25 Eylül 2021

Memleketin özgür insanları: IŞİD’in Türkiye macerası

Yargı bu isimlere hep şefkatliydi. 10 Ekim Katliamı Avukat Grubu, şimdi IŞİD lideri Bağdadi’nin eşi ve akrabaları başta olmak üzere Türkiye’de yakalanan onlarca IŞİD’linin akıbetini soruyor. Bu IŞİD militanları nerede, ne yapıyorlar, belirsiz. Son 10 yıla bakıldığında neden belirsiz olduğu da anlaşılıyor.

IŞİD’in, Suriye’de görev yapan gazetecileri acımasızca öldürdüğü ya da kaçırarak işkence yaptığı ve karşılığında fidye istediği günlerde, aracı birçok isim ortaya çıkıverdi.

Bunlar, daha ucuz bir fiyata gazetecileri kurtarabileceklerini söylüyor, kimin Suriye’nin hangi bölgesindeki hangi IŞİD karakolunda tutulduğunu ayrıntılı biçimde anlatıyorlardı.

Sorun bu kişilere nasıl güvenilebileceğiydi.

Ama bu soruya hazırlıklıydı “aracılar.”

Neredeyse hepsi, Hatay, Kilis ya da Gaziantep’teki ev adreslerini, akrabalarının adreslerini iletiyor, istenirse buraların kontrol edilebileceğini söylüyordu.

Fotoğraflı biçimde verdikleri daha kritik bilgiler de vardı.

Aracılık yapabilecek yetkinlikte olduklarını gösterebilmek için, IŞİD’in hangi Türk komutanı ile komşu olduklarını aktarıyor, evlerinin adreslerini gönderiyorlardı.

IŞİD komutanlarının bir ayağının Türkiye’de olduğunu, alışverişlerini bile buradan yaptıklarını daha sonra Suriye’ye geçtiklerini ifade ediyor, kart ekstresini iletiyorlardı.

***

Bu bilgilerin tamamının doğru olduğu, örgütün Adıyaman ve Gaziantep hücrelerinin, Suriye’den gelen emirlerle gerçekleştirdikleri Suruç ve Ankara 10 Ekim Gar Katliamı ile anlaşıldı.

Katliamlardan sonra tablo daha net biçimde ortaya çıktı.

Türkiye, IŞİD’liler için adeta cennet vatandı.

***

Gazeteci İsmail Saymaz, geçtiğimiz hafta, 2016 yılında iki Türk askerinin yakılarak öldürülmesine dair karara imza attığı ileri sürülen IŞİD kadısı Suriyeli Jamal Abdurrahman Alwi'nin tutuksuz yargılandığını ve Gaziantep'te kuş sattığını duyurdu. Saymaz’ın yazısının ardından Alwi tutuklandı.

Hemen ardından gazeteci Tamer Arda Erşin, iki Türk askerinin yakılma görüntülerini çekip servis eden IŞİD’in propaganda sorumlusu Ömer Yetek’in, 16 Nisan 2020'de tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildiğini ve kayıplara karıştığını yazdı.

Gazetecilerin bildiğini istihbarat ve güvenlik birimleri bilmiyor mu?

Elbette biliyor.

Hikâyeler bunlarla da sınırlı değil. Geçmişte olan bitenlerin, katliamların, bombalı saldırıların, suikastlerin sırlarını da uzakta aramaya gerek yok

***

Kilit isimlerden biri, uzun süre IŞİD’in Türkiye sınır emiri olarak görev yapan, Diyarbakır, Suruç ve 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nda imzası bulunan firari İlhami Balı.

Balı, sadece yabancı savaşçıların Suriye’ye geçişini değil, çocukların kaçırılmasını, Türkiye-Suriye sınır geçişlerinin sürekliliğini de kontrol eden isimdi.

Ortaya çıkan telefon kayıtlarına göre Balı, defalarca çocuklu aileleri, eşinden çocuklarla kaçanları sınırdan Suriye’ye geçirdi. Tek seferde 20’yi aşkın çocuğu geçirdiği kayıtlarda yer aldı.

