 milyar yıl öncesine dayanıyor. Güneş sistemi içinde, daha yeni yeni konumunu pekiştirirken bir asi gezegen geldi ve ona çarptı. Asi gezegen dediğimiz şey, uzayda tek başına dolaşmakta olan gezegen boyutlarında dev bir gök cismi. Çarpışma öylesine şiddetliydi ki Dünya'mızın içi dışına aktı; atmosfer erimiş kaya çorbasına döndü.

Kafa kafaya çarpışan bu iki dev gök cismi sonra kaynaştı ve birlikte tek bir gezegen oldular. Güneş sisteminin üçüncü gezegeni, Dünya böyle doğdu.

Çarpışmanın kopan parçalardan minik bir gezegen daha oluştu ve dünyaya “biat etti”. Ona Ay adı verildi, bir diğer adıyla “Moon”.

Diğer gök cisimleri gibi Ay da adını mitolojiden aldı. Moon, Yunan Mitolojisinde Titan Hyperion ve Theia'nın kızı, Güneş tanrısı Helios ve tanrıça Eos'un kardeşi.

Peki sonra ne oldu?

Ay Dünya'yı yavaşlattı; yeni kütlesinin de etkisiyle, Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüş süresi 6 saatten 24 saate çıktı.

Ay'ın çok önemli bir diğer etkisi ise Med-Cezir; okyanuslar, bir leğendeki sular gibi günde iki kez çalkalandı, karıştırıldı; Dünya yaşam laboratuvarı, sabırla yaşam için hazırlandı.  

Ay olmadan bir yaşam olur muydu? Belki olurdu ama Ay, bu sürecin önemli bir aktörü.

Elbette baş aktör Mavi Gezegen.

James Hutton’dan Darwin’e kanıtlar, yanıtlar…

Aradan bir milyar yıl geçti. Med-Cezir ile deniz hareketlerinin karıştırıldığı sularda tek hücreli yaşam başladı ve bu sular ilk canlıların yaşam ve besi merkezleri oldu. 

Aradan birkaç milyar yıl daha geçti. Sularda gelişerek yüzen türler karaya çıktılar, yürür oldular, bazıları da uçar oldu.

Ve bugüne gelindi.

Bugün bilim insanları dünya üzerinde milyarlarca türün var olduğunu söylüyor. Milyonlarcasının da zaman içinde gelişip yok olduğunu.

Nasıl oluştular, ne zaman var oldular ve neden yok oldular?

İnsanlık tarihi kadar yaşlı sorular. Her dönem insanı, bu soruları kendine sormuştur, yanıt aramıştır; yanıtlarına da kanıt aramıştır.

Ancak kanıta dayalı ilk yanıt James Hutton'dan geldi.

Çok değil günümüzden 250 yıl önce, bir İskoç çiftçi ve doğabilimci olan James Hutton (1726-1797), kaya ve toprak tabakalarını incelerken her birinin bir jeolojik zamanı işaret ettiğini ve farklı katmanların farklı türde kalıntılar barındırdığını görür. Yani bir jeolojik dönemde yaşayan canlıların kalıntıları o dönemin katmanlarının içinde bulunmaktadır. Bunun anlamı canlı kalıntının yaşı, içinde hapsolduğu katmanın jeolojik dönemi ile eş zamanlıdır.

James Hutton'ın bu keşfi türlerin yaşam serüvenini anlamada bir milat.  İlk kez jeolojik zamanlar ile yaşam formları ilintilenmiş oluyor. Çok değil 50 yıl sonra Charles Darwin (1809-1882) çok daha fazlasını söyleyecektir. Teorisinin adı "Evrim" ve temel parametre, zaman.

Her şey, bir şeylerin toplamı

Zaman çizelgesinde, Dünya üzerinde yaşama dair ilk belirtiler 3,5 milyar yıl önce başlıyor.

Tek hücreli canlıların Dünya üzerinde görülmesi ise 2,1 milyar yıl önce. Her tür, bir öncekinin gelişimi üzerinde şekilleniyor. Ancak evrim karşıtlarının çokça ileri sürdükleri gibi balık fosilleri evrimi tam olarak yansıtamıyor. Süreçte henüz tamamlanmayan boşluklar var.

İlk omurgalılar ise 500 milyon yıl önce ortaya çıkıyor.

İnsan, çok sonraları, günümüzden 2 milyon yıl kadar önce Dünya üzerinde görünüyor.

Ama hala öncelikli sorumuz yanıtlanmış değil; yaşam nasıl başladı sorusu.

Biz biliyoruz ki canlı organizmalar moleküllerden, moleküller de atomlardan meydana geliyor. Atomlar da atomaltı parçacıklardan.

Sonuçta her şey bir şeylerin toplamı. Ancak canlı yapının alt yapı elemanlarının hepsi madde, yaşamla bir ilintisi yok.

Yaşamı tetikleyen şeyi arıyoruz.   DNA, RNA ya da TNA olabilir mi?

Olamaz deniyor.

Her canlı yapı yaşam formunu koruyabilmek için kendi DNA (Deoksiribonükleik Asit) kodunu bir sonrakine kopyalayarak çoğalıyor. Ancak DNA kendi kendini kopyalayamıyor.

Bilim insanlarına göre DNA yaşamı sürdürmede kilit unsur, ama yaşamın başlangıcı için temel anahtar değil.  

Eğer DNA bunu yapamıyorsa ilk yaşam kıvılcımı nasıl oluştu? Ya da eğer DNA yaşamın kıvılcımı ise evrimsel yaklaşımla ilk DNA nasıl meydana geldi? Yanıt yok.

RNA (Ribonükleik Asit) veya TNA (Treoznükleik Acit) olabilir mi?

Her yaşam formu, DNA veya RNA’dan kaynaklanan ortak bir yan taşıyor. Ancak yine bilim insanlarına göre RNA da ilk genetik madde olamaz. Daha basit bir genetik materyal olan TNA da kendi kendini kopyalayamıyor. 

“Akıllı tasarım” cevap olabilir mi?

Günümüzde birçok araştırma ve simulasyon laboratuvarlarında bilim insanları ilk canlı hücreyi elde etmek için uğraş veriyorlar, henüz sonuç alınabilmiş değil.

Belki evrim teorisi sorumuza yanıt verebilir.

Darwin "Türlerin Kökeni" kitabını 1859’da yayınlandı. Teoriye göre doğada rekabet, çevreye uyum sağlayanları ayakta tutacak, sahip oldukları özellikleri bir sonraki jenerasyona aktarabilecek ve en iyi uyum sağlayan türler gelişecek. Evrim bu sürecin tanımı.

Darwin'e göre çarpıcı ve bilinmeyen bir molekül kendini kopyalamaya başlıyor ve evrim devreye giriyor; türler denemeler ve yanılmalar süreci içinde evrilerek oluşuyor.

Yani yaşam, ya da doğa kendi kendisini yaratıyor, sonrası ise zamana emanet.

Sonuçta evrim de yaşamın nasıl başladığı sorusunu yanıtlamıyor.

Öyleyse, bu sonuç bizi akıllı tasarıma mı götürür?

O zaman başka sorularımız olacak.

Eğer her şey akıllı tasarımın işiyse, neden gelişmiş canlı formlarını ilk dönemlerde göremiyoruz.

Çok daha kısa zamanda oluşabilirlerdi, evrilmeye gerek var mıydı?

Görülüyor ki zaman, "nasıl oluştu"sorusunu yanıtlamıyorsa da yaşam serüveninde kilit unsur.

Bunu söylerken Einstein ile çeliştiğimizi belirtelim. Biliyoruz ki ona göre zaman tek bir boyut değil; uzay-zaman, birlikte bir boyut ve evrenin dokusunu oluşturuyor.

Belki de sorularımızın yanıtını oralarda, uzayın derinliklerinde aramalıyız!

Yazarın Diğer Yazıları

Sessizlerin sesi olmak veya olabilmek!

Arkamızı dönmek bir şeyleri çözmüyor. Empati kurmak, "sessizlerin sesi olmak" için en önemli araç değil de nedir!

Kozmik ağlar: Evrenin bir yerleşim planı mı var?

Son yapılan gözlemlerde, çok uzaklarda bir grup galaksiyi birbirine bağlayan bir kozmik ağın görüntülendiği bilgisi medyada yer aldı. 12 milyar ışık yılı uzaklıkta olan bu galaksi kümesinin, ağlar aracılığıyla birbirine bağlandığı ilk kez görüntülenmiş oluyor

Bir belirsizlik hikâyesi!

Werner Karl Heisenberg, bir Alman bilim insanı, kuantum mekaniğinin geliştirilmesine büyük katkı sağlayan isimlerden biri ve bu çalışmaları ile 1932 Nobel Ödülü sahibidir. Onun da yaşamında Nazi Almanyasının karanlık gölgesini görmek mümkün