05 Kasım 2014

Sigara da içerim, içki de, sana ne!

Bir ‘padişah’la karşı karşıyayız. Cigara içme! İçki içme! Üç çocuk yap! Öyle haber yapma!

Ezgi Başaran’ın dün Radikal.com.tr’deki yazısı şöyle başlıyordu:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esenler'de kafede sigara içen gençleri zabıtaya şikâyet etti.
Terbiyesiz herif” diyor, “Bak hâlâ söndürmüyor.
“Cezai müeyyidesi var” diyor.
Bağırıyor:
“Nerede zabıta? Neredeler?”
“Zabıtaaa!”
“Cumhurbaşkanına baka baka söndürmüyor” diyor.
Ve bağırıyor:
“Terbiyesiz herif!”
Cumhurbaşkanımızın başına bu elim hadise geldi.
Vatandaşın biri (devlet lügatında yer alan adıyla ‘terbiyesiz herif’) camları açık fakat damı (doğal olarak kapalı) bir kahvede sigarasını tüttürüyordu.
CHP Gençlik Kolları’na mensup olduğu söylenen bu genç ve masasındaki diğer akranları önlerindeki yolda salınmakta olan Cumhurbaşkanımızı görünce saygılı bir biçimde el etmek bir yana dursun, sigarasını da söndürmedi.
Cumhurbaşkanını görünce bile söndürmedi, diyorum. 
Anlıyor musunuz Türkçe!

Bir padişahla karşı karşıyayız

Türkiye’nin bu gidişiyle, 28 yıl önce bıraktığım sigaraya da başlayabilirim. Anlaşılan o ki, Erdoğan’a karşı cigara tüttürmek de, muhalifliğin bir işareti olacak

Evet, Allah nasip etti, sonunda bugünleri de gördük.
Ama ben Türkiye’nin bu gidişiyle, 28 yıl önce bıraktığım sigaraya da başlayabilirim.

Anlaşılan o ki, Tayyip Erdoğan’a karşı cigara tüttürmek de, muhalifliğin ya da ‘sistem karşıtlığı’nın bir işareti olacak.
Çünkü bir cendere gitgide sıkılıyor.
Kopkoyu bir muhafazakâr örtü, farklılıkların üstüne her geçen gün daha sıkı serilmek isteniyor.
Bir ‘padişah’la karşı karşıyayız.
Cigara içme!
İçki içme!
Etek boyunu uzat!
Öyle oturup kalkma!
Üç çocuk yap!
Öyle haber yapma!
Böyle yazı yazma!
Öyle gazete yapma!
Böyle düşünme!
Vatan haini!
Paralel!
Bu memlekette, anlaşılan, padişahlık düzenine geçiliyor.
Ak Saray’dan artık ne buyrulursa, ‘hazır ol’a geçilecek ve emrin olur diye tekmil verilecek.
Öyle mi?..

‘Ezan sesi duymak istemeyen başka ülkeye’

Bir ‘padişah’la karşı karşıyayız. Cigara içme! İçki içme! Etek boyunu uzat! Üç çocuk yap! Öyle haber yapma! Böyle yazı yazma!

Suyun yüzüne vuran belirtiler, gelişmeler öyle ki, ‘Erdoğan cephesi’nde her geçen gün farklı olana tahammülsüzlük artıyor.
Farklı sesler duyulmak istenmiyor.
Farklı hayat tarzları bastırılmak isteniyor.
Bu açıdan, Validebağ Korusu’nda cami yapımıyla ilgili eyleme dönük tepkilerde ilginç ipuçları var.
Yeni Şafak yazarı Sevda Türküsev, bir televizyon programında aynen şöyle dedi:
“Validebağ’da yapılacak olan cami inşaatına karşı çıkmak için eylem yapılmasını anlamıyorum. Çünkü farzlarımız arasında en önemli eylem olan 5 vakit namazın kılındığı mabedimiz olan; yani caminin yapımını bir Müslüman hangi iman anlayışıyla karşı çıkar anlamıyorum. Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede ezan sesinden rahatsız oluyorsanız, o zaman lütfen ezan sesi duymayacağınız bir ülkeye gidin. Bu ülkede her yerde cami olacak. Bir kişi bile o camiye girecek olsa orada o cami yapılacak.”
Bu konuşmaya daha önce de değinmiştim.
“Rahatsız oluyorsanız, ezan sesi duymayacağınız bir ülkeye gidin!”
Bravo!

Ya sev, ya terk et' devri avdet etti

‘Ya sev, ya terk et’ devri avdet etti

Ya sev, ya terk et’ devri avdet ett. Hem Erdoğan’ın kendisi, hem Erdoğan devleti gün geçtikçe havadaki oksijeni çekiyor, azaltıyor

Bir zamanlar meydanlarda slogan atılırdı:
“Komünistler Moskova’ya!”
Bazı milliyetçilerin sloganı başkaydı:
“Ya sev, ya terk et!”
28 Şubat döneminde Müslümanları, örtünenleri hedef alarak bağıranlar da vardı:
Arabistan’a, Arabistan’a!
O devir maalesef avdet etti.
Türkiye, ne yazık ki, yeniden kutuplaşıyor, keskin cephelere ayrılıyor.
Farklı olana, farklı hayat tarzlarına tahammülsüzlük çıtası her geçen tırmanıyor.
Hem Tayyip Erdoğan’ın kendisi, hem demokrasi sularından hızla uzaklaşmakta olan Erdoğan devleti gün geçtikçe havadaki oksijeni çekiyor, azaltıyor.
Akıl alır gibi değil.
Erdoğan saflarında, AKP’de, muhafazakâr dünyada, bunun ne kadar tehlikeli bir gidişat olduğunu idrak edenlerin hâlâ bulunduğuna inanmak istiyorum.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Kürt sorunu... Kılıçdaroğlu... HDP... İmralı... Kandil... Ve barış...

Kılıçdaroğlu'nun, "Kürt sorununu HDP ile çözebiliriz" derken olumlu bir çıkış yaptığını düşünüyorum ama, "aması" da var.

Hrant Dink'ten: “Gelin önce birbirimizin acılarına saygı gösterelim!”

Sevgili Hrant’ın bu sözüydü, yaşadığı acılardı, Erivan’da bir sabah vakti gün doğarken Soykırım Anıtı’nın önünde bana duygu fırtınası yaşatan...

Sevgili Cengo, hayat varken umut bitmez!

İngilizce çıkan kitabını bir yıllık gecikmeyle okurken, Cengiz Çandar'ın ömür boyu süren savaşa karşı barış kavgasını yine sevdim.