03 Eylül 2019

Gazeteciliğin önemi: Irak Savaşı Bush-Blair ikilisi tarafından nasıl kotarıldı?

Günümüzde ülkemiz gazeteciliğinin kötüye gitmesinden çokça bahsediyoruz ama Schwarz, filmle ilgili olayı anlatırken, 2003'lerdeki Irak savaşının hazırlıkları sırasında Amerikan basınının nasıl sınıfta kaldığına da bol miktarda işaret ediyor

Bu hafta ABD'de vizyona giren bir filmi size "seyretmeden" sunmak istiyorum. Çünkü gerçek bir olay hakkında ve bu film için Intercept'te Jon Schwarz adıyla etkileyici bir makale yayınlandı. Makale sadece filmi anlatmıyor, daha önemlisi gazeteciliğin anlamını bizlere hatırlatıyor. Diğer yandan da film bizi yakından ilgilendiren bir gerçek hikâyeyi anlatıyor; Irak Savaşı’nın nasıl başlatıldığını [1].

Günümüzde ülkemiz gazeteciliğinin kötüye gitmesinden çokça bahsediyoruz ama Schwarz yazısında, 2003'lerdeki Irak savaşının hazırlıkları sırasında Amerikan basınının nasıl sınıfta kaldığına da bol miktarda işaret ediyor. Ve… makalesinin sonunda, gazeteciliğin ne kadar önemli olduğunu, "çalışmanızın kime varacağını, nasıl bir etki yaratacağını asla bilemezsiniz" diyerek vurguluyor.

1 Mart Tezkeresi’ne benzer bir hikâye; rak Savaşı Bush-Blair ikilisi tarafından nasıl kotarıldı?

Hikâye aslında bizim 1 Mart tezkere oylamasına benziyor[2]. ABD 1 Mart tezkeresinin TBMM'den geçirilmesi karşılığında, 2001 krizini yeni geçmiş olan Türkiye'ye 1 milyar dolar hibe teklifi yapmıştı. O zaman Amerikan gazeteleri, bu teklifi Türkiye'yi (paragöz anlamında) küçük gösteren karikatürlerle vermişti.

Ama Amerikan askerlerinin Türk topraklarından Kuzey Irak'a girişini TBMM'de oylayan bu tezkere, AKP'nin bütün zorlamalarına rağmen, kıl payı da olsa, hayır kararı ile sonuçlandı. Türk parlamento tarihinin yüz akı olarak da kalacak. Film bir anlamda benzer bir hikâyeyi anlatıyor. Yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu kirli savaşa izin verme oylamasının, nasıl manipüle edilmeye çalışıldığı ile ilgili bir hikâyeyi ve onu ortaya çıkaran Katherine Gun'ın yaşadıklarını.

Neyse ki, dünyadaki insanlar içinde Edward Snowden, Chelsea Manning ve Julian Assange gibileri var. Bunlar kara otlar arasındaki çiçekler gibi. Doğruları anlatma yolunda, bazen kendilerini ateşe atmaya korkmuyorlar. İngiliz Katherine Gun da bunlardan biri. Fragmanda görüyoruz; kendisine İngiliz hükümeti için çalışıyorsunuz denildiğinde, "Hayır ben İngiliz halkı için çalışıyorum" düzeltmesi yapıyor. Bu hafta vizyona giren "Official Secrets" yani "Resmi Sırlar" adını taşıyan filmi temelde onun hikâyesini anlatıyor. Jon Schwarz, filmi şu sözlerle tanımlıyor;

"Irak Savaşı'nın nasıl gerçekleştiği hakkında şimdiye kadar yapılmış en iyi film. Şaşırtıcı derecede doğru ve bu nedenle ilham verici, moral bozucu, umut verici ve öfkeli. Lütfen gidin görün."

Schwarz'ın yazısı, Birleşmiş Milletlerde işlerin nasıl döndüğünü, Amerikan basınının sunulduğunun aksine nasıl da ideolojik davrandığını da gösteriyor. Schwarz Irak savaşı için şu cümleleri kuruyor;

Irak Savaşı ve iğrenç sonuçları şimdilerde unutuldu - yüz binlerce ölüm, DEAŞ grubunun yükselişi, Suriye'ye sızan kabus, muhtemelen Donald Trump başkanlığı - bütün bunlar sanki hiç olmadı gibi.

Ortadoğu'yu dizayn etmeye çalışan, bu yolla da İlla Irak'ı istila etmeye çalışan Bush ve Blair ikilisi, -tüm karşı görüşlere rağmen [3]- çeşitli yollar deniyorlar. Güvenlik Konseyi’nden karar çıkması konusunda [4] çok başarılı olamayınca, Amerikan istihbarat ajansı NSA, oylamayı manipüle etmek için, İngiliz istihbarat ajansı GCHQ'ya, 31 Ocak 2003'de Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında casusluk yapılmasını isteyen bir e-mail atıyor. İşte film bu e-mailin Katherine Gun tarafından sızdırılmasını anlatıyor [5][6].

