14 Ekim 2010

Yönetim meselemizin zihniyet dünyası

Bizim devlette, siyasette ve bürokrasideki üniter devlet kavramının tek tip toplum gerektirdiği zannedilir...

Önceki yazıdan tekrarlayayım, bugün ülkenin yönetim düzeni tıkanmış ve baştan aşağıya yeniden yapılandırılması gereklidir. Yönetim meselemiz Kürt meselesini yaratan ve besleyen boyutlardan birisi olmakla beraber, Kürt meselesinin çözümünün tek anahtarı değildir. İki önemli meselemiz birbiriyle ilişkili, biri birinin hem nedeni hem de sonucudur. Kürt meselesine bakışta hakim olan devlet zihniyeti ve kavrama modeli yönetim meselemizin önündeki önemli tıkaçlardan bir tanesidir. 
Bu zihniyet ve kavrama modelinin altında belli bir algı ve zihniyet kalıpları vardır ki, bu kalıplarda ve zihniyette değişiklik yaratamadıkça ne yönetim modelini ne de Kürt meselesini sağlıklı ve sürdürülebilir biçimde çözebilmek mümkündür.
Birinci yanlışlık Cumhuriyetin başından beri üniter devlet tanımındaki yanlış yaklaşımlardır. Bizim devlette, siyasette ve bürokrasideki üniter devlet kavramının tek tip toplum gerektirdiği zannedilir. Yani sanılır ki, tek tip toplum, farklılıklarından arındırılmış tek tip yurttaşlık olmazsa üniter devlet zarar görür. Sanılır ki, toplumdaki farklılıklar üniter devleti zayıflatacaktır. O nedenle baştan beri devlete karşı ödevleri tanımlanmış, her türlü farklılığından (etnik, dini ve hatta cinsiyet) arındırılmış tek tip yurttaşlık esas alınmıştır. Halbuki farklı kimlikler ile üniter devlet ilişkisinin “mecburiyet” yerine “gönüllülük” esasına dayanması üniter devlet için daha sağlıklıdır.  
İkinci yanlışlık, yine Cumhuriyetin başından beri üniter devlet ile merkeziyetçiliğin aynı şey olduğu sanılmış ve bu hedeflenmiştir. Her türlü kararın merkezden alındığı, tüm yönetim sisteminin kalbinin ve beyninin merkezi esas aldığı yapının, halkın taleplerine göre hareket etmesi mümkün değildir. Yönetim gücünün yerellere dağıtılmasının üniter devlet anlayışına ve uygulamasına aykırı olması da söz konusu değildir. Hem karar mekanizmalarının, hem kaynak dağıtımı plan ve karar mekanizmalarının, hem de güç kullanımının bu denli merkezileşmesi bürokrasinin gücünü olağan üstü seviyelerde artırırken, halkın taleplerinin dikkate alınması gerekliliğinin de en alt seviyeye indirmiştir.   
Bu iki zihniyet yanlışlığı bittabi üçüncüyü doğurmuştur. Merkez, devlet, derin devlet adını ne dersek diyelim, bu mekanizmalara üniter devletin gereği olarak sahip çıkan güç giderek siyasete güvensizlik üretmiştir.  Siyaset zeminine olan bu güvensizlik seçilmişlerin karar ve güç mekanizmalarına dahil oluşlarında bazen doğrudan, bazen örtük engellemelere meşruiyet sağlamıştır. Çünkü vehmedilen, korkulan, seçilmişlerin o merkezi gücün sahibi olan sivil ve asker bürokrasi kadar üniter devlete sahip çıkacak bilinç ve niyetten yoksun olmalarıdır. Bu mantık giderek iç düşmanlar yaratmış, baş düşmanlarda halkın taleplerini merkeze taşıyan seçilmişler olmuştur. Kırmızı kitap gibi güvenlik belgeleri, TBMM’den geçtiği halde basımı, yayını yasak olan gizli yasalar gibi garabetler hep bu seçilmişlere ve siyasete olan güvensizlikten meşruiyet yaratmıştır kendine. 
Bu üç zihni engeli var etme ve koruma çabaları giderek halka, sade vatandaşa güvensizlik üremiştir. Yani bizim tıkanmış yönetim meselemizi yaratan dördüncü zihniyet kalıbı sade vatandaşa olan güvensizliktir. Devletine karşı ödevleri tanımlanmış, kendisinden önce devleti için var olması beklenen sade vatandaşların, kendi ağızlarından kimlik bilgilerine bile güvenilmediği için nüfus sureti olmaksızın iş yapılamaz hale gelinmiştir. Sade vatandaşın anadilinden konuşması bile tehlikeli sayılmış, vereceği kararların yanlış olacağı baştan kabul edilmiştir. Devlet ve yönetim düzeni vatandaşı kendi yanlışlarından korumak üzerine tasarlanmıştır.
Devlet önce Kürtleri, sonra solcuları, sonra da siyasal İslamcıları düşman safına oturturken hep bu zihniyet kalıplarının ürettiği güvensizlikler, paranoyalar ve korkular üzerinden tasarlanmış, yapılanmıştır. İkinci dünya savaşı sonrası dünyadaki değişimler, zihniyet ve algı değişiklikleri var olan zihniyet kalıpları süzgecinden geçirilerek değerlendirildiği için de zamanın ruhu olarak değil, dış dünyanın bizi bölmek için içimize sızdırdığı yeni düşünceler olarak karşılanmıştır.
Giderek kendi vatandaşına güvensizliğe ve yer yer düşmanlığa varan bu zihni engeller değiştirilmedikçe de yönetim yapımızın değiştirilmesi olanaksızdır. Oysa bu yönetim düzenimiz bugüne yetmemektedir. Bu yetmezliği tartışmak üniter devleti bölmek, parçalamak anlamına gelmez.