13 Ekim 2019

"Alamancı"ya röntgen tutan film: "Oray"

38. İstanbul Film Festivali'nde gösterimdeki Oray, yaşamları hakkında fikrimiz olsa da yeterince bilgi sahibi olmadığımız gurbetteki vatandaşlarımızın, yaşadıkları ülkeye uyum sorunları, var olma mücadeleleri ve farklı iki kültür arasında kalmalarından kaynaklı çelişki ve açmazları yansıtan bir film

38. İstanbul Film Festivali'nde (2019), Genç Ustalar bölümünde gösterilen filmlerden olan "Oray" hakkında, 14 Nisan 2019'da yazımız T24 Pazar'da yayınlanmıştı. Festivalde izleme olanağı bulamayan sinema severler için, film 18 Ekim’de vizyona gireceği için ufak düzeltmelerle yazıya yeniden yer vermek istedim. Filmin Almanya'da gurbetçi olarak yaşayan vatandaşlarımıza ilişkin oldukça ilginç saptama ve yansıtmalar içeren bir çalışma olduğunu belirtelim.

Filmin ana karakteri Oray (Zejhun Demirov), daha önceki yaşamında suça ve uyuşturucuya bulaşmıştır. Kendini İslam'a adamış, önceki yaşamında başat olan uyuşturucu, "kadınlar" gibi günahlarını unutmaya çalışan bir karakterdir. Modern bir genç kadın olan karısı Burcu (Deniz Orta) ile sürekli kavga etmektedirler. Bu kavgalardan biri esnasında Oray, karısına sinirlenerek kontrolünü kaybeder ve yüzüne kapatılan telefona üç kez boşol mesajı bırakır. Yaptığından pişman olan Oray, Müslüman cemaat içinde önder olan Bilal'e, pişman olduğunu ve ne yapacağını sorduğunda, artık "karısının ona kız kardeşi gibi haram olduğu" yanıtını alır. Evliliğini devam ettirmek için üç ay karısından uzak durması da gerekmektedir. Oray, yaşadığı Hagen'den, geçici olarak Köln'e yerleşir. Köln'de Müslüman cemaat ile yakın ilişkiler içine giren Oray, yaşadığı çelişkilerden kurtulmaya ve kendisine bir çıkış yolu bulmaya çalışır...

Oray, yaşamları hakkında fikrimiz olan ama haklarında yeterince bilgi sahibi olmadığımız gurbetteki vatandaşlarımızın, yaşadıkları ülkeye uyum sorunları, varolma mücadeleleri ve farklı iki kültürün arasında kalmalarından kaynaklanan çelişkileri, açmazları başarıyla yansıtıyor. "Almanya'daki Türk varlığı, "misafir işçi" statüsünden "göçmen" statüsüne, bu kavramsal çerçeveden de "etnik azınlık" statüsüne doğru ilerleyen bir değişim süreci (Erdal AKSOY, Almanya'da Yaşayan Üçüncü Kuşak Türk Öğrencilerin Kimlik Algılamaları ve Buna Bağlı Olarak Karşılaştıkları Ayrımcılık Sorunları, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2010 Bahar (12), 7-38) içinde olduğunu hissettiriyor.

Köln Medya Sanat Yüksekokulu'nda okumuş olan genç yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay, filmi Oray'ı neredeyse bir belgesel tadında çekmiş. Sergei M. Eisenstein'ın kuşağından önemli Rus yönetmen Dziga Vertov'un, sinemagöz (kinoglaz) tekniğine benzer şekilde davranan kamera, bize Almanya'da Türkiyeli olarak yaşam mücadelesi veren insanlarımızı, mesafeli bir bakışla gözlemleme fırsatı sunuyor. Filmin dünyasının seyirciye geçmesinde görüntü yönetmeni Christian Kochmann'ın önemli katkıları var. Düşük kontrastlı ve grinin egemenliğindeki görüntüler, Almanya'da kendini yabancı bir diyarda öteki olarak hisseden Türklerin (Alamancılar) dünyasını aktarmada önem taşıyor.

Köln'deki cemaate hocalık yapan Bilal'in (Cem Göktaş) söylediği gibi, gurbette yaşayabilmek için dayanışma içinde olmak zorundadırlar. Bu dayanışmanın zamkı ise hocaya göre İslam'dır. Oray, suçla örülü dünyasından kurtulmak için sığındığı İslam'ı, kurallarına uygun yaşamaya çalışırken diğer yandan karısı Burcu'ya duyduğu özlem, ondan uzak kalamamasına neden olur. Ayrıca yaşadığı travmalar sonrasında zaman zaman uyuşturucudan ve içkiden medet uman durumlara süreklenir.

Yönetmen Büyükatalay, etkili bir sinema diliyle anlattığı öyküsünde Almanya'da, üçüncü kuşak vatandaşlarımızın yaşadıkları kültürel kimlik sorunları mücadelesini seyirciye başarıyla yansıtarak, İslam'ın bir sığınma noktası olarak onlar üzerindeki etkilerine ilişkin gözlemlerde bulunuyor.

Oray, 90'larla birlikte ülkemizde de değişen sinema anlayışını anımsatan, yaşamı estetize etme çabasına ve idolleştirmelere dönüştürmeden yalın gerçekliğe ulaşma yöntemlerini başarıyla kullanarak öyküsünü anlatıyor. Filmde yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay'ın yaşamından esintiler olduğunu da hissediyorsunuz. Büyükatalay, Alman-Türk Sanat ve Kültür Dergisi "Renk"e verdiği bir röportajda: Sinema sanatı kendini çokça geçmişten besliyor ve ben Hagen'daki bir Türk-İslam toplumundan geliyorum. Bu nedenle de tabii ki filmlerimde zaman zaman bu bir konu oluyor… diyerek filminin çıkış noktası hakkında ipuçları vermiş. Ortak bir yapım olan Oray, Almanya'da yaşayan tüm Türkleri temsil ediyormuş algısı yaratan bir zaaf da içeriyor...Filmin 18 Ekim'de Başka Sinemada vizyona gireceğini anımsatalım.

Yazarın Diğer Yazıları

Altın Portakal'ın 56. yılı

Ödüller açıklandıktan sonra, kimilerine göre "skandal", kimilerine göre "intikam alma" diye nitelendirilen jüri kararları, şüphesiz bir süre daha konuşulmaya aday görünüyor...

Deri Ceket (Le Daim)

Bir bakıma sinema öğrencileri için de bir laboratuvar işlevi taşıyabilecek bu film, ele aldığı konu, onu yansıtma biçimi ve takıntılı insanların sinema diliyle anlatılmasını kavramak açısından bir örnek olabilir

Şiddetin masalla telafisi; Malefiz: Kötülüğün Gücü

Disney'in yapımcılığını, Joachim Ronning'in yönetmenliği yaptığı Malefiz: Kötülüğün Gücü, büyülü dünyasını special effect'lerden destek alarak inşa ediyor