12 Mayıs 2019

‘Demokrasiye geçit yok!’: Öğrenci meclisleri kapatıldı

Millî Eğitim Bakanlığı 2004 yılından beri yürüttüğü “Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Projesi”ni sonlandırdığını duyurdu. Demokrasi kültürü ve çoğunluk bilincini geliştirmeye yönelik bu projenin kaldırılma sebebi açıklanmadı ama sebep hepimizce malûm değil mi?

Demokrasinin nedeni, bireyin onuru ve değerinin ahlaki nedenidir.

(John Dewey)

Ünlü eğitim filozofu Maxine Green “Bir demokraside, toplumun bir üyesi haline gelmeleri, katılmaları ve kamuoyunda açıkça rol oynamaları için gençlerin güçlendirilmesi kesinlikle eğitimin görevidir” der.

Sadece eğitim programındaki bir dersten ibaret olarak algılanmaması gereken demokrasi konusu, hayatının önemli bir bölümünü zorunlu eğitim koşullarında geçiren öğrencilere sunmamız gereken bir deneyim olmalı. Bu noktada öğrenci meclislerini bu deneyimi kazanmak adına önemli bir araç olarak görüyor(d)um!..

Geçtiğimiz hafta Millî Eğitim Bakanlığı 2004 yılından beri yürüttüğü “Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Projesi”ni sonlandırdığını duyurdu. Bakanlık öğrencilerde demokrasi kültürünün oluşturulması ve çoğulculuk bilincinin geliştirilmesi, öğrencilere seçme, seçilme ve oy kullanma kültürü ile katılımcı olabilme, iletişim kurabilme ve demokratik liderliği benimseyebilme becerilerinin kazandırılması” gibi amaçlarla temellendirdiğini belirttiği bu projeyi bitirme nedenini ise açıklamadı. 

“Demokrasi”nin ilk durağı: Öğrenci meclisleri  

Öğrenci meclislerini, kısaca, seçilerek iktidara gelmiş öğrenci temsilciler grubu olarak tanımlayabiliriz. Seçim süreci sadece aday öğrenciler için değil tüm oy veren öğrenciler için önemli. Aday öğrencilerin propaganda çalışmaları, oy kullananların karar verme süreci, seçim ve sandık kurullarının oluşturulması, oy sayımlarının açık ve gözlemcilerin katılımıyla yapılıyor olması gibi aşamalardan geçilerek yapılan seçimler öğrencilerin “sorumlu” ve “etik” davranmasını da gerektiriyor.

Ne kadar önemli “beceriler” değil mi?! Okulun her seviyesinden öğrencilerin düzenli bir şekilde bir araya gelebilmesi, öğrencilere farklı sesleri daha çok duyma imkânı veriyor. Öğrencilerin okuldaki rutini (sosyal kulüp ve etkinlikler dışında) dersler ve teneffüslerde çoğunlukla kendi sınıf ve seviyelerindeki arkadaşlarıyla zaman geçirmesi şeklinde.  Bu yüzden özellikle okulla ilgili konularda hep birlikte tartışma ve fikir üretme, öğrencilere önemli bir fırsat sunuyor.

Ayrıca öğrenci meclisleri bir tüzük ile çalışıyor. Tüzük için öğrenci meclisinin anayasasıdır diyebiliriz. Tüzük çalışmaları öğrencilerin fikirlerini ortaya koyabilme, ikna edebilme, muhalefet edebilme, aynı fikirde olmasa da çoğunluğun fikrine saygı gösterme ve kararları uygulama becerilerini geliştirebilir. İşte tüm bu eğitim fırsatlarını kaybetmiş olduk.

“Bankacı eğitim” modeli

Ülkemizdeki  demokrasi eğitiminin durumu ve öğrenci meclisleri üzerine düşünürken aklıma 2013 yılında Çalışma Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın bir konuşmasında “Bizden olsa olsa ara eleman ülkesi olur, mucit çıkmaz” sözleri geldi. Ne alakası var? Demeyin. Çok alakası var!