Hâlâ insanlığı koruyanlar var; mesela Katherine Gun

e-mail; bir yandan Güvenlik Konseyi’nde oylamaya katılacak üyelere şantaj yapmaya yarayacak bilgiler için casusluk yapılmasını isterken, diğer yandan da güvenlik konseyi üyesi olmadığı için oy kullanmayacakların da yararlı konuşmalar için özendirilmesini söylüyor.

Çünkü Bush ve Blair ikilisi başta İngiliz ve Amerikalı iktidarlar, başarısız olduklarını ve Birleşmiş Milletler’den bir savaş kararı çıkamayacağını farkındalar.

Bu e-maili eline alan GCHQ (İngiliz İstihbarat Örgütü) tercümanı Katharine Gun rahatsız oluyor. Savaşa zaten karşı olan Gun, hafta sonu kitapçıya gidiyor, Irak hakkında 2 kitap alıp, bunları okuduğunda Irak savaşının yanlış olduğuna ikna oluyor. e-Maili gazetecilerle ilişkisi olan bir arkadaşına veriyor. 1 Mart 2003'de e-mail İngiliz "Observer" gazetesinde yayınlanıyor.

Katherine Gun'ı, Official Secret'da Keira Knightley canlandırıyor

“Resmi Sırlar” Katherine Gun ve Irak savaşı hakkında, 2003'den bu yana çok da konuşulmayan kirli gerçekleri anlatan bir film.  Gun'ın e-postayı nasıl aldığını, neden sızdırdığını, neden hemen itiraf ettiğini, karşı karşıya kaldığı sonuçları ve İngiliz hükümetini kendisine karşı olan tüm suçlamaları düşürmeye zorlayan benzersiz yasal stratejisini anlatıyor.

Daha entelektüel bir seviyede, film şu soruyu soruyor: "Sızıntı neden gerçek bir fark yaratmadı?"

Çünkü, sızıntı sonrasında Bush ve Blair oylamaya gitmedi. Kaybedeceklerini biliyorlardı. Onun yerine, savaşı "kitlesel silahlar bulundu" vs şeklinde başka şekilde zorladılar. Ama Schwarz daha önemli bir hususa dikkat çekiyor; Amerikan basınının ideolojik yaklaşımına ve olayı bir gazeteci gözü ile görmekten kaçınmış olmalarına.

Benim de tecrübem bu yönde, o dönemde konuştuğum bazı Amerikalı arkadaşlarım, Irak konusunda Türkiye'nin neden istekli olmadığını soruyor ve Saddam'ın Türkiye için bir tehlike yaratacağına dair abartılı ifadeler kullanıyorlardı. Benzer ifadeleri söylemiştim : "Gazeteleriniz doğruyu yazmıyor".

Schwarz,  New York Times'ın, NSA sızıntısının İngilteredeki yayınlanma tarihi ile 3 hafta sonraki savaşın başlaması arasında, hiçbir şey yayınlamadığına dikkat çekiyor. Katherine Gun konusunda ise 10 ay sonraya kadar hiç bir şey yazılmamış. Washington Post'un, arka sayfalardan birinde 500 kelimelik ve başlığı: “Casusluk Raporuna BM'de Şok Yok” olan haberle yer verdiğini, Los Angeles Times'ın ise, “sahte ya da değil, bazıları işe yaramadığını söylüyor” başlıklı makale ile, CIA’nin eski bir danışmanının, e-postanın gerçek olmadığını ileri süren ifadeleri ile haberleştirdiğine dikkat çekiyor.

Gerçi Amerikan Televizyonları konuyla ilgilenmişler ama kısa bir süre sonra, e-mailde İngilizlerin kullandığı bazı kelimeler olduğu için sahte olduğu iddia edilmiş ve olay kaybolup, gitmiş. Aslında kelimeleri değiştiren de Observer editörlüğü olmuş.

Hedef Irak: Haber medyasının sana söylemedikleri  

Bu arada, Gun Irak hakkında 2 kitap okudu demiştik. Bunlardan birisinin yazarı gazeteci ve aktivist Norman Solomon.  Kurduğu organizasyon, "Kamu Hassasiyeti Enstitüsü (IPA)" sayesinde haber gündeme az da olsa gelmiş.  Solomon 2003 yılının Ocak ayının sonlarında  “Hedef Irak: Haber Medyasının Sana Söylemediği ” kitabını yayınlamış[7]. Yazdıklarını doğrulama olanağı olmadığını düşünürken, NSA olayı ortaya çıkmış. O zaman bu olayı ateşleyenlerden birisinin kendi kitabı olduğunu bile bilmiyormuş. Ama sızıntı sayesinde, şüphelerinin doğru olduğunu anlamış ve Amerikan Medyasının bu hikâyeyi nasıl uyuttuğunu anlatan bir başka yazı yazmış.

