26 Eylül 2021

İhtilaller yalnızca kendi evlatlarını mı yer?

Danton'un Ölümü, George Büchner'in 1835 yılında kaleme aldığı Fransız Devrimi'ni konu alan bir oyun ve bu oyunda Danton giyotine doğru ilerlerken şöyle diyor: İhtilal, Satürn gibidir; kendi evlatlarını yer

 

Satürn, Roma mitolojisinde bir tanrı; Romalılar onu evrenin efendisi ve kendi çocuklarını yiyen tanrı olarak bilinen Kronos ile eşitlerler. Mitolojiye göre Satürn, bir gün oğlunun kendisini devireceği korkusuna kapılır ve bunun olmasını önlemek için çocuklarını yemeye başlar; ancak doğurganlık ve yeryüzü tanrıçası Ops, oğul Jüpiter'i saklar. Jüpiter daha sonra geri dönerek Satürn'ü devirir ve kozmosun yeni hakimi olur. 

Sanırım yerini kaybetme korkusu, her dönem aynı; hiç değişmemiş. İşte o korku, insana yapmaması gereken şeyleri yaptırıyor ama sonuç değişmiyor.

Büchner'in oyununda Danton, evladı olduğu Fransız Devrimi'nin giyotin denilen son icat bir aletle kendisini parçalayıp yemesi için Paris sokalarında bir at arabasının arkasında giyotine doğru giderken söylediği o cümle, rüzgarla büyüyen bir yangın gibi, ihtilâlin önüne çıkan her şeyi nasıl yok ettiği gerçeğini tarihe not düşürmesi açısından önemlidir.

Burada "evlatlar" ile kastedilen, ihtilâlin sürükleyici dar kadrolarıdır.

Georges Jacques Danton, Fransız Devrimi'nin en önde gelen liderlerinden biri. Birçok tarihçi onun bir avukat ve politikacı kimliğiyle monarşinin yıkılmasında ve 1. Cumhuriyetin kuruluşunda tetikleyici güç olduğu konusunda hemfikir.

Danton, Jakobenler kulübündendir; kralın idamına evet oyu kullanır ancak daha sonra bazı idamlar ve özellikle kraliçenin idamı konusunda tereddüte düşer ve bu tutumu onu özellikle ihtilâlin en güçlü adamı Robespierre ile sıkıntıya sokar. Daha sonra Desmoulins ile daha yumuşak bir tutum sergileyen bir grup içinde yer alır. Çok geçmeden ihtilâlin aklı ve vicdanı hapsolmuş karar vericileri tarafından yargılanır ve idama mahkum edilir ve kendini giyotinin önünde bulur.

Robespierre de bu sondan kurtulamayacaktır!

Ve kanıtlanır ki, "Kontrolsüz güç, güç değildir!"

Giyotinde bir bilim insanı

İhtilâl ve devrimler yalnızca kendi evlatlarını mı yer?

Benzer şekilde bilim insanları ve sanatçılar da bu süreçte büyük yara aldılar.

Kimyacı Antoine Lavoisier de Fransız ihtilâlinin binlerce kurbanından biri.

Büyük bilimsel başarılarının yanı sıra trajik sonuyla da tarihte yerini almış bir bilim insanı olan Antoine Lavoisier, 8 Mayıs 1794’de giyotinle idam edilir. Dostu olan dönemin büyük matematikçisi Louis de Lagrange, onun ardından şöyle der: “Kafasını düşürmek için sadece bir saniye yetti, ama böyle bir beyni yetiştirmek için yüz yıl bile yeterli olmayacak!” 

26 Ağustos 1743 tarihinde Paris’te doğan Lavoisier, birçok bilim tarihçisi tarafından modern kimyanın babası olarak gösterilir. Aynı dönemde yaşayan İngiliz kimyacı Henry Cavendish ve Joseph Priestley gibi bilim insanlarının da katkılarıyla kimya bir bilim dalı kimliği kazanır.

Lavoisier'i o dönemin diğer bilim insanlarından ayıran ve farklı kılan şey, deneysel bulgulara dayalı genel ilkeler ve kuramlar ortaya koymasıdır.  Bu bulgulardan yola çıkarak 1789 yılında yazmış olduğu ve "Kimyanın Temel Kitabı"nı (Traité Élémentaire de Chimie) yayınlar. Kütlenin korunumu yasasını kurarak yanma ve solunumun oksijenin kimyasal reaksiyonlarından  kaynaklandığını ortaya koyar ve periyodik tablonun sistematize edilmesinde önemli katkılarda bulunur.

Antoine Lavoisier, bilimsel araştırmaların yanısıra devlet yönetiminde de önemli görevler almıştır. Vergilerin toplanmasıyla ilgili üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunur ancak bu görevi trajik sonunun da hazırlayıcısı olacaktır.

Fransız İhtilalinin en sert döneminde yargılanarak 8 Mayıs 1794 tarihinde giyotinle idam edilen Lavoisier'in kayınpederinin de kendisi ile birlikte idam edildiği ve idam edilen diğer kişilerle birlikte büyük bir çukura gömüldüğü belirtilmektedir.

Jakoben terörü

Robespierre önderliğinde Jakobenler, iktidarı ele geçirmeleri ile bir yıl süren ve tarihe “Terör Dönemi” olarak geçecek bir dönem başlatırlar. Bu dönemde özel mahkemelerde yalnızca devrim karşıtları değil, devrim yanlıları içinde yer alan ve farklı düşünenler de yıldırım hızıyla yargılandılar.

Hatta bazen yargılama bile yapılmaksızın idamlar verildi, kitlesel katliamlar yaşandı. İdamların büyük bölümü, bu dönemin sembolü haline gelmiş olan giyotinle gerçekleşti. Bu dönemde yaklaşık 500 bin kişinin tutsak tutulduğu ve 100 bin aşkın kişinin öldüğü belirtiliyor; bunlara Fransa kralı ve kraliçesi de dahil. 

Ve sonunda bu dönemin en hızlı lideri Robespierre de giyotinle idam edilecek ve onunla birlikte bu Terör Dönemi de sona erecektir.

George Büchner'in ihtilâlden yaklşık 45 yıl sonra 1835 yılında kaleme aldığı Danton'un Ölümü oyununda vurgulandığı gibi, 1789 Fransız Devrimi'nin önderleri sürecin başındaki idealist fikirlerinden ilerleyen süreçte saparlar ve bireysel çıkarlara yönelirler. Oyunda Danton, kendini ve ihtilâl sürecinde olan biteni sorgularken "Yaşam için harcanan bunca çaba, yaşamak için değer mi" diye sorar.

Antoine Lavoisier'in yargılanması sırasında başta Louis de Lagrange olmak üzere bilim insanları ve dostları onun bilime ve Fransa'ya yaptığı büyük katkıları nedeniyle mahkemeden affedilmesini talep ederler. Ancak Mahkeme başkanının yanıtı olağanüstü çarpıcıdır: “Cumhuriyetin ne bilim insanlarına, ne de kimyacılara ihtiyacı var!”

Adına ne derseniz deyin: Fransa'da Jakoben terörü, Çin'de kültür devrimi, Stalin Rusya'sında bilim insanlarına ve sanatçılara uygulanan insanlık dışı baskı ve zalimlik, ya da Hitler Almanyası'nda en vahşi ifadesini bulan ırkçılık; hepsi, yani zorbalığa dönüşen her şey, sürecin sonunda kendi kendini bitiriyor; kendi evlatlarını da yiyerek!

Ve beraberinde bilimi, sanatı ve ülkesinin kazanımlarını da ezip geçiyor.

O ezilip geçilenler, ihtilâllerin ve zorbaların kendi evlatları değildiler ama ülkelerinin zorlukla yetiştirdiği, yerine yenisini koyamadığı evlatlarıydılar!

İnsanlık bu deneyimlerden çok ağır bedeller ödeyerek çıktı ama kazanımları da büyük oldu: Her zorbalığın çıkış noktası farklı olsa da ortak kazanım, "özgür yaşama" hakkını merkeze alan insan temel hak ve hürriyetlerinin küresel anlamda kabulü oldu ve bu ortak kabul metni insanlığın en önemli kazanımıdır.  

Bu demek değildir ki günümüzde tüm zorbalıklar bitti; Afganistan örneğinde olduğu gibi, insan temel hak ve hürriyetleri alanında ancak eğitimle çözülebilecek daha çok uzun bir yolumuz var!


Kaynakça

Yazarın Diğer Yazıları

Kimlik

Toplum olarak çoklu kişilik bölünmesi yaşıyoruz. Bunu uzun zamandır yaşıyoruz. Burada söz konusu olan farklı kimliklerin bir araya gelmesi değil; birbirini yok etme kültürü ile ayakta durmaya çalışan bölünmüş ve parçalanmış kimliklerin bir araya gelir gibi yapıp diğerlerini yok etmeye çalışmaları

Bilim dünyasında bir Yunan trajedyası

İktidar tarafından baştan çıkarılan bu iki bilim insanı iktidar peşinde koşarken kendileri için çok önemli olan şeyi, kendilerini o noktaya taşıyan bilimi unuttular.

Uzayın öncü misyonerleri

Bilim insanlarına göre Pioneer 10, bu büyük yolculuğunda bir yıldızın yanından geçen ilk insan yapısı araç olacak; şu anda Boğa takımyıldızı yönünde ilerliyor