16 Mart 2010

İşte hükümetin IMF sonrası ek gelir paketi

IMF ile yeni bir stand-by anlaşması, yaklaşık iki yıl süren “olacak-olmayacak” açıklamalarının ardından şimdilik rafa kalkmış bulunuyor...

Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yeni bir stand-by anlaşması, yaklaşık iki yıl süren “olacak-olmayacak” açıklamalarının ardından şimdilik rafa kalkmış bulunuyor.
IMF Ana Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca fon yönetimi “gözden geçirme” diye bilinen konsültasyon için geri sayım sürecine girilmişti. Stand-by görüşmelerinden farklı olarak IMF'ye üye 192 ülke için de geçerli olan “gözden geçirme” genellikle yılda bir kez icra ediliyor. Türkiye ekonomisi için son gözden geçirme 2007 yılında yapılmıştı.
IMF yönetiminin 2009 sonbaharından beri yapmak istediği gözden geçirmeye ilişkin randevu için, stand-by anlaşmasına yönelik olarak hükümetten gelen “oldu olacak” mesajları nedeniyle geçen haftaya kadar beklendi. Türkiye ile stand-by konusunda mutabakata varamayan IMF, gözden geçirmeler için davet bekliyordu. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 11 Ocak'ta yaptığı “IMF ile anlaşma gün, hafta meselesi” türünde mesajlar eşliğinde IMF'ye “gözden geçirme” davetinin son ana kadar yapılmadığı anlaşılıyor.
Erdoğan'ın “gün, hafta” açıklamasını aynı gün “Türkiye'de bir müzakere heyeti bile bulunmadığını” vurgulayarak düzelten IMF yönetimi, geçen çarşamba günü, mayıs ayı başında itibaren “gözden geçirme” istişarelerinin başlaması için hükümetle anlaştıklarını duyurdu. Hazine Müsteşarlığı da, paralel bir açıklamayla stand-by anlaşmasının rafa kalktığı anlamına gelen gözden geçirme davetini dile getirdi.

IMF davet için sıkıştırdı

“Gözden geçirme” için açıklama noktasına gelinceye kadar yoğun bir telefon trafiği yaşandığını Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın açıklamalarından da izleyebiliyoruz.
Mali disiplin için yerel yönetimlere kaynak aktarımının frenlenmesi ve vergi gelirlerinin artırılması konusunda ısrar eden IMF'nin, “stand-by olmayacaksa gözden geçirme için davette bulunulması” konusunda hükümeti sıkıştırdığı anlaşılıyor. Fon yönetiminin, “gözden geçirme” daveti yapılmazsa Türkiye'de piyasalara verilen olumlu mesajlara karşın “stand-by anlaşması için IMF'nin masada olmadığını duyurmak dışında bir seçenek kalmadığını” hükümete hissettirdiği konuşuluyor.
Babacan'ın, mayıs ayında yapılacak gözden geçirme toplantılarından sonra stand-by olasılığına kapıyı tamamen kapatmadığını da hatırlatalım.
Sonuçta, 24-25 Nisan'da yapılacak IMF-Dünya Bankası bahar toplantılarının ardından Türkiye'ye gelecek olan fon heyeti, ekonominin genel durumuna ilişkin istişarelerden sonra görüş ve tavsiyelerini içeren Türkiye raporunu Kasım 2010'da İcra Kurulu'na sunacak.

Açıklara karşı beş kalemlik ek gelir paketi

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, IMF ile anlaşmayı özellikle dış finansman ihtiyacı açısından önemli gördüklerini, stand-by anlaşmasının krizin etkilerini hafifleteceğini düşündüklerini açıklamıştı.
IMF ile varılan nokta, iç ve dış açıklara karşı alınacak önlemler açısından da önem taşıyor. 2010 yılında bütçenin 40 milyar lira, cari işlemlerin 35 milyar dolar (bugünkü kur üzerinden yaklaşık 54 milyar lira) açık vermesi bekleniyor.
Hükümet çevrelerinden aldığımız bilgilere göre, IMF sonrasında ek gelir planında, ilk aşamada üzerinde durulan beş kalem bulunuyor.

2-B için satış, kiralama ve Anayasa değişikliği

Ek gelir paketinde öne çıkan ilk kalemde, Orman Kanunu'nun 2. maddesinin B bendinde düzenlenmesi nedeniyle “2-B” olarak adlandırılan “orman niteliğini yitirmiş işgal altındaki hazine arazilerinin” durumu yer alıyor.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun yaptığı açıklamalara göre, bu durumda bulunan arazilerin toplam büyüklüğü 500 bin hektara ulaşıyor. 5 bin kilometrekareye tekabül eden bu rakamın ne ifade ettiği konusuda parlamento kayıtlarına da geçmiş çarpıcı kıyaslamalar var. İstanbul ilinin yüzölçümüne yaklaştığı belirtilen 2-B kapsamında bulunan arazilerin Lüksemburg'un 2, KKTC'nin 1,5, Hong Kong'un 5 katına yakın olduğu belirtiliyor.
Ocak 2009'da yürürlüğe giren “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”da 2-B arazilerinin tasfiyesi öngörülüyordu. CHP'nin iptalini talep ettiği yasa, halen başvuruyu esastan görüşmeye karar veren Anayasa Mahkemesi'nin gündeminde bulunuyor.
Bu arada Milli Emlak Genel Müdürlüğü tebliğiyle 2-B arazilerinin kiralanması da gündeme getirildi.
Özetlemeye çalıştığımız çerçevede hükümet iki nokta üzerinde duruyor. Birincisi; söz konusu arazileri, zilyetliğinde (fiili tasarrufu altında) bulunduranlara 30-40-50 yıl gibi sürelerle rayiç bedelleri dikkate alarak kiraya vermek.
İkincisi; yıllardır yapılan girişimlere karşın satılamayan bu arazileri kadastro düzenlemelerini yaparak rayiç bedel üzerinden satmak. Yasanın iptal edilme olasılığını dikkate alan hükümetin, bir daha bu engele takılmamak için konuyu gerekirse bir “Anayasa değişikliği” çerçevesinde ele almayı, böylece yüksek mahkemenin denetim alanından çıkarmayı da gündeme aldığı konuşuluyor.

Satılmak üzere 200 Hazine arazisi saptandı

Hükümetin ek gelir çalışmalarında öne çıkan kalemlerden biri de, kıymetli Hazine arazilerinin satılması. Bu çerçevede yapılan çalışmalarda “çok değerli” 200 Hazine arazisinin saptandığı belirtiliyor. Belirlenen Hazine arazilerinin kısa sürede yüksek bedellerle satılabileceği düşünülüyor.

Enerji ihaleleri

Başta, bazı bölgeler için teklifleri alınan elektrik dağıtım işleri olmak üzere enerji ihaleleri hükümetin üzerinde durduğu gelir kalemleri arasında önemli bir yer tutuyor. Enerji ihalelerinden yaklaşık 5 milyar dolar gelir bekleniyor.

Şeker fabrikalarının satışı

Sermayesinin tamamı devlete ait bir “iktisadi devlet teşekkülü” olan Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi (Türkşeker), İstanbul Sanayi Odası'nın “500 büyük şirket” listesinde yer alıyor. Türkiye'de faaliyet gösteren toplam 33 şeker fabrikasının 25'ini envanterinde bulunduran Türkşeker 2 alkol, 4 makina, 1 elektronik aygıtlar, 1 tohum işleme fabrikasının da sahibi görünüyor. Özelleştirme İdaresi'nin portföyünde bulunan Türkşeker'in resmi internet sitesinde bulunan bu verilerin, Eskişehir, Tokat ve Burdur'daki 2009 satışlarını kapsamıyor olabileceğini belirtelim.
Hükümet, önemli bir arazi varlığına da sahip olan şeker fabrikalarının satışından da kısa vadede önemli bir gelir bekliyor.

Yeni vergi ve prim affı gündeme gelebilir

Başta hizmet akdine bağlı olarak çalışanlar için olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu'na ödenmesi gereken prim borcu geçen yıl ortasında 12 milyar lirayı buluyordu. 2010 yılında devletin toplam 236,7 milyar lira gelir hedeflediğini düşünüldüğünde, SGK alacakları tek başına önemli bir hacim ifade ediyor.
Hükümet, daha önce de başvurduğu prim affı ve vergi barışı uygulamalarına yönelmeyi gündemine almış durumda.
Kısa vade için planlanan ek gelir çalışmaları ile ilgili olarak öğrendiklerimiz bunlar.
Bir de Güngör hocamızın (Uras), IMF ile masaya oturulmaması üzerine bütün tahminlerde oranları geri çekilen “ekonomik büyüme” için altını çizdiği öneri (Milliyet-15 Mart 2010) var ki, onu da hatırlatmadan geçmeyelim:
Devalüasyon!..

Yazarın Diğer Yazıları

T24 9 yaşında; işte geldik gitmiyoruz!

T24 bizim için bir masal. Başımızı sokacak bir masal!

Hazal Özvarış söyleşileri ve şüphenin yararı; önümüze konanın ardına bakmak...

Medya tarihimizin en kapsamlı söyleşi külliyatı kitap oldu