28 Temmuz 2010

Bizim Atlantium’un Bereketli Toprakları

“Ev yapımı mini devletleri”, yüzölçümü ve nüfus olarak nispeten ufak, ancak uluslararası arenada tanınan, Liechtenstein...

Salı gününün gazetelerinde yer alan haberler içinde en hoşuma gidenlerden biri, Atlantium haberiydi. Öyle ki, Avustralya’da yaşayan, 43 yaşındaki George Cruickshank isimli adam, yaşadığı minik apartman dairesinde kendi devletini kurup ismini Atlantium İmparatorluğu koymuş. “İmparator 2. George”un ülkesinin, Türkiye dâhil 110 ülkede 1,300’ü aşkın vatandaşı varmış!
İnternet sitelerini inceledim; Atlantium’un kendi anayasası, bayrağı, posta pulları, imparator resimli paraları ve takvimi var; ayrıca tarikatlarla ilgisi olmayan, özerk ve laik bir krallık olduğu belirtiliyor. 
Atlantium’u kurma fikrinin yaklaşık 30 yıl öncesine dayandığını dile getiren Cruickshank ve kuzenlerinin amaçları, bir devletin devlet olması için toprak sahibi olmasının gerekmediğini, insanların doğdukları yere zorla vatandaş kaydedilmesinin haksızlığını kanıtlamakmış. Onlara göre, küresel sınırlar, etnik kültürler birbirine karıştıkça, elektronik iletişim ve teknolojinin de yardımıyla bağımsız mikro devletlerin dönemi başlayacakmış.
Dünya’da politik güç dengelerinin, ekolojik dengelerin ve her türlü eksenin kaydığı ya da kaymaya yüz tuttuğu, “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” yaklaşımlı şu günlerde, serde az biraz terelelli haller de oldukça, “mini devlet” sayısı gittikçe artıyor.
Ağırlıklı olarak Avustralya’da olmak üzere, dünyada 100’ü aşkın mini devlet var. Sosyal-ekonomik-politik simülasyon devletleri olarak kurulu olan farklı örnekler, edebiyat ya da mizah kökenli “fantazi devletler”,  ya da belli bir gündem maddesi üzerine odaklanan oluşumlar var. 
“Ev yapımı mini devletleri”, yüzölçümü ve nüfus olarak nispeten ufak, ancak uluslararası arenada tanınan, Liechtenstein ya da Monaco bağımsız prenslikleri, veya Vatikan Devleti gibi örneklerden ayrı tutmak gerekli. Zira mini devletlerin, uluslararası diplomatik tanınırlıkları olmadığı gibi, daha çok politik bir başkaldırı, kuramsal denemeler veya kişisel eğlence anlayışlarıyla kuruluyorlar. 
Bu tip devletlerin “devlet başkanları” için, olayın vergisel boyutu, bir başka deyişle kendi ülkelerinin kralları da olsalar, oturum yaptıkları ulusa vergi ödeme zorunlulukları mevcut.
Amaçladıkları oranda ciddiyetle de karşılanmıyorlar. Yine de böyle hareketleri gerçekleştirebilecek denli özgür ve demokratik ülkelerde yaşayabiliyor olmaları da insanın biraz içini burabiliyor! 
Öyle ya, bu “kurdum oldu” formülü Türkiye’de de tutmaya başlarsa ne olacak?
Gündem insanı karamsarlıklardan karamsarlıklara sürükleyecek denli alacakaranlık; aynı anda hem şaşırtıp hem üzüp hem aptallaştıracak, hem uyuşturup hem unutturacak denli de karmaşık...
Referandum, Evet-Hayır-Ben bilmem beyim bilir cepheleri, kaldırılacak ve değiştirilecek maddeler, kutuplaşmalar, çatışmalar, artan suç oranı, azalan güven, dengesiz ruh halleri, gülünecek halimize ağlamalar, acıklı halimize inat yapış yapış magazinel gündemler derken, korkarım memlekette de ev devleti kurmaya meyilli, hafiften çatlatmış bünyelerin çoğalması yakındır!
Zaten olduk olası memleket kurtarmaya meyilliyizdir. Hele de, (Başbakanım mazur görün ama, peynirle kavun yanına da üzüm ve anason kuru kuru gitmiyor!), rakı sofrasında, esrik kafalarla atıp tutmayı pek severiz. Şimdi ister misiniz, “mevcudu kurtaramadık, yenisini kuralım en iyisi” diyenler çıksın, çıksın da bölücülükten süründürülüp, komploculuktan içeri alınsın?! Ne demeli, hakkımızda hayırlısı...
Ben kendi adıma bir Eliza Cumhuriyeti kursam, ne ekonomik yapısını, ne politik kurgusunu nasıl yaparım hiç bilmiyorum; çirkinleştirmeseler ne de harika olan vatanım dururken, uğraşasım da yok açıkçası. 
Bildiğim tek şey, böyle ütopik bir muz cumhuriyetim bile olsa, en başta tüm vatandaşlarımın, ırk-din-mezhep-etnisite-cinsiyet gözetmeksizin, eşit olacak olması! Hem en başta hümanist, yüreğinde eşitlikçi bir yapım var, hem de sonra mazallah, ismim “Kadın Erkek Eşitliğine
İnanmayan, Demokrat Başbakan”a* çıkar!
Esen kalın...
* Nilgün Cerrahoğlu’nun, 22.7.2010’da Cumhuriyet Gazetesi’ndeki müthiş yazısının başlığından...


 

Yazarın Diğer Yazıları

Haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur

Bugünlerde ölümün tekinsiz nefesi kulaklarımızda bir tokat gibi üst üste patlıyor

Kral Çıplak!

Bir varmış, bir yokmuş. Dört mevsimin birden yaşandığı cennet bir diyarda çelişki her şeyden çokmuş...

Seks Köleliği ve Grinin Ellibirinci Tonu

Türkiye medyasının en libidosuna kuvvet kalemlerinin “ay bayıldım!” çektiği...