25 Eylül 2013

Dağların boyun eğmez çocukları: Çerkesler (2)

Dağlı halklardandır onlar. Asi, başeğmez ve onurlu bir halkın çocuklarıdır. Yitik bir tarihin karanlık sokaklarından çıkıp azalarak gelmişlerdir sürgüne...

YAZI DİZİSİ 2. BÖLÜM

Dağlı halklardandır onlar. Asi, başeğmez ve onurlu bir halkın çocuklarıdır. Yitik bir tarihin karanlık sokaklarından çıkıp  azalarak gelmişlerdir sürgüne. Azaldıkça aslında bir anlamda da tarihsel acılarıyla çoğalmışlardır. Koyunlarındaki ateşten soykırım acısı, bugüne dek dinmemiştir. İnkâr edilmişlerdir, geldikleri yerde de gittikleri yerde de. Onlara Çerkes denmiştir. Köklü bir tarihin ve mitologyanın çocuklarıdır onlar. Onlar gittikleri yerdede asimilasyona uğrayan ve ötekileştirilen bir halktir.

Belge Yayınları’ndan çıkan “Ȍte Kıyıda Yaşayanlar” adlı kitabımda azınlıklar ve tarihsel olarak katliama uğrayan halklar için şöyle yazmıştım:

“Öteki kimdir? Öteki, ‘bizden olmayandır.’ Öteki, ‘ben, sen ve onun’ dışındakidir. Öteki, dışarıda olan, marjinal insandır. Öteki, azınlıkta olandır. Öteki, daima kimliksizleştirilmeye çalışılandır. Sarayların, konakların görkemli odalarında üretilir, onlar için yeni ihanetler.

Öteki, daima ihanete uğrayandır.

Onlar dünyanın ve Türkiye'nin ‘bizden olmayan’, ‘ötekileridir.’

Öte kıyıda yaşayanlardır...

Gökyüzündeki yıldızları hep değişir. Acılar, katliamlar düşer hep onların payına. Sürgünler, zorunlu göçler. Bir de egemen kültürün karşısında sessiz kalmak.

‘Çoğunluk’ denilen şey egemen kültürdür. Ve ‘çoğunluk’ azınlığı, yani ötekini hiç sevmez.
Katliamlar hiç de gizliden yürütülmez. Başlarına gelecekler daima önceden bellidir. Her yeni yasa onların yok edilmesinin ortamını hazırlar.

Fırtına öncesi sessizliği yaşarlar ve beklerler çaresiz geliyorum diyen katliamları.
Yolları hep değişir. Acı, hüzün ve geride kalan ölülerinin ağırlığını taşıyarak zayıf omuzlarında, hep bilinmeze yolculuk ederler.

Düşerler bir gece vakti yollara...”

\

 

Onlar, “Karadeniz en çok bize karadır.” diyenlerdir

Bir Çerkes atasözü şöyle der: “Candan önce onur gelir.”

Onlar kendi acılarına sürgün, soykırımlarına tanıktırlar.

Soykırım ve sürgünün acısı hâlâ dinmemiştir. Onlar acılarını yastık yapmış ve o acının üstünde uyumuşlardır. O acıyı hiç unutmamış ve yüreklerine kazımışlardır.

Onlar, “Karadeniz en çok bize karadır.” diyenlerdir.

Sovyetler Birliği’nden dağılmasından sonra, Türkiye Çerkeslerinin ve özellikle aydınların düşleri olan anavatana dönüş de gerçekçi bir ideal olmuştu. Ancak Türkiye’den çok sayılmayacak sayıda insan anavatanlarına dönüş yaptı. İnsanlar bulundukları yerde kök salıyorlar, iş, okul ya da başka nedenlerle burada yerleşik oluyorlar.

Çerkesler kendi dilleri, kültürleri olan köklü bir halktır. Nart mitolojisi, Grek mitolojisi ile benzerlikler gösterir ve çok eskidir.

 

Farklı Çerkes grup ve organizasyonları var

Bu bir dizi yazı, makale değil, daha önce belirttiğim gibi. Bu diziyi hazırlarken bağımsız bir Çerkes bireyi olarak kendi fikirlerimden çok, Diaspora Çerkes toplumunun ne istediğinin bir fotoğrafını çekmektir yapabildiğim kadarıyla.

Türkiye’de önceden Çerkesleri birarada toplayan tek bir yapı vardı: Kuzey Kafkasya Kültür Dernekleri Federasyonu. Ancak özellikle son yıllarda internet olanaklarının gelişmesiyle birlikte, farklı çevreler, yapılar, kurumlar oluşmaya ve farklı sesler çıkmaya başladı. Çerkesler deyim yerindeyse bir kültür derneğinin sınırlarından taşmış ve politikleşmişlerdi. Bunda hem iç hem de dünyadaki gelişmelerin rolü vardı kuşkusuz. Türkiye diasporası Çerkesleri demokratik bir biçimde örgütlenmiş ve barışçıl bir mücadele yürütmektedirler.

