04 Mart 2020

Çin'de yaşayan Nurettin Akçay, Koronavirüs salgını altında gündelik yaşamı anlattı: Bir aydan fazladır hiçbir insanla yüz yüze konuşmadım

Distopik romanların gerçek olduğu günlerden geçiyoruz. Bu hafta romanın ilk bölümünün yazıldığı ülkeye, Çin’e uzanıyoruz. Şangay Üniversitesi doktora öğrencisi Nurettin Akçay Koronovirüs ile ilgili sorularımı cevaplıyor

Ben bu satırları yazarken* dünyada teşhis konulabilen Koronavirüs (KOVID-19) vaka sayısı 90 bini, bu virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ise 3 bini geçti. 90 bin vakanın, 10 binine Çin’in dışında kalan 76’dan fazla ülkede rastlandı. Tüm dünyada tedavisi yapılıp taburcu edilen kişi sayısı ise 48 bin 139 olarak açıklandı.

Paris’teki Louvre Müzesi ziyarete kapatıldı.

Suudi Arabistan umre ziyaretlerini askıya aldı.

İtalya’da Venedik Karnavalı kutlamaları durduruldu, lig maçları iptal edildi.

Köln Katedrali'nde kutsal suyun kullanılmama kararı alındı.

Dünyanın en büyük turizm fuarı olan ITB Berlin 2020 iptal edildi.

ABD ve Güney Kore ortak askeri tatbikatları süresiz olarak erteledi.

Japonya’da tüm okullar Mart sonuna kadar tatil edildi.

İran’da virüs milletvekillerine ve bakanlara sıçradı. Milletvekili Dr. Ramazani hayatını kaybetti.

Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Koronavirüs salgınının küresel çapta bir pandemiye dönüşme riski bulunduğunu ve harekete geçilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye; Çin, İran, İtalya, Güney Kore gibi ülkelere olan uçuşlarını iptal etti.

Dünya Sağlık Örgütü 28 Şubat tarihli basın toplantısında virüsün risk seviyesini "çok yüksek" olarak belirledi.

Distopik romanların gerçek olduğu günlerden geçiyoruz.

Bu hafta bu distopik romanın ilk bölümünün yazıldığı yere, Çin’e uzanıyoruz. Şehirlerin, köylerin, okulların, apartmanların kapatıldığı, hayatın durma noktasına geldiği, dünyanın ekonomi üssü Çin’e...

3 yıldır, Şangay Üniversitesi’nde "Türk Çin ilişkilerinde kamu diplomasi faaliyetleri" üzerine doktora çalışmalarını sürdüren, Independent Türkçe’ye Çin’le ilgili konularda yazılar yazan, Twitter hesabında ilk günden beri Koronovirüs (COVID-19) ile ilgili gelişmeleri paylaşan Nurettin Akçay sorularımı cevaplıyor.

İlk günlerde psikolojim alt üst oldu

- Koronavirüs'ü ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?

İlk duyduğumda telaşlanmadım. Fakat her geçen gün ölü ve vaka sayısının arttığını görünce, burada yaşayan herkes gibi bende de bir korku başladı. "Bana da bulaşacak mı?" endişesiyle yaşamak insanın üzerinde çok ciddi bir psikolojik baskı oluşturuyor. En ufak bir baş ağrısını, ateş yükselmesini "Acaba enfekte mi oldum?" diye yorumlamaya başlıyorsunuz. İlk günlerde benim de psikolojim alt üst oldu. Ancak zamanla bu durumla birlikte yaşamaya alıştım.

- Virüs Şangay’a kaç gün sonra geldi?

Biz de, herkes gibi 20 Ocak tarihinde virüsten haberdar olduk. O tarihte Hubey’de 200 vaka varken, Şangay, Pekin ve Shenzhen’de de vakalara rastlandığı rapor edilmişti. Ama belli ki bu tarihten önce de Şangay’da vakalar tespit edilmişti.

Şangay’da kalıp olayı gözlemlemek istedim

- Vuhan’daki Türkler tahliye edildi. Kalan yerlerdeki Türklerin birçoğu da uçuş yasağı başlamadan Türkiye’ye döndü. Siz niye kaldınız?

Olayın nereye gideceğini gözlemlemek istedim. Şangay’da vakaların hızlı bir şekilde artmadığını görünce, durumun burası için çok da kritik olmadığını düşündüm. Mesela Şangay’da rastlanan vaka sayısı 337 kişi ve bu sayı bugünlerde hiç artmıyor. Ama eğer durum kötüye giderse dönmeyi düşünüyordum.

- Nasıl döneceksiniz? Uçuşlar iptal.

Rusya ve başka ülkeler üzerinden hâlâ Türkiye’ye gelme şansım var ama çok meşakkatli bir iş o da. Zira Rusya’da bildiğim kadarıyla önlemler üst düzeye çıkarılmