08 Mart 2018

Murat Sabuncu ve talihin sopasını elinde tutanlar...

Zamanın aynı karede bir kez daha donakaldığı memleket hikâyelerinde bu kez Murat var

Zamanın salıncağında ben Murat Sabuncu'nun gazetesine, Milliyet'e gelmiştim, Murat da benim gazeteme, Cumhuriyet'e gitti.

Haziran 1999. Gazeteciliğe başladığım Cumhuriyet'teki 11 yılın ardından geçtiğim Milliyet'in Ankara İstihbarat Şefliği görevinden İstanbul'da Haber Merkezi'nin yöneticiliğine davet edilmemin üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş. Geçmiş mi gerçekten?

Ankara yıllarımdan tanıyordum elbette, ancak Murat'la yüzyüze tanışmamız bu tarihe rastlıyor. Gazetede, dergide, televizyonda, internette; bu mesleğin bulabildiğimiz her yolunda yan yana çalıştık Murat'la. 

Gustave Flaubert, Kasım kitabında, "üzerinde uyuduğumuz, ama rüyalarımız hakkında hiçbir şey bilmeyen yataklarımızdan" söz eder. Zamanla haşır neşir serüveninde insan da öyle sayılır. Takvim yapraklarında sözüm ona ölçtüğünü sandığı zamanı kavrayamaz. Nihayet insan geçer, zaman kalır!

Zamanın aynı karede bir kez daha donakaldığı memleket hikâyelerinde bu kez Murat da var. Zamanla yarışırken kabına sığmayan; değil hapsedildiği ayları, dakikaları bile sayan sabırsızlığıyla biteviye koşturan Murat. Cumhuriyet'le görülen bir kan davasında, Cumhuriyet'in kurumları marifetiyle gazetecilik yapmaya çalışırken hapsedildiği Silivri'de ihtimal özgür bir ülkenin rüyalarına uyanan Murat.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, 494 gündür tutuklu.Dört duvar dışında bir iktidarı kalmayanlar; Nâzım Hikmet'lerin, Sabahattin Âli'lerin, Uğur Mumcu'ların, İlhan Selçuk'ların, İsmail Beşikçi'lerin, Ahmet Şık'ların ve daha nicelerinin ardından bu kez Murat Sabuncu'nun dört duvar arasında kıydıkları her dakikası için utanacaklar.

Montaigne der ki; talihin sopası altında kan revan içinde ama dimdiktir başım benim.

İnsanları görüşleri nedeniyle hukuksuz zamanların kör karanlığına hapsedenler hep geçtiler, yine geçecekler. Gazetecilik ise, hep olduğu gibi, kalacak. Ve talihin sopasını elinde tutanların -İlhan Selçuk'un deyimiyle-  kendilerine nasıl ucube bir heykel yonttuklarını yazacak.


Bu yazı, Cumhuriyet'te yayımlanmıştır. 

Yazarın Diğer Yazıları

T24 9 yaşında; işte geldik gitmiyoruz!

T24 bizim için bir masal. Başımızı sokacak bir masal!

Hazal Özvarış söyleşileri ve şüphenin yararı; önümüze konanın ardına bakmak...

Medya tarihimizin en kapsamlı söyleşi külliyatı kitap oldu