Kürdlerin on yıllardır süren mücadelesi de, bu topraklarda Çerkeslerin ve diger halk ve azınlıkların uyanış ve kazanımlarını da sağlayan önemli etkenlerdendir.  T24’de daha önce yayınlanan bir yazımda belirttiğim gibi, farklı düşünceleri savunan irili ufaklı birçok grup var. Farklı düşünce ve eylem zenginliği açısından belki böylesi şimdilik daha iyi. En azından bu gruplar birbirlerini eleştiriyor ve denetliyorlar. Belki bu ileride ortak hareket etmenin de yolunu tıkamayacak. Çerkesler artık salon kültüründen sonra sokak kültürünü ve demokratik protesto eylemlerini tanımaya ve gerçekleştirmeye başladılar.

\

Soçi Olimpiyatları 2014

Olimpiyatlar için Soçi’nin seçilmesi ise, Çerkesler için ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü tarihsel olarak Soçi’nin sahibi Çerkesler. Burası,  Rus Çarlığı tarafından boşaltılmış, buradaki Çerkesler soykırıma uğratılmış, kalanlar ise sürgüne yollanmıştır. İşte bu yüzden Çerkesler, soykırıma uğratılmış atalarının kemikleri ve anıları üzerinde kendilerinden ve tarihsel gerçeklerden hiç söz edilmeden olimpiyat yapılmasına karşı çıkıyorlar.

Dünya Çerkesleri, Soçi Olimpiyatları’na karşı çeşitli demokratik etkinliklerde bulunuyorlar. Ȍrneğin “http://nosochi2014.com/” bu organizasyonlardan birisi ve İngilizce olarak yayın yapıyor.

Kuzey Kafkasya’da faaliyet yürüten bazı radikal islâmcı gruplardan birisinin lideri olan Dokko Umarov, Soçi Olimpiyatları’nı yaptırmayacaklarini ilan etti. Olimpiyatlar sırasında sivillere yönelik yapılacak olası şiddet eylemleri, Çerkeslerin demokratik ve barışçıl mücadelesine zarar verecektir. Bu yüzden gördüğüm kadarıyla, Türkiye Çerkesleri, bu tür sivillere yönelik eylemlere karşılar.

Bu arada Çerkes Dernekleri Federasyonu, kendilerine e-postamın ulaşmadığını belirterek sorulara yanıtlarını yolladılar.

Soçi Kış Olimpiyatları 2014 konusunda bazı Çerkes kuruluşları şunları söylediler:

 

Çerkes Dernekleri Federasyonu:

Soçi ve tarihte Çerkesya olarak adlandırılan bölgeler, Çerkesler için ''Çanakkale Şehitliği'' gibidir. 1763 yılından 1864'e kadar o bölgede Çerkesler ''bağımsızlık'' mücadelesi vermişler, topraklarını kendilerinden kat kat fazla olan Rusya Çarlığı'nın işgaline karşı korumaya çalışmışlardır.

Dünya'nın en geniş ve en büyük ülkelerinden biri olan Rusya Federasyonu'nun  kış olimpiyatları için daha elverişli şehirler dururken ''Soçi'' konusundaki ısrarı siyasidir, Çerkes Soykırımı'nı karartma çabasıdır. Biliyorsunuz ki, barışın simgesi olan olimpiyatlar ''sürgün, soykırım'' gibi insanlık suçlarının işlendiği yerlerde yapılamaz. Rusya, olimpiyatları bu bölgede yaparak ''sürgün, soykırım'' realitesini dönüşü olmayacak bir şekilde sümenaltı etmek istiyor. İnşaatlar yüzünden doğa tahrip ediliyor, binlerce ağaç yok ediliyor, atalarımızın mezarları darmadağın ediliyor. Vicdanları sızlatan bu duruma Çerkesler asla seyirci kalamaz, olimpiyatlara karşı değiliz, bizler; olimpiyatların, atalarımızın mezarları üzerinde yapılmasına karşıyız. Biz Çerkesler, Rus halkını ''düşman'' olarak görmüyoruz, halklar arasında düşmanlık olamaz. Rusya Federasyonu yönetimi, ''Çerkes Soykırımı''nı kabul etmeli, Çerkeslerin anavatanlarına dönüşlerini kolaylaştırmalıdır.

