20 Aralık 2012

Başkanlık Sisteminin Peşrevlerindeyiz...

Erdoğan\'ın durup dururken ortaya attığı \"Kuvvetler ayrılığı\" tartışmasını gündem değiştirmek için bir manevra olarak gören ucuz yorumlara kulak asmak anlamsız

Erdoğan'ın durup dururken ortaya attığı “Kuvvetler ayrılığı” tartışmasını gündem değiştirmek için bir manevra olarak gören ucuz yorumlara kulak asmak anlamsız. Dahası bu tartışmayı sadece Erdoğan'ın kişisel bir tercihi, özlemi, niyeti gibi tekil bir olay gibi kavramak da anlamsız. Tartışmaya yol açan görüşü yeni anayasa çalışmalarından bağımsız düşünemeyiz. Erdoğan'ın “Millete hizmet edeceğiz ama kuvvetler ayrılığı önümüze çıkıyor” sosuyla süslediği niyet, yeni anayasanın belkemiğini oluşturacak;  devletin yapısını belirleyecek yeni sistemin tanımlanmasını hedeflemekte.

Önümüzde kilit önemde üç seçim ve belki bir Anayasa referandumu  var. Bu seçimler orası burası yamanmış 12 Eylül Anayasası ile mi yapılacak, yoksa seçim maratonundan önce yeni bir Anayasa mı çıkacak? Önümüzdeki dönemin siyasal tablosunda bu sorunun yanıtı çok, hem de pek çok önemli.

12 Eylül Anayasası kalacaksa Erdoğan'ın tutkuyla sarıldığı “Başkanlık sistemi” hikaye. Devletin tepesindeki yapılanma bugün nasılsa öyle kalacak demektir. Büyük ölçüde sembolik bir cumhurbaşkanı, yasama yetkisini elinde tutan bir meclis ve gücü partisinin meclisteki iskemle sayısı ile doğru orantılı bir başbakanın  belirlediği hükümet.

Besbelli ki Tayyip Erdoğan'ın hayalini kurduğu sistem bu değil. Değiştirmek ve yerine kafasındaki modeli oturtmak için her şeyi, en azından çok şeyi göze alacağı bir sistemden söz ediyoruz.

Bu yeni bir anayasa demektir.

Meclis'te bir komisyon var:  Anayasa Uzlaşma Komisyonu. Meclis'te grubu bulunan bütün partilerin temsil edildiği bir komisyon,. Görevi de “ilkeler”de bir uzlaşma sağlayıp yeni Anayasa taslağını hazırlamak. Engelliler için hangi terimin kullanılacağı, Türkiye milletvekilliği gibi uzlaşılması zor olmayan birkaç konuda mutabık kaldılar.  Ardından komisylon teklemeye başladı. Örneğin yurttaşlık tanımı, eğitim dili gibi konularda uzlaşma bir yana yakınlaşma bile yok. Olacağı da yok.

Dahası Erdoğan'ın ve AKP'de “Erdoğan ne derse o” yemini etmiş ekibin tutkuyla savundukları yeni sisteme uygun bir anayasanın bu komisyondan çıkmasına hiç imkan yok.

Kestirmeden söylersek TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu uzatmaları oynuyor. Yakında “Evli evine, köylü köyüne, herkesin anayasa taslağı kendine” gibi tekerlemeler duyacağız.

Nitekim Uzlaşma Komisyonu'nun yürümesinden, işlemesinden sorumlu olan Meclis Başkanı, “devletin” adamı Cemil Çiçek, Erdoğan'ın ardından baklayı ağzından çıkardı ve “Kuvvetler arasında dengeyi yeniden kurmak gerek” buyurdu.

Yani AKP'nin, “N'apalım partiler arasında uzlaşma sağlanamadı. Biz de kendi Anayasa taslağımızı milletin önüne koyacağız”ın peşrevlerini yaşıyoruz.

Yoksa 12 Eylül Anayasasının belirlediği devlet yapısı içinde Tayyip Erdoğan'ın kuvvetler ayrılığı ilkesinden yakınması için ciddiye alınır bir neden yoktu.

İktidarda 10 yılını tamam etmiş bir partinin “bürokratik oligarşi”den söz edip “Önümüzü kesiyorlar, yolumuzu tıkıyorlar” diye yakınmasında nasıl bir inandırıcılık olabilir ki?

Bürokrasinin tepelerinde epeydir AKP'nin atadığı bürokratlar var. Üniformalı bürokrasinin askeri kanadı ise zaten büyük ölçüde olması gereken yere çekildi. Poliste yığınsal tayin ve dağıtmalarla “cemaat” ağırlığı da hafifletildi.

Ne kaldı?

Yargı erki.

Ama orada da son Anayasa referandumunda HSYK'yı belirleme hakkını elde eden yargıç ve savcılar oylarını  AKP'ye yakın duran bakanlık bürokratları listesi için kullandılar. HSYK'nın yüksek mahkemelerin  yargıçlarının belirlenmesindeki ağırlığı gözönüne alınırsa Tayyip Erdoğan'ı rahatsız edecek ne var ?

AKP iktidarının “hükümet etme tarzı” için yaşamsal önem taşıyan mali denetim konusunda da yetkileri kırpılıp kuşa çevrilen Sayıştay da tehlike olmaktarn büyük ölçüde çıktı.

Öyleyse sorun ne ?

Sorun yürümekte olan sistem içinde ayak bağlarını temizlemek değil. Kuvvetler ayrılığını tartışma konusu yaparak “Başkanlık sistemi”ne, hem de Kılıçdaroğlu'nun isabetli deyimiyle “Padişah yetkileri” ile donanmış bir başkanlık sistemine giden yolu açmak.

Yani başlayan tartışma, gitgide hızlanacak, yoğunlaşacak olan devletin yeniden yapılanması ve elbet Tayyip Erdoğan ve ekibinin düşlediği gibi yapılanması hazırlığının peşrevi.

 

Yazarın Diğer Yazıları

"Hadi" bir adımdır, adım atacaklara bir çağrıdır

Yılgınlar, karamsarlar ve hele de tembeller yan çizeceklerdir. Onlara kulak asmadan bir büyük buluşmanın yolunu açmak için yola çıkılmış ve ilk adımı atılmış bir eylem çağrısıdır HADİ…

İki hukuk cinayeti: Soma ve Kobane

Saatler ilerledi, her iki dava da karar verilmeden ertelendi...

Opa, şerefveşan ne demek?

Benim küçücük torunuma da, dedesine ilkokulda öğretilen bir marşı öğretiyorlardı: Andımız…