23 Şubat 2025

Ductape: Ductape’in sound’u bizim hislerimizden, yaşanmışlıklarımızdan ve müzikal zevklerimizden besleniyor

“Bizi ve bu müzik türünü tanımlayan belli bir sound var ama aynı zamanda her şarkıda yeni şeyler deniyoruz, farklı elementler ekliyoruz. Kendi sesimizi koruyarak ilerlemeye çalışıyoruz çünkü bu bizim için bir prensip değil, tamamen organik bir süreç”

Çağla Güleray ve Faruk Güleray tarafından 2019 yılında temelleri atılan post-punk/darkwave grubu Ductape, yeni single’ı “Fade Away”i dinleyiciyle buluşturdu. Yaptıkları müziğin köklerine sadık kalıp üzerine kendi yenilikçi yorumlarını ekleyen topluluk, son teklilerinde de bu geleneği bozmadan “derin bir iç hesaplaşma ve kaybolmama mücadelesi” anlatıyor. Ductape’le müzik serüvenlerini ve yeni şarkılarını konuştuk. 

- 2019 yılında Ductape’i kurmuşsunuz. Öncesinde neler yapıyordunuz?

Çağla: Furkan uzun zamandır müzisyen. Softa ve Apartmanlar gruplarında birçok albümde ve sahnede yer aldı. Benimse müzik konusunda ilkim Ductape. İyi bir dinleyiciydim. 2014’te tanıştık. Resim ve çizime yoğunlaştığım bir dönemde Furkan birlikte müzik yapma konusunda ısrarcı oldu. Beni teşvik etti ve başladık.

- Grubu ismi nereden geliyor?

Duct tape (Amerikan bant) çok amaçlı bir gereçtir. Geçici çözümler üretmek için kullanılır ama yapıştırdığın hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Bu ismin hem o anlamı hem de ses olarak sertliği hoşumuza gitti. Görsel olarak tek kelime olmasını istedik ve birleştirdik.

- Henüz beş yıllık bir grup olmanıza rağmen namınız Latin Amerika’da da dahil 30 ülkede duyulmuş. Nedir bu ilginin sebebi sizce? Yaptığınız müziğin evrenselliği ve özellikle aşağı yukarı sizin bir araya geldiğiniz dönemde özellikle Avrupa’da post-punk’ın farklı yönlere evrilmesine rağmen çok fazla dinleyiciye ulaşması olabilir mi?

Tüm müziklerin evrensel olduğunu öncelikle cebimize koyarak, yaptığımız müzik türünün Türkiye dışında daha büyük bir kitlesi olduğunu biliyoruz. İlk EP “Little Monsters” ve ardından ilk albüm “Labirent”in yayınlanmasıyla birçok ülkeden güzel tepkiler ve davetler almaya başladık ve bir şekilde kitlemiz oluşmaya başladı. Pandeminin bitişiyle daha fazla sahne aldıkça organik bir şekilde kitlemiz büyüdü ve çaldığımız ülke sayısı giderek arttı. Bu kitleye bir şekilde dokunabilmişiz ve çok sadık müzik dinleyicileri oldukları için de sizi beğendiklerinde hep yanınızda oluyorlar.

- Diskografinizde dört albüm, iki EP ve epeyce tekli var. Single çılgınlığıyla çalkalandığımız bir dönemde EP bile lüks sayılırken sizin dört albümünüz olması bana yaptığınız müziğe gerçek anlamda saygı duyduğunuzu, onu sahiplendiğinizi düşündürttü. Single, sabun köpüğü malum. Ama albüm çok daha farklı bir iş. Siz neler söylemek istersiniz?

Biz de çok single taraftarı değiliz ve single’ın strateji olarak kullanıldığı dijital müzik dünyasına sıcak bakmıyoruz. Albüm dediğiniz şey, tek tek parçaların toplamından daha büyük bir anlam taşıyor. İçinde bir bütünlük, bir hikâye, bir atmosfer oluyor. O yüzden biz her zaman albümleri öncelikli görüyoruz. Bir albüm sürecine girdiğimizde, sadece şarkılar değil, genel ruh hali, kapak tasarımı, prodüksiyon gibi her şeyin birbiriyle uyumlu olması bizim için önemli. Albümler müziğin uzun vadede kalıcılığını sağlıyor ve tabii ki bizim için albümleri önemli kılan bir etken de onların plak, CD ve kaset formatlarında fiziksel varoluşu.

- 2020 yılındaki maxi single’ınız “Little Monsters”tan yeni şarkınız “Fade Away”e kadar çıktığınız yoldan neredeyse hiç dışarı çıkmamışsınız. Kategorizasyonun ortadan kalktığı bir dünyada siz tarzınıza sadık kalıp üzerine birkaç tuğla da kendiniz koymuşsunuz. Bu ikiniz arasındaki bir prensip sebebi miydi yoksa gerçek anlamda sadece bu müzikle kurduğunuz organik bağın iliklerinize kadar işlemesi mi?

Biz müziğimizi içimizden geldiği gibi yapıyoruz. Bizi ve bu müzik türünü tanımlayan belli bir sound var ama aynı zamanda her şarkıda yeni şeyler deniyoruz, farklı elementler ekliyoruz. Kendi sesimizi koruyarak ilerlemeye çalışıyoruz çünkü bu bizim için bir prensip değil, tamamen organik bir süreç. Ductape’in sound’u bizim hislerimizden, yaşanmışlıklarımızdan ve müzikal zevklerimizden besleniyor. Bu yüzden dışarıdan bakınca değişmez gibi görünse de aslında her albümde, her şarkıda gelişen bir şey var.

- Yeni şarkınız “Fade Away” yayınlandı. Var mı bir hikâyesi?

“Fade Away” derin bir iç hesaplaşma ve kaybolmamak için verilen bir mücadeleyi anlatıyor. Şarkının sözlerinde, kişinin kırılmış bir aynada kendisini tanıyamadığı, kaybolmuş hissettiği bir anın yansıması var. Sadece gözlerini kapattığında asıl benliğini görebiliyor.

Şarkının ana teması, geçmişle yüzleşmek ve kendini kaybetmemek için direnmek üzerine kurulu. “Under the rain, I found myself” (Yağmurun altında kendimi buldum) dizesi, zorlukların ve acının aslında bir aydınlanmaya vesile olduğunu ifade ediyor. Yaşanan tüm sıkıntılara rağmen kendini bırakmamayı, yok olup gitmemeyi anlatıyor.

- Şarkıda sound’unuzdan ve melankolik özünüzden yine uzaklaşmıyorsunuz. Ancak “Fade Away”de insanı kendine çeken bir farklılık var. Sanki enstrümanlar (özellikle bas gitar), vokal daha “içeriden” geliyor gibi. Sadece lirik olarak duygusal aktarımını değil, melodik geçişleri de daha sıkı ele almışsınız gibi…

“Blue Black” ve bu şarkıda ilk kez kendi mixl’erimizi kendimiz yaptık. O yüzden duygu aktarımı farklı gelebilir. Şarkının yapımından bitişine kadar o an yaşadığımız hisleri sadece sözlere değil enstrümanlara da yansıttık.

- “Kendini yeniden keşfetme”, “içsel yolculuk”, “insanın karanlık dehlizleri” gibi tamlamalarla aşağı yukarı her gün en az beş kere karşılaşıyoruz. Herkes kendi derdini, hikâyesini anlatacak elbette ancak bu “furya”nın ne zaman biteceğini merak ediyorum. “Kendimize bir dönsek de rahatlasak,” dediğim çok oluyor bir dinleyici, izleyici ve okur olarak. Fakat bu durumla ilgili sanırım en doğru tespit Nejat İşler’e ait. Kendisiyle “Tamirhane” filmiyle ilgili yaptığım röportajda, “Millet darlanmaktan bıkmadı, biz milleti darlamaktan bıkmadık,” demişti. Sorunun girişindeki tamlamalar da buna cuk oturuyor. Haksız mı sizce Nejat İşler?