Aynı telefon kayıtları, taksicilerin Balı’nın talimatlarıyla kimleri sınıra getirdiklerini ayrıntılı biçimde ortaya koymasına rağmen uzun yıllar ne taksicilere ne Gaziantep hücresine ne de Balı’ya yönelik operasyon yapıldı.

Her şey o kadar ortadaydı ki Gaziantep hücresinin Balı’dan Suriye’ye getirilen bir çocuğu geri istediği bile telefon kayıtlarına yansıdı.

Polis olan eşinden ayrılan kadın, çocuklarını Balı vasıtasıyla Suriye’ye kaçırmıştı ve eski eş olan polis sorumluları biliyordu.

Kayıtlara göre, Gaziantep’teki örgüt mensupları, polisin çok baskı yaptığını, çocukların geri gönderilmesi gerektiğini söylerken, Balı endişeye kapıldı. Konuşmalar şöyleydi:

X Şahıs: Hacı abi, o kadın kocasından kaçmış anlıyor musun? İki tane çocuğunu da götürmüş. 

Balı: Aa 

X Şahıs: Polisler çocuğu istiyorlarmış abi. Anamızdan, bak anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirecekler. 

Balı: Kadın kocasından mı kaçmış? Bunun kocası Müslüman mı? 

X Şahıs: Nereden biliyon, kadına göre Müslüman değil, olmayacak tabii. Getirilecek, götürülecek, kadın kötüleyecek tabii. Kadının lafına göre muhakeme edilmez ki. Bir insana katil denilmez ki. İki erkek çocuğu vermezlerse burada abi, bak net konuşalım, her dakika alacaklar abi. Bir tane beyaz araç var bizde. Kiralık, onu sormuşlar. Onu bulun, çocuklar orada veya evde. Yani rahat bırakmayacaklar abi. Hepimizi tek tek bugün yollayacaklar. 

Balı: Tamam, ben bugün geldim. O iki adamı da, iki kadını da çıkaracam inşallah. Emirle de konuştum, çıkarıcam.

***

Bu konuşmadan birkaç ay sonra kaçırılan iki asker Sefter Taş ve Fethi Şahin yakılarak öldürüldü.

Bu cümleyi kuranlara “hain” yaftası yapıştırıldı. Resmi makamlar, videoyu doğrulamıyordu ama askerlerin akıbeti konusunda bilgi de vermiyorlardı.

Resmi makamların olan biteni bildiği, Balı’nın Türkiye’de yakalanan ve itirafçı olmak isteyen eşi Hülya Balı’ya yöneltilen sorularla ortaya çıktı.

Balı’ya, açıkça, “Askerlerimizin 22 Aralık 2016’da Ebu Ramadan isimli örgüt mensubu tarafından yakılarak şehit edilmesi olayıyla ilgili bilginiz var mı” sorusu yöneltildi. Hülya Balı da “Ben böyle bir olay olduğunu, komşum olan ismini hatırlayamadığım Suriyeli bir şahıs tarafından izletilen videodan sonra öğrendim. Bu olayı eşime sordum yanıt vermedi. Ben de üsteleyemedim. Bunun çok vahşice olduğunu söyledim. Çocuklarımın videoyu kesinlikle görmemesini eşimden bizzat istedim” yanıtını verdi.

IŞİD mensupları da çocukları konusunda hassaslardı!

***

Ve aynı dönemde, Diyarbakır, Suruç ve Gar katliamı yaşandıktan sonra yapılan yargılamalarda, IŞİD adına Balı’ya onlarca yabancı savaşçı taşıyan isimlerden Burhan Gök’ün tahliyesine ve beraatine karar verildi.

Mahkeme, emniyetin Gök için ayrı bir dinleme kararı çıkartmamasını kararına gerekçe gösterdi. Onlarca telefon kaydı, sorumluluğunu açıkça gösteriyordu ama Osman Kavala’yı baz istasyonu sinyali nedeniyle cezaevinde tutan yargı, burada suç bulamamıştı.

Tıpkı İlhami Balı’nın 2012’de El Kaide davasında tutuklanıp 6 ay sonra serbest bırakıldıktan sonra Suriye’ye kaçması gibi.

Yargı bu isimlere hep şefkatliydi.

***

Katliamlardan önce 25 Mart 2014'te Gaziantep'te yakalanan Ökkeş Durmaz, Mustafa Delibaşlar ve Ahmet Güneş’in hikâyesi de tanıdık.

Yol kontrolünde yakalanan isimlerden Ahmet Güneş, 10 Ekim Katliamında patlayıcıları tedarik etmekle suçlanan Talha Güneş'in ağabeyi.

2014'te yakalandığında telefonlardan çıkan kayıtlar Ahmet Güneş'in IŞİD adına Suriye'de üniforma giyip savaştığını, bir Suriye askerinin öldürülmesi öncesinde konuşma yaptığını daha sonra askere kurşun sıktığını bile ortaya koyuyor.

Sadece 7 ay tutukluluktan sonra tahliye edilen Ahmet Güneş, dava sonunda iyi hal indirimi de yapılarak 6 yıl 3 ay hapse mahkûm edildi ve halen kayıp.

***

Telefon dinlemesine takılan ve operasyon yapılsa katliamlardan önce yakalanacak olan Gaziantep hücresinden Halil İbrahim Durgun, 14 Kasım 2015'te evine yapılan baskında üzerindeki bombayı patlatarak öldü. Yunus Durmaz, 19 Mayıs 2016'da evine yapılan baskında üzerindeki bombayı patlatarak öldü. Şeyh Abdurrahman Alagöz, Canlı bomba, düzenlediği saldırıda öldü. Mehmet Kadir Cebael, 16 Ekim 2016'da evine yapılan baskında üzerindeki bombayı patlatarak öldü.

***

10 Ekim Katliamı Avukat Grubu, şimdi IŞİD lideri Bağdadi’nin eşi ve akrabaları başta olmak üzere Türkiye’de yakalanan onlarca IŞİD’linin akıbetini soruyor.

Bu IŞİD militanları nerede, ne yapıyorlar, belirsiz.

Son 10 yıla bakıldığında neden belirsiz olduğu da anlaşılıyor.

Sadece 10 Ekim davasından dolayı da değil…

Bizleri yüzlerce savaşçı militanla birlikte yaşamamız ihtimalini de kapsayan kocaman İdlib krizi de kapıda duruyor.

Yanıtları gazetecilerin değil, “yetkililerin” vermesi gerekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Faili meçhul cinayetler, bilgi notları ve yargının seceresi

Burası Türkiye, zaman geçer ve herkes bu gelenekten yararlanır. 28 Şubat döneminde medyaya gönderilen imzasız antetsiz kâğıtlarla manşetlerin atılmasına, haberlerin yazılmasına tepki gösterenler devran dönüp de bilgi notu kağıtlarının sahibi olunca elbette bundan faydalanır.

“Siyasi cinayetler” söylemi ve Deniz Poyraz

Siyasi cinayetlerin mutlaka liderlere, tanınan isimlere karşı işlenmiş olması gerekmiyor. Mutlaka cinayet olması da gerekmiyor. Ülkede sağdan sola onlarca gazeteci, siyasetçi, aydın sokak ortasında saldırıya uğradı. Hemen her gün sosyal medyadan tehditlere maruz kalıyor insanlar ve tehdit edenlerin bir tanesi bile açığa çıkartılabilmiş değil. Böyle bir ortamda endişe edenleri suçlamak, hâlâ slogan atabilmek inanılmaz.

İslam Çay Ocağı

İslam Çay Ocağı, herkesin gözünün önünde olan, fark edilmemesi olanaksız bir merkezdi. Bu merkezde özenle belirlenen insanlar, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının gördüğü en kanlı eylemlere imza attı. 10 Ekim’i yaşayıp da hayatta kalanların, onları görenlerin, o acıyı hissedenlerin adalet talebi bütün karanlıklardan büyük.