Brezilyalı eğitimci Paulo Freire’in kaleme aldığı, eğitime eleştirel bakan literatürün başyapıtlarından, “Ezilenlerin Pedagojisi”  isimli eserde Freire, “Ezenler genellikle cehaleti mutlaklaştırma eğilimindedirler. Ezilenlerin yeteneklerine karşı derin bir kuşku geliştirirler ve onları yetersiz görürler. Şartlar izin verse bile, ezilmişlik durumunu reddettikleri ya da rasyonalize ettikleri için ezenlerle dürüst bir diyalog geliştirmek mümkün değildir”der.

Ezen-ezilen ilişkisinde öğrenci ve ezilen halkı, siyasi iktidar ile bu iktidarın ürünü öğretmeni bir tutar. “Bankacı eğitim modeli” ismini verdiği ve  boş bir kap olarak görülerek  bilginin aktarıldığı, özne değil, nesne olarak görülen, diyaloğa girerek tartışma yapması engellenen, böylelikle özgürlükten korkan/kaçan öğrencinin (vatandaşın) , siyasette dayatmalara karşı çıkma olanaklarının kısıtlandığını vurgular.

Ama vazgeçmek de yok!

Hal böyle olunca iktidarın pratikleri, ister büyük eğitim programları değişimi olsun, ister kısa zamanlı projeler olsun, ezilene “bahşedilen” bir takım olanaklarla sınırlı kalıyor.

Ülkemize dönersek birçok uluslararası sınavdaki performansımız hiç de iç açıcı değil. Öğrencilerimize düşünmeyi, problem çözmeyi öğretemediğiz çok açık. Bir yandan hesap Türkiye’yi kapitalist sisteme ucuz işgücü sağlayarak eklemlemek olduğundan, bunun eğitime yansıması doğal olarak özgür düşünen, aktif, hakları için mücadele veren bireyler yetiştirmek olmuyor. Öğrenci ise ilgi alanlarından çok üniversite sınavı için kendisine yarar sağlayacak derslere yönelmek durumunda kalıyor. Sistem, öğretmeni ve öğrenciyi yoğun bir müfredat baskısı altında ezerek nefes alacak alan bırakmıyor. Demokrasi eğitimi gibi meseleler gelip geçici projeler olarak kalıyor. Tıpkı öğrenci meclislerinde olduğu gibi.

Yine de vazgeçmek yok! Sınırları zorlamaya devam!..

Biz eğitimciler, siyasi gündem ve eğitimin sıkıntıları bizi ne kadar umutsuzluğa sevk ederse etsin, sorumluluk duygusuyla öğrencilerimize koca koca umutlu cümleler kurarız. Son zamanlarda bitmek bilmeyen seçim gündemi yoğunluğunda büyük bir yanılgımı farkettim. Öğrencilerim bana benim onlara verdiğimden daha çok umut veriyormuş!..

Ve bunu farketmek bana çok iyi geldi, çünkü umudu hep birlikte çoğaltacağız! Yanyana durmayı öğrenmekten daha iyi bir demokrasi eğitimi olabilir mi?..

Yazarın Diğer Yazıları

Bana öğüt verenler, zamanla delirdiler

Alman vatandaşı olmak isteyen o kız öğrencimize sesleniyorum: Sen dediklerimize hiç aldırma. Bizler, sana öğüt verip, zamanla delirenleriz!..

Mutfakta aşçı, sokakta hanımefendi, okulda veli

Kutsal annelik miti kimin işine yarıyor? Kadınların işine yaramadığı ortada! Bu nasıl bir kutsallıktır ki kadını ezer, yok sayar, iş yaşamından alıkoyar, siyasi katılımını engeller?

Koskoca okullara sığdıramadığımız çocuklar

Birçok aile, birçok çocuk için “okul” tam bir cehennem olabiliyor. Aile çocuğunu okuldan korumak zorunda kalıyor. Farklı cinsel kimlik ve yönelimlere sahip çocuklar ve aileleri bu sorunu çok daha derin ve çok acı bir şekilde yaşıyor