\

 

Çerkesya Yurtseverleri Kurucu Meclisi Yürütme Kurulu

Soçi, bilindiği gibi, tarihsel vatanımız Çerkesya’nın başkentidir. Çerkes halkı, Çerkesya Özgürlük Meclisi“ ile ilk devletleşme adımlarını Soçi’de atmış ve bağımsızlık talebini buradan dünyaya duyurmuştur.

Keza, Rus İmparatorluğuna karşı yürüttüğümüz bağımsızlık, özgürlük, onur ve namus savaşımızın son-kanlı çarpışmaları Soçi’de vuku bulmuş, bu toprakların her karışı, kanımızla, canımızla sulanmıştır.
Şimdi bu topraklar üzerinde, Çerkes halkının izni veya oluru olmadan Olimpiyat oyunlarının düzenleniyor olması; Soçi’nin tarihsel sahipleri olan Çerkeslerin varlığının inkar edilmesi bizlere büyük bir hakarettir. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Dünyanın ve olimpiyatlarda yarışacak sporcuların RF’nun bu tavrını uygun buldukları yöntemlerle protesto etmeleri, Çerkes halkı ile dayanışma içerisinde olmaları bizleri memnun eder.

 

Jineps Gazetesi Yayın Kurulu

Çerkeslerin, 19. yüzyılda yaşadığı felaket, soykırım ve sürgündür.

18.yüzyıl ve öncesi haritalarda yer alan Çerkesya’nın başkenti Soçi’nin kadim halkı Çerkeslerdir; bağımsızlık ve özgürlükleri için Çarlık Rusyasına yıllarca direndiler. Son direnişin gerçekleştiği  Soçi’deki Kbaada yaylasına Kızıl Çayırlık adını Ruslar verdi. Savaş sonrası Çerkeslerin %90’ı sürgün edildi.

Soçi Milli Parkı ve Kbaada asırlık ormanları, otuz binden fazla bitki çeşidi ve barındırdığı çok sayıda hayvan türüyle UNESCO'nun Dünya Koruma Mirası listesindedir.

Olimpiyatlar teoride evrensel bakış-anlayış, kardeşlik ve barış gibi üç önemli değerin yaygınlaşmasına aracılık eder. Zamanla siyasal boyut öne çıktı. Şimdi Soçi’de değer yargılarının ayaklar altına alındığı bir çirkinlik yaşanmakta. 

Üstelik Rusya yerli halkı yok sayıyor, Çerkes soykırımını reddediyor.

Kendi belirledikleri değer yargılarını neden ayaklar altına aldıklarını, dünya mirasının talan edilmesine onay verdiklerini dünya kamuoyuna sorgulatmalıyız.

 

İstanbul Kafkas Kültür Derneği Başkanı Ümit Duman:

Soçi 1864 yılında, Büyük Rus-Çerkes savaşında, savaşın Çerkesler tarafından kaybedildiği son yer ''Krasnaya Polyana'nın bulunduğu yerdir. Soçi eski başkentimizdi. Son ÇERKES SOYKIRIMI'nın yapıldığı yer olması nedeniyle de, Çerkesler için SOYKIRIM ve SÜRGÜNÜN sembolik yeridir. Sembolik tarihi de 21 Mayıs 1864. Soçi, aynı zamanda UNESCO’nun kararıyla koruma altına alınması gereken doğal ve tarihi bir yerdir. Olimpiyat sözleşmesinin 6'ıncı maddesine göre insanlık suçu işlenen - en azından insanlık suçu işlendiği iddiası varken, Olimpiyat oyunlarının Soçi de yapılmasına izin verilmemesi gerekirdi. Soçi de Olimpiyatlara izin vermekle bu insanlık suçu örtbas edilmek istenmiş, Dünya Olimpiyat komitesi böylece bu suça ortak olmuştur. Olimpiyat hazırlıkları süresince doğa onarılamaz şekilde tahrip edilmiş, inşaat kazılarında rastlanan toplu mezarlar bazen kapatılmış, bazende üstüne inşaatlar yapılmıştır. Bu Olimpiyatlar ATALARIMIZIN KEMİKLERİ ÜZERİNDE OYUN OYNAMAKtAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR.    

 @erolanar

                                                                                         

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar kavramı üzerine anarşist notlar

İktidar olgusu, çağlar boyunca insanın birbiri üzerinde egemen olma, yönetme ve yönlendirme arzularına neden olmuştur. Bu olgu, imparatorluklar kurmuş, yıkmış, toplumsal ve bireysel düzlemde ise ilişkilerin niteliğini belirlemiştir.

Gerçek nedir? Ya da gerçek gerçek midir?

Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir. İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir.