22 Ocak 2022

AYM üyeliği için yapılan seçimler ve baroların baroculuk hastalığı

Barolar Birliği Başkanı seçiminde sağduyulu davranmaya özen gösterenler, Barolar Birliği kontenjanından AYM üyeliği için yapılan seçiminde aynı tavrı göstermediler

- İsyan olmasından korkuyor musun?
- Hayır. Her zaman fakirlerin yarısını, diğer yarısını öldürmek için kiralayabilirsin
(Gangs of New York / New York Çeteleri / Martin Scorsese, 2002)

İktidar, gücü her zaman elinde bulundurmasının bir yolunun, kendini koşulsuz destekleyecek ve bundan da çıkar sağlayacak gruplar ya da kişiler oluşturmaktan geçtiğini bilir. İktidara yakın olmanın, iktidarın sağlayacağı nimetlerden faydalanmak anlamına geldiği, herkesçe malumdur. Baro seçimlerinde, bir zamanlar yanlışları eleştiren birinin, iktidar yanlısı tavırları ile gerekli yerlerde tepkisiz kalması sonucu, özerk olması gereken Barolar Birliği'nin özerkliğini yitirdiğine tanık olduk. Barolar, yapılan son Barolar Birliği seçiminde, kendi özerkliğini önemsediğini seçtiği aday ile göstermiştir.

Aralık ayında yapılan Barolar Birliği Genel Kurulu ve Barolar Birliği Başkanlığı seçimi sonucunda, iktidar destekli Metin Feyzioğlu'nun seçimleri kaybetmesi ve O'nun yerine demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları mücadelesi veren hukukçuların desteklediği baroların ortaklaşmasıyla Erinç Sağkan'ın Barolar Birliği Başkanı olarak seçilmesi, sadece hukuk camiasında değil, bu camia dışındaki toplum katmanlarında, sivil toplum örgütlerinde ve muhalefette de bir heyecan yaratmış ve demokratikleşme açısından bu seçim sonucuna birçok anlam yüklenmesine neden olmuştur.

Hukuk açısından, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bizzat mahkemeler tarafından uygulanmaması ile Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı direnen ilk derece mahkemelerinin hukuk dışı kararlarına ve siyasallaşmış hak ihlali davalarına karşı sessiz kalan Barolar Birliği'nin yapısının değişmesi umut verici olmuş, seçilen Barolar Birliği Başkanı'nın tavrının iktidar tarafında değil, hukuki açıdan doğru olan tarafta yer alacak olması geleceğe yönelik umutları arttırmıştır,

Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan'ın Roboski, ÇHD, Tahir Elçi davalarına katılarak taraf olması, değişimin başlangıcı için umut verici önemli adımlar olarak hafızalara kazınmıştır.

Gel gör ki içimizde yeşeren bu umut ve neşe uzun sürmemiş, Barolar Birliği Başkanı seçiminde sağduyulu davranıp ortak akılla hareket ederek demokratikleşmenin önemini kavramış, tarafsız, hukuktan yana bir başkan adayını seçmeye özen gösterenler, Anayasa Mahkemesi'ne Barolar Birliği kontenjanından seçilecek üye için yapılan seçimde, aynı tavrı göstermeyerek kişisel çıkarlarına uygun geleni seçmeyi tercih etmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi üyeliğini, kariyerist yaklaşımla bir unvan olarak, Anayasa Mahkemesi üyeliğinin ekonomik avantajlarını, emeklilik haklarını da bir fırsat olarak gören zihniyet galip gelmiş ve böylece iyiye doğru gitme ihtimali olan her şey berbat edilerek insan hakları, demokrasi, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü kişisel çıkarlara kurban edilmiş, küçük hesaplarla "benim adamım olsun" zihniyeti ile ülkenin iyiye evrilme umutlarına ket vurulmuş, evrensel hukuk ideali, savunma mesleğinin itibarı, baroculuğa kurban edilmiştir.

Bu tablodan anlaşılan odur ki, ülkenin hukuk devleti olma idealini gerçekleştirmek için baroların bu baroculuk hastalığının tedavi edilmesi gerekmektedir, Aksi halde genel kurullarda daha çok nutuk atar, baroculuk yapar ancak bir arpa boyu yol alamayız. 

Barolar Birliği özelinden ülke siyasetine bakacak olursak, yapılacak genel seçimlerde, ülkenin geleceği değil de partinin geleceği düşünülüp particilik yapılarak; "ülke ne olacak" sorusu ve ideali yerine "ben ne olacağım" beklentisi ile hareket edilirse, sonuç baro başkanlarının yapmış olduğu Anayasa Mahkemesi üyeliği seçiminin sonucunda ortaya çıkan tablodan farklı olamaz.

Yapılması gerekeni, ideali, ilkeleri, umudu, halkın büyük çıkarlarını, ülkenin geleceğini ortaya koyup bencillik yapmadan her türlü özveriyi verip emeği, çabayı ortaya koyarak umudu kazanmak gereklidir.

Bugün gelinen noktada, Anayasa Mahkemesi'nin alacağı kritik kararlarda, iktidara göre değil, hukuka uygun kararların alınmasında etkili olacak çoğunluk, bu çıkar çatışmalarına ne yazık ki kurban edilmiştir.

Son söz; aynı yöntemlerle farklı sonuç almak mümkün değildir. Sonuca odaklı doğru yöntemlerle çıkarcılıktan, adamcılıktan sıyrılıp çözümün, değişimin, umudun parçası olmak; anısı önünde saygıyla eğildiğim Faruk Erem'in, Barolar Birliği Başkanı iken kendisine Adalet Bakanlığı teklif edildiğinde, Barolar Birliği Başkanlığı'nı tercih etmesindeki o büyük hukukçu duruşunu göstermek gereklidir. 



* Bülen Yücetürk, avukat, Ankara Barosu Ceza Enstitüsü Başkanı

Yazarın Diğer Yazıları

Cemal Kaşıkçı dosyası ve yargı yetkisinin devri

Suudi Arabistan'ın hukuk devleti olmaktan uzak olması, bu ülkede yapılacak olan yargılamanın adil ve etkin bir yargılama olmasındaki kuşkular, Cemal Kaşıkçı'nın gazeteci olması, muhalif yönü ve cinayetin Suudi Krallığının işbirliği ile işlendiği kuşkuları birlikte değerlendirildiğinde, verilen kararın hem yasaya uygun olmadığı hem de adil olmadığı apaçık ortadadır

Yeni seçim yasası ve "atı alan Üsküdar'ı geçecek mi?

Türkiye Cumhuriyeti'nin 70 yıldır uyguladığı ve güvenilirliği hiçbir zaman tartışma konusu olmamış, bu iktidarın dahi sayısız seçim zaferi kazandığı bir seçim geleneğini yok sayarak getirmek istediği düzenleme, yapılacak seçimleri şimdiden şaibeli hale getirmiştir