Gazetecilik neden önemli?

Scwarz filmde gösterilmediğini söylediği bir konuya da değiniyor.  Yukarıda yazdık; Katherine Gun zaten savaşa karşıydı ama kararını 2 farklı kitabı okuyarak verdi. Bunlardan birisi de Solomon'un "Hedef Irak" kitabıydı. Schwarz diyor ki;

"Gazeteciliği önemseyen gazeteciler için, bunun anlamı, rüzgâra anlamsızca bağırdığınızı hissetseniz bile, çalışmanızın kime varacağını ve onları nasıl etkileyeceğini asla tahmin edemezsiniz. Dev, güçlü kurumların içindeki insanlar, geçirimsiz değillerdir. Çoğu, herkesle aynı dünyada yaşayan ve diğerleri gibi, aynı şeyleri düşünen ve üzülen düzgün insanlardır. Ummadığınız anda, harekete geçecek biriyle iletişim kurma şansını ciddiye alın.

Hem gazeteci olmayanlar hem de gazeteciler için, bir ders de şu şekildedir: Moralinizi bozmayın. Hem Solomon, hem de Gun, Irak Savaşı'nı durdurmak için yapabilecekleri her şeyi yaptıkları halde, savaşı engelleyemedikleri için çok üzülüyorlar.  Ama Gun ve Solomon sayesinde, en azından şu ana kadar İran savaşı engellendi.

Ben de Schwarz'a katılıyorum. Mühendis olarak başladığım iş hayatıma, gazeteci olarak devam etmemin arkasında benzer bir düşünce var. Gazeteciliğin son 40-50 yılda hem şirketler, hem de siyaset tarafından dizayn edildiğini ve işlevini büyük oranda yitirdiğini hepimiz biliyoruz.

Neyse ki, insanlık durağan değil, sürekli değişiyor. Kötüler varsa, iyiler de var. Gun, Solomon, Assange, Manning ve Snowden gibi insanlar, iktidarları ya da iktidardakileri ellerine geçirenlere karşı halkın uyanmasını sağladılar. Bunun ileride daha iyi yönetim tarzları geliştirilmesine neden olacağı iyimserliğindeyim.

Gazetecilik konusunda da, Schwarz'ın dediğine benzer olaylar yaşadım. Kurumlarda bulunan insanlar, mecburen bir şeyler yapsalar da, aktarabilecek güvenilir gazeteciler bulduklarında, bu yanlışlıkları anlatıyorlar. Böylece bazı daha ileri yanlışlıkların önüne geçilebiliyor. O nedenle bu film ve bu makale hepimize bir örnek olsun. İnşallah bir gün Suriye savaşının arka planını da görürüz.


[1] THE BEST MOVIE EVER MADE ABOUT THE TRUTH BEHIND THE IRAQ WAR IS “OFFICIAL SECRETS”

[2] Vikipedi : 1 Mart Tezkeresi

[3] Örneğin İngiliz Başsavcısı Peter Goldsmith kasım 2002’de Güvenlik Konseyi’nden geçen bir Irak kararının “Güvenlik Konseyi’nin sonraki kararı olmadan askeri güç kullanılmasına izin vermediğini” söylemiş : Here's How The UK's Then Attorney General Declared Invading Iraq Was Legal

[4] İPSOS araştırması : Iraq Last Pre-War Polls

[5] Revealed: US dirty tricks to win vote on Iraq war

[6] Katherine Gun

[7] Target Iraq: What the News Media Didn’t Tell You

dia Didn’t Tell You

Yazarın Diğer Yazıları

Cumhurbaşkanlığı'nın Whatsapp kararı, kendi genelgesi ile çelişiyor

Siz "Uçtan uca haberleşiyoruz, sadece biz görüyoruz" diye düşünürken, haberleşmenin arasına giren bir kişi, her iki tarafın mesajlarını görebilir ve kaydedebilir hale geliyor

Netflix, Twitter, Google, Facebook sansüre karşı durur mu?

Hatta "Ah gitti mi, gidiyor mu?" dan önce, bu hükümetle ne tür bir anlaşma yapıyor, hükümetin sansür yapmasına ne kadar müsaade ediyor" diye sorun...

Kulis: RTÜK ile pazarlık mı var; Netflix yöneticileri geçen hafta RTÜK yönetimi ile bir araya geldi

Netflix, Twitter ve Facebook gibi devletle iyi kötü anlaşmaya ve iş yapmaya mı çalışacak, yoksa gidecek mi?