Açıkçası Nejat işlerin ne dediği veya insanların düşünceleri şarkı yapım aşamasında (hatta hiçbir zaman denebilir) umurumuzda olan şeyler değil. Kafanızı başka yere çevirerek duymak istemediğiniz söylemlerden aynı bizim yaptığımız gibi uzak kalabilirsiniz.

- Son olarak yeni yıl ajandanızda neler var?

Mart ayında “Echo Drama” albümünün 2. basım plakları çıkacak. Son iki single buraya eklenecek ve “Echo Drama Deluxe” renkli plak olarak ve CD formatında da satışa çıkacak. Bunun harici kırk adet konser kesinleşti. Tekrar bir Latin Amerika ve Meksika turnesi de eklenecek, şu an planlanma aşamasında. Web sitemizden güncellemeleri yapıyoruz.

Burak Soyer kimdir?

1986 yılında Kütahya'da doğdu. 1992 yılında Çanakkale'ye yerleşti. 2004 yılında Marmara Üniversitesi Alman Dili Edebiyatı'nı kazandı. Aynı yıl okulu bıraktı. Bir süre garsonluk yaptı.

2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki'nde gazeteciliğe başladı. Aynı yıl Rolling Stone Türkiye'nin açılmasıyla birlikte Rolling Stone'a müzik yazıları yazdı. 2006-2008 yılları arasında Akşam Gazetesi Ekler Servisi'nde muhabir olarak görev yaptı. Daha sonra "memleketi" Çanakkale'ye dönüp Çanakkale Olay Gazetesi'nde çalıştı.

İnternethaber.com, Sözcü.com.tr, Toplumsal Haber gibi internet haber sitelerinde Siyaset, Gündem, Spor, Yurt Haberler, Kültür Sanat, Yaşam, Lifestyle servislerinde editör olarak çalıştı. Trend Medya'nın YouTube kanalı için kültür sanat ve spor programı hazırlayıp sundu. Son olarak İstanbul Karaköy MONO dergisinin editörlüğünü yapıyordu.

Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGün Kitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org'a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen T24 Haftalık, Bianet ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor.

2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana'nın devamı olan Buji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Ayrıca bir de kısa film senaryosu bulunmaktadır.

2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Doğan Duru: İstanbul hep bir şeyleri kaybettiğimiz, hep bir şeylerin değiştiği, bir yandan nefret edip bir yandan kopamadığımız bir şehir

Redd grubunun solisti Doğan Duru, grubun yeni teklisi “Üşüyor İstanbul Bugün” için, “Aslında bu, şehrin soğuk yüzüyle ilgili. Kendi içindeki karmaşası, yalnızlığı, kayıpları… İstanbul bazen insanın içindeki boşluğu daha da büyütüyor,” diyor

Arda Kıymaz: “Martı Jonathan Livingston” tam olarak benim!

“Kitabı okuduktan sonra anladım ki martı Jonathan da görünmez sınırlar içerisinde yaşamak istemeyen, toplumsal normlardan uzak, özgür bir kuş. Hatta başaramazsın diyenlere bile başarıya ulaştıktan sonra dönüp öğrendiklerini aktarmak için heyecanlı biri. Yani tam olarak ben”

Biz bu “filmi” daha önce görmüştük!

“Sokaktaki yurttaşın üstüne yığmaya çalıştıkları korkuyu gazeteciler üzerinden yapmaya çalışan hükümetin bu tutumuna alışkınız. Görevimizi yapmaya devam edeceğiz. O yüzden de “Biz bu filmi daha önce görmüştük!” deyip, sizleri gazetecilikle ilgili sinema tarihine damga vurmuş filmlerle baş başa bırakıyoruz… “

"
"