07 Nisan 2019

Netflix'te uyuşturucu baronları ile ilgili filmler - 13

Tüm uyuşturucu baronları eninde sonunda yakayı ele vermişler

Netflix'te "uyuşturucu" ile ilgili pek çok film var. Bunların arasında "uyuşturucu ile nasıl mücadele ettiğine"ne dair Russell Brand'in kendi hikâyesi, "Eroin (Heroin (E)" isimli filmde polisin ve şehrin sosyal görevlilerinin uyuşturucu ile mücadelesi (ki seyretmesi bile üzücü), "Dope" gibi uyuşturucuya karşı verilen mücadele dizisi ve "Rolling Papers" gibi Denver Post gazetesinde uyuşturucuya bir bölüm ayrılması ile ilgili olanlar var.

Bu filmlerden birisinde Kuzey Amerika'nın "uyuşturucu başkenti" olarak adlandırıldığı kaydedilen Güney Virgina'nın Huntington şehrinde her 10 saatte 1 kişinin uyuşturucudan öldüğü raporlanıyor ve "bir kaç nesil kaybettik" deniliyor. Bu cümleyi iki paragraf sonra bir daha hatırlatacağım.

bırakılmışsa JavaScript'i etkinleştirmeyi deneyin.

Biz bu yazıda "uyuşturucu baronları" denilen satıcılarla ilgili olanlara bakacağız. Bu insanlarla ilgili çok sayıda film, dizi ya da belgesel var. Ama tahmin edileceği üzere, hakkında en fazla film/dizi çekilen kişi Pablo Escobar. Escobar'ın bir belgeselde, işlerin yolunda olduğu dönemde ayda iki milyar dolar kazandığına dair bir not bulunuyor. Ama başka uyuşturucu kralları da var. Her birinin de hikâyesi farklı.

Burada anlatacağımız her film/hikâyenin özeti şu; yolsuzluk, hırsızlık ve diğer suçları işleyen bu insanlar yani uyuşturucu baronlarının bazıları kendi bölgelerinde adeta kahraman. Çünkü bu insanların hepsi fakirlik ve yoksulluktan gelmiş ve kazandıkları çok büyük paralardan, kendi bölgelerine büyük iyilikler yapmışlar. Bunun tek istisnası, Avrupalı baron olan Klaas Bruinsma -ki tamamen bu profilin tersi, yani zenginlikten gelmiş ve kimseye yardım, mardım etmemiş.-

Bu nedenle de, yaşadığı bölgede bugün herkes hala Escobar'ı seviyor. Mezarını ziyaret ediyor ve onu kahraman gibi görüyor. Ama bu insanların hepsi, aslında "iktidarda oldukları süre boyunca" son derece kararlı, zalim ve insanlara işkence yapmaktan çekinmeyen kişiler. Muhtemelen ruhsal olarak da sıkıntıları —hatta bir kaçı psikopat— olan kişiler.

Yukarıda dediğim gibi, uyuşturucu nedeniyle Amerikalı yetkililer "bir kaç nesil kaybettik" diyor. Tersi de geçerli, Güney Amerika'ya bakıldığında bu baronların, bir yandan çevrelerine iyilik ederken, diğer yandan o bölgedeki gençleri çaresizlikten ya da özenti ile "mafia" yaptıkları, bazılarının tetikçi (bugün tövbe etmiş) oldukları görülüyor. Dolayısıyla o taraftaki gençler de kaybolmuş.

Lordların işleri uzunca bir süre yolunda gitse bile, sonunda ya yaptıkları haksızlıklara katlanamayan yakınlardaki birisinin ihbar etmesi ile yakalanıyorlar ya da bizzat kendi hırslarının esiri olduklarından, ortaya çıkan zenginlik ya da gösteriş onları batırabiliyor. İlginç olan bir husus da şu; yakalandıklarında  genellikle kazandıkları para bulunamıyor. Escobar hakkındaki bir kurgusal dramada, paraların dağda bir mağaraya istiflendiği ve istiflemeyi yapanların dağdan indiklerinde öldürüldükleri görülüyordu. Tabi ki, bu baronların hiçbiri parasını bankaya yatırmıyor, ama nereye koydukları da soru işareti.

İşte bu bölümde uyuşturucu baronları temalı filmlere baktık. Baronları tek tek anlatan pek çok film var ama toplu anlatan bir dizi, hem olayın boyutlarını, hem de benzer zaman dilimlerinde bu adamların ne kadar çılgınca işler yaptıklarını göstermesi açısından ilginç. Bu dizinin adı "Uyuşturucu Baronları."

Uyuşturucu Baronları

Gelmiş geçmiş, en büyük uyuşturucu tacirleri hakkında temel ve öğretici bir dökümanter. 2018 tarihli, 2 sezonda 4'er bölümün yer aldığı Netflix orijinal dizisinde, dünyadaki en önemli uyuşturucu baronları ve yaşadıkları olaylar, uyuşturucu ticareti yaptıkları dönemin ortamında neler olduğu anlatılıyor. Bu dizide, her bölgede başka bir uyuşturucu türünün önde olduğunu da anlıyorsunuz. Örneğin Latin Amerikalı tüccarlar "kokain" satıyor ve bu genellikle ABD'nin güneyinde kalıyor. New York'ta ise, --Vietnam savaşının yardımıyla-- "Altın Üçgen" adı verilen bölgeden gelen eroin yayılmış.

1.Latin Uyuşturucu Baronları

İlk bölüm tabi ki en büyük uyuşturucu baronlarından başlıyor.  Pablo Escobar ilk sırada. Fakirlik ve yokluktan gelen 1949 doğumlu Escobar, genç yaşta pek çok küçük suçtan sonra, uyuşturucu işine girmiş ve 1967-1993 arasında, zekası ve de şansı sayesinde bu alanda büyümüş. Çünkü o yıllar en yakınındaki pazar olan ABD'de "çiçek çocukları" yani hippiler var ve kapitalist düzendeki insanı öğüten ortamı protesto eden bu insanlar uyuşturucuyu seviyor. Başka deyişle, Escobar tam zamanında yani ABD'de uyuşturucu kullanımının arttığı dönemde yakınlardaymış.

Yaşadığı şehir nedeniyle örgütü Medellin Karteli diye adlandırılan Escobar bugüne kadar ki "en çok para kazanan" uyuşturucu taciri. ABD'ye uyuşturucu göndermekte hep kendine özel yollar bulmuş. Tabi ki, ABD'nin kolluk gücünün (Drug Enforcement Administration - DEA) düşmanlığını kazanmış ve Amerikalıların kendisini yakalayacağını anladığı zaman (ABD ile Kolombiya arasında suçluların iadesi anlaşması imzalandıktan sonra) kendi bekası için politikaya bile soyunmuş.

Etrafa rüşvet dağıtarak, ayakta kalan Escobar'ın mottosu "para ya da kurşun." Kendi bekası için insanları öldürdüğü, bombalar patlattığı, siyasilere ve hakim/savcılara suikast düzenlediği görülüyor. Ayrıca çok sayıda insana işkence yaptığı da biliniyor.

Escobar yaşadığı yıllarda çok güçlü bir insan olmuş. Çünkü kendisinden beslenen Sicario'lardan (tetikçi) kurulu bir ordusu ve kazandığı milyarlarca doları varmış. 80’lerin başında ABD'deki her 5 kokain çizgisinden 4'ünü Escobar sağladı diyorlar. Bu kadar ünlü ve renkli olunca, hakkında da pek çok film çekilmiş. Netflix'te Escobar'ı anlatan birden fazla film/dizi/belgeseller bulunuyor. Nasıl yakalandığını/öldüğünü bunlardan birinden seyretmişsinizdir, oradan oraya kaçarak saklanırken, oğluyla yaptığı telefon konuşmasından yeri tespit olunuyor ve öldürülüyor (ama kardeşinin ihbarından da bahsediliyor[1]). Yazının en altında -benim seyretmediğim ama hakkında haber okuduğum- Escobar'ın hayatını anlatan Narcos var.

Uyuşturucu Baronları dizisinde "Latin Amerika"da, Escobar dışında 2 farklı kartel daha var. Birisi Meksika'daki İspanyolca, "bodur" anlamına gelen El Chapo lakaplı 1957 doğumlu Joaquin Guzman'nun yönlendirdiği Sinalao karteli. Bu da aynı şekilde fakirlikten  gelen ve sonrasında gücünü zalimlikle koruyan bir adam. Gençliğinde esrar ve afyon işlemeye başlamış. Zeki bir adam olduğu için, işini yavaş yavaş oluşturmuş. Sürat motorları ile 2,5 ton uyuşturucuyu Amerika’ya sokmaya ve üretim fiyatının 12 katına satmaya başlamış.

1980'lerin sonunda  Meksika'nın en büyük karteli olan Guadalajara'nın Amerika içindeki dağıtımdan da sorumlu kişisi olmuş. 1989'da kartelin başının ABD tarafından yakalanmasından sonra ise, kendi kartelini yükseltmeye başlamış.

Meksika-ABD sınırı altında kazılan tünellerden uyuşturucu taşımayı ilk yapan kişi. 7. bölümde bahsettiğimiz "Sicario" isimli filmde bu tüneller işlenmiş [3]. Bir lakabı da hızlı anlamına gelen "El-Rapido". Çünkü tüneller nedeniyle, uyuşturucuyu çok hızlı bir şekilde transfer edebiliyormuş.

El-Chapo bir süre sonra işini büyütmeye karar verir ve başka bir kartelle savaşa başlar. O zaman yakalanır ve 20 yıl hapse mahkûm olur. Hapse girer ama keyfi yerindedir. Çünkü içerden dışarıyı yönetir. Ancak ABD'nin iade isteyeceğini fark edince, hapisaneden kaçar.

El-Chapo hapisaneden kaçtıktan sonra kartelleri bir araya getirip, bir "federasyon" kurar ve başkanı olur. Yukarıda, şu anda anlatmaya devam ettiğimizden farklı olan ve sadece El-Chapo'yu anlatan 3 sezonluk dizinin fragmanını görüyorsunuz.

El-Chapo'nun kurduğu federasyona karşı Meksika başkanı Calderon ordu ile birlikte bir savaş açar ve iki taraftan, 3 yılda tam 8.000 kişi öldürülür. 2010'a geldiğinde El-Chapo kazanmış durumda ve dünyanın dört bir tarafına uyuşturucu satıyor. Ama sonunda kadınlarla geçirdiği bir gecede yakalanıyor.

Şaşırtıcı olan ABD'ye iade edilmeden az önce konulduğu ve 24 saat gözlenen hapisanedeki hücresinden, El Chapo'nun yine kaçmayı başarması. Tuvaletin altına kazılan --havalandırmalı, neredeyse lüks-- bir tünel ile kaçıyor ve Sinalao'nun dağlarına çıkıyor. Ama yine hırs olayı düşünülebilir. Dağlardan inip,  bir lüks eve gittiğinde, polis gelince yine evin altındaki tünelden kaçmakla birlikte daha sonra bozuk bir arabayı çaldıklarından yakalanıyor.

Anlayacağınız El-Chapo'nun bir ismi de "Tünellerin Efendisi" olmalı.

El Chapo, 19 Ocak 2017'de ABD'ye iade edildi. 30 yıllık kariyerinde 14 milyar dolar kazandığı iddia ediliyor. Ama bu paranın tek kuruşu bile bulunamadı. Davası ABD'de 2018'de başladı. Şubat ayında yapılan celsede jüri tarafından suçlu bulunduğu ilan edildi. Henüz cezası kesinleşmedi ama ömür boyu hapiste kalacak gibi gözüküyor. Bir yandan da El Chapo, davanın tekrarlanması talebinde bulundu [4].

Diğer bir grup ise Gilberto ve Miguel Rodrigues Orejuela kardeşler. Yani yaşadıkları şehir adıyla anılan Cali Karteli. 1977-1998 arasında aktifler. Onlar da yokluk ve fakirlikten geliyor. Gençlikten itibaren "normal suyu, şişelere doldurup kutsal su diye satmak" benzeri küçük dolandırıcılıklar yapan 2 kardeş. Zaman içinde suçları ve işleri büyütüyorlar. ABD'nin o dönemde patlayan uyuşturucu talebine onlar da cevap veriyorlar.

Ancak bu 2 kardeş (özellikle bir tanesi) akıllı insanlar oldukları için "iş adamı" görünümü kazanıyorlar. 2500 kadar eczanenin sahibi oluyorlar. ABD'ye yapılan kokain ihracatı için de çok enteresan yollar buluyorlar. Örneğin, beton çit üreten bir firma alıp, çitlerin içine uyuşturucu koyarak gönderiyorlar. Ya da Boeing 727 uçağı tıka basa uyuşturucu doldurup, New Mexico'da tarlaya indiriyor, içindeki uyuşturucuyu alıp, uçağı terk ediyorlar (anlayacağınız 100 milyon dolarlık uyuşturucu karlılığı yanında, bir bir kaç milyon dolarlık uçak kaybı önemli değil). Bu örgütün o dönemde, yılda 7 milyar dolar kazandığı tahmin ediliyor.

Bu iki "iş adamı" görünümlü kardeş, 1977'den itibaren hep var olsalar da, Escobar'ın ortadan kalkması ile Kolombiya'nın en güçlü örgütü oluyor ve kokain ihracatının yüzde 90'ını yapmaya başlıyorlar. Görünümleri "iş adamı" olsa da, çok tehlikeli ve insanlara işkence yapan kardeşleri yine ABD'nin DEA bölümü yakalıyor. Özellikle akıllı olan kardeşin saklanma yöntemleri de ilginç.

2. Amerikalı uyuşturucu baronları

Dizide anlatılan ABD'li uyuşturucu baronlarından ilki New York'u kasıp kavuran Frank Lucas. Hikayesini zamanın DEA ajanları ve bugünlerde 90'ına merdiven dayamış olan Lucas'ın kendisi anlatıyor.

3 kişi olan dönemin DAE ajanlarının dürüst insanlar olduğu ortada. 1 tanesi kanserden ölmüş ama diğer ikisi bu olayın diğer tarafını anlatıyor. Hedefli ve strateji oluşturan kişiler oldukları anlaşılıyor ve esprili bir şekilde kendilerine --o zaman çok popüler olan TV dizisi "A Takımı"na nazire olarak-- "Z Takımı" ismi takmışlar.

Çocukken, ailesinin bazı fertlerinin Klu Klu Klan tarafından öldürüldüğünü görmüş olan 1930 doğumlu Lucas, gençliğinde New York'a gelip ufak tefek dolandırıcılıklar yapar. Daha sonra da eroin işine bulaşır. Onu da dolandırıcılıkla yapar. 1 paketi, şeker ile 5 pakete çevirir ve daha çok para kazanır. İşlerinin yolunda olduğu dönemde günde 1 milyon $ (günümüz parasıyla 6 milyon $) kazandığını söylüyor.

1960'lı yılların sonundan itibaren etkin olmaya başlıyor. O dönemde Vietnam savaşı var ve kaliteli eroin Altın Üçgen denilen Laos - Tayland - Mynmar arasındaki bölgeden geliyor. Vietnam savaşı sırasında bu bölgenin 1.200 ton ihraç ettiği söyleniyor.

Başarılı olmasının nedeni, uyuşturucu ticaretinde aracıları (New York'taki İtalyan Mafyası) ortadan kaldırarak Güneydoğu Asya'dan uyuşturucuyu direkt olarak satın almaya başlaması olarak veriliyor. Ike Atkinson isimli Amerikan askeri ile 1968-1975 arasında yaptığı işbirliği ile ülkeye dönen Amerikan askerlerine eroin taşıtmışlar. Bir kaç Hollywood filmine de esin olmuş bir başka yol da, bir süre eroini ölü Amerikan askerlerinin tabutlarında ve ceset torbaları içinde getirdiği şeklindeki iddialar. Dizide Lucas'ın yeğeni, eroinin ölü askerlerin vücudu içinde geldiğini de iddia ediyor.

Lucas daha önce yaptığı gibi, Güney Asya'dan gelen eroini de seyreltmiş ve bu ürüne "Blue Magic" ismini vermiş. Seyreltildiği halde, Güney Asya eroini çok güçlü kaldığı için insanların "doz aşımı"ndan öldüğü görülmüş.

DEA yani esprili adlarıyla "Z Takımı", o günlerde eroini satan İtalyan Mafyası olduğu için onu takip ediyor, zenciler konusunda farkındalıklar zayıf. Üstüne üstlük polisten, savcıya derin bir rüşvet zinciri içinde, delil bulmak da zor. Lucas'ın yakalanması ise Muhammed Ali'nin boks maçına yukarıdaki resimde gördüğünüz 100 bin $'lık Çinçilla kürk ve şapkasını giyerek gitmesi sonrasında oluyor. Bununla haber oluyor ve dikkatleri çekiyor. O zaman Lucas ve ekibi polise yarım milyon $ rüşvet vermeye çalışıyorlar ama 3 kişilik Z Takımı dürüst, rüşvet almıyor.

Frank Lucas 40 + 30 yıl hapis cezası alıyor. Daha sonra tanıklık edip 100 kadar kişinin adını verdiği için  yattığı süre + 5 yıl hapis + şartlı ömür boyu tahliye oluyor. Z Takımı bunu protesto ediyor ve yeniden satacağını söylüyorlar. Öyle de oluyor, 3 yıl sonra yeniden yakalanıyor ve 7 yıl daha hapis yatıyor.

Z takımı mı? Filmden gördüğüm kadarıyla, emekli maaşı ile idare diyor. Bir de dürüstlükleri ile yaşıyorlar. Neyse ki hala böyle insanlar var.

ABD'deki diğer bir uyuşturucu baronu ise şaşırtıcı. Los Angeles bölgesine satış yapan, Jemeker Thompson ve bu bir kadın.

Olimpiyatlara katılmayı hedefleyen bir koşucu olan Thompson, lisede marihuana satıcısı bir sevgilisi (Daff) olduğu için kokain işine bulaşmış. Çocukluğunda evlerinden tahliye edilmiş olmalarını unutamayan Thompson, kafasına para kazanmayı ta o zaman takmış. O nedenle de lisedeki sevgilisinden daha fazla hırsla satış işine bulaşmış ve çok para kazanmış. 1980'de liseden mezun olup, Daff ile evlenmiş.

Sonra toz kokaini, içilebilir kokaine çeviren "Crack" bulunmuş ve Thompson'dan crack talep edilmiş. O da Crack yapımı ve satımı olayına girmiş. Piyasanın tek hakimi haline gelmiş. Sert mizaç, acımasız bir kadın olduğu belirtiliyor.

Daff ve Thompson evlendikten ve çok para sahibi olduktan sonra, gösterişe girince yani pahalı ev ve araba alınca, polisin dikkatini çekiyor. Jemeker 1982'de 20 yaşındayken anne oluyor. Oğlu doğduktan sonra 26 yaşındaki kocası başka bir nedenle öldürülüyor. Jemeker de önce inzivaya çekiliyor. Sonra yeniden işe giriyor ve büyütüyor. Farklı eyaletlere ve dünyanın farklı yerlerine satış yapmaya başlıyor. Sonra kokaini doğrudan Kolombiyalılardan almaya başlıyor.

1990'dan sonra henüz 26 yaşındayken, İtalya'dan saç ithal eden bir şirket kurup, CEO olmuş. Peruk işi, uyuşturucu işinin paravanı olmuş. Peruk işinden çok para kazandığı halde, uyuşturucu satışının heyecanını sürdürmeye devam etmiş. Bu da yakalanmasına neden olmuş.

7 suç nedeniyle 7 kere 180 ay ceza almış. Oğlu ise profesyonel Kaykaycı olmuş. 2005'de hapisten çıkmış. Anlaşılan hapisanede doğru yolu bulmuş, tövbe etmiş ve günümüzde bir Evangelist kilise yönetiyor.

3. Avustralyalı anne ile oğulları

İlk sezonun son filmi, Avustralyalı bir anne olan Keth Pattingill ve oğulları Dennis ve Peter Allen hakkında. 3 farklı erkekten 10 çocuğu olan Kath uyuşturucu öncesinde bir genelev açmış. Dennis'in büyümesi ile birlikte uyuşturucu işine girmiş. Eroin'in üretim merkezi Altın Üçgen'e yakın bir yer olan Avustralya / Melbourne'da bu aile yıllık 5 milyon $ (günümüzün 20 milyon $ eşdeğeri) kazanmışlar.

Oğul Dennis'in bir psikopat olduğu görülüyor. İşkence yapan, insanları kolaylıkla öldürebilen bir sadist. Kendisi de 35 yaşında vücut olarak çökmüş. Dolayısıyla annesi artık kontrol edemez hale geldiğini düşünmüş ve hastanede kalbi durunca da, tekrar hayata döndürülmesini istememiş. Anne Keth, bugün uzak bir yerde kendi başına yaşıyor.

4. Jamaika'dan ABD, Kanada ve Avrupa'ya kokain sevkiyatı

Christopher Coke, 1970'lerde ABD'ye giden kokainin % 20'sini yöneten Jamaikalı uyuşturucu baronu. Babası da Jamaika'da Shower isimli bir çeteyi yöneten büyük bir gangster imiş.  ABD tarafından iadesi istenince, hapisanede öldürülür. Ağabeyi de öldürülünce, çetenin yönetimi kendisine kalır.

Coke da bir "Robin Hood". Bölgesindeki herkesin masraflarını ödüyor. Ancak diğerleri gibi şiddete meraklı olduğu da söyleniyor. Amerikan DAE, ABD'ye Florida üzerinden uyuşturucu sokan bu ekibin elemanlarını suç üstünde bir şekilde, telefon dinlemeleri ile yakalar. Ancak Coke'un ABD'ye iadesi önce kabul edilmez. Edildikten sonra ise, Kingston'daki Tivoli bölgesi halkının Jamaikalı askerlere karşı barikatlar kurduğu görülür.

Jamaikalı yetkililer 1.000 kişilik bir kuvvetle bu bölgeye gider ve zorlu bir çatışma sonrasında, bölge halkından da insanlar ölür, evler ve dükkanlar hasar görür. Olağanüstü hal ilan edilir ve 3 günün sonunda 3'ü güvenlik görevlisi 73 kişi ölür. Tivoli pes eder. Ancak tuhaf olan bu arada Christopher Coke yok olur. 1 ay bulunamaz. 22 haziran 2010'da kadın kılığında Amerikan Konsolosluğuna teslim olmaya giderken yakalanır.

Coke teslim olduktan sonra Jamaika'da cinayet sayısı % 40 azalmış. Coke ise 23 yıl hapis cezası ile halen ABD'de hapis yatıyor.

5. Avrupalı Baron

Klaas Bruinsma, diğer uyuşturucu tacirlerinden farklı olarak zengin bir aileye doğmuş. Babasının çok büyük bir içecek fabrikası varmış ama sevgi eksiği olan bir çocuk olarak büyümüş ve aşırı asi olmuş. Bruinsma'nın bir psikopat olduğu anlaşılıyor.

Liseden itibaren uyuşturucu satmış. Zamanla da Avrupa'nın en büyük esrar taciri olmuş. Babasından fazla parası olmuş. Teşkilatını Hollanda'dan yönetirken, 10 yıl boyunca Avrupalı polis teşkilatı yakalamaya uğraşmış.

"Uzun Çocuk" olarak tanınan Bruinsma bir barda satış yaparken, bir yandan da kendi nahif görüntüsünü yenecek bir ortak arıyor ve fuhuş merkezinde bir lokantası olan kadının kızı Thea ile ortaklık kuruyor. Buggie isimli kahve dükkanını açıyorlar. Satışı buradan yapıyorlar. Şimdi hikayeyi anlatan da Thea.

Thea'nın yeraltı ilişkileri sayesinde, uluslararası ilişki kurup Pakistan ve Fas'tan mal getirmeye başlıyor. 1980lerde polis Klaas'ı takip etmeye başlamış. Ancak Klaas'ın sonunu getiren kendi psikopatlığı. Thea bir süre sonra ayrılmış. Klaas ise günün birinde sokağın ortasında vurularak öldürülmüş.

Ve.. Narcos

Ben bir kaç filmini ve dökümanterini izlediğim için, Escobar hakkında çok konuşulan dizi olan "Narcos"u izlemedim. Netflix'in adının tartışıldığı ilk önemli özel dizilerinden birisi, Escobar'ın hayatını anlatan "Narcos" idi. Kolombiya'lı ünlü uyuşturucu kralını anlatan dizinin 2ci sezonu başlarken, eski uyuşturucu baronunun kardeşi Roberto Escobar'ın, ailesinin hikayesini anlatan dizinin haklarını satın almak için 1 milyar $ teklif etmesiyle daha çok konuşulur olmuştu[1].

Kötü işleri ile tanınan bazı insanların hayatları nedense çok ilgi çeker. Hitler tabi ki bunların başında geliyor. Ama onun kadar ünlü bir diğer kötü adam "Pablo Escobar". Peki kardeş Escobar'ın filmin hakları için bu kadar büyük bir parayı gözden çıkarmasının nedeni neydi? İşte burası ilginç. Çünkü, anlatıldığına göre, dizinin birinci sezonunda Kartelin muhasebecisi kovuluyor ve gidip CIA ile işbirliği yapıyor. Dizide Muhasebeci Pablo Escobar'ın kardeşi olarak verilmiyor. Daha doğrusu Roberto Escobar karakteri dizide yer almıyor. 2009'da yapılan "Muhasebecinin Hikayesi" isimli filmde Roberto Escobar danışmanlık yapmıştı.

Escobar, yakalandığı zaman 'beni bırakırsanız devletin dış borcunu kapatabilirim' demesiyle zihinlerde yer edecek kadar zengindi. 1993 yılında CIA ile ilişkili Kolombiya polisi tarafından 44 yaşında bir gecekonduda sıkıştırılarak öldürüldüğünde 30 milyar $'ı olduğuna inanılıyor. Wikipedia kendisini tarihteki "en zengin suçlu" olarak tanımlıyor. Kızının üşüdüğü bir gün 2 milyon $ yakarak ısıttığı söylenir. 20 km2 üzerine kurmuş olduğu ve içinde zürafa, kaplan, gergedan gibi nadir hayvanların olduğu bir hayvanat bahçesinin de yer aldığı bir çiftlikte yaşıyordu.

Bir Uyuşturucu baronu da Uzak Doğu'dan

Bu konudaki son filmimiz Güney Kore'den olsun; "The Drug King" yani "Uyuşturucu Kralı", 1970'lerde Busan'da yaşanan olaylardan esinlendiği belirtilen filimde, Lee Doo-sam isimli, sadece ailesini geçindirmek derdinde olan küçük bir kaçakçının, zaman içinde ana dağıtıcı haline gelmesi ve savcı Kim In-goo tarafından yakalanması anlatılıyor.

2. Dünya Savaşı sırasında Japon Kamikaze pilotlarının uçuşa --uykuyu yok edip, korkusuz kıldığı için-- metamfetamin adlı uyuşturucu ile hazırlanmışlar. Aynı şekilde fabrika işçilerine de daha fazla silah üretmesi, daha az uyuması için bu uyuşturucu verilmiş. Ancak bu insanlar savaştan sonra bu alışkanlıkları terketmemişler. Tabi ki, uyuşturucuları da Altın Üçgen'den geliyor. Güney Koreli kaçakçılar Japonya'ya uyuşturucu sağlıyorlar.

Lee Doo-sam sonunda da, rüşvet verdiği yetkililerle birlikte yakalanıyor. 15 yıl hapis ile cezalandırılıyor.

Anlayacağınız tüm uyuşturucu baronları eninde sonunda yakayı ele vermişler.


[1] Escobar’ın Hayatını Anlatan NetFlix Dizisi Narcos’un Hakları için Kardeşi Roberto Escobar 1 Milyar $ Teklif Etti

[2] El Chapo davasında ortaya çıkan 14 rahatsız edici gerçek

[3] Netflix’de Yozlaşmış Kolluk Gücü Dizileri – 7

Yazarın Diğer Yazıları

 WhatsApp'ı "Kaşıkçı" ve "Jeff Bezos"u vuran NSO Group hackledi

Suçlamaları reddetmeyen NSO Group Sözcüsü, hukuk içinde kaldıklarını iddia ediyor

Huawei, İngiliz siyasetini karıştırdı

ABD'nin istememesine rağmen, İngiltere neden Huawei konusunda karar veremiyor?

İBB geçtiğimiz 25 yılda “Vatandaşa hizmet etmeMEyi” öğrenmiş

Öğrencilere yapılacak indirim, 60 bin bankamatik belediyecisine yapılan ödemenin ancak 4-5’de biri. O zaman AKP belediyesi vatandaş yerine kendi elitlerine mi hizmet ediyormuş? Hodri Meydan diye Meclis üyesi bunu nasıl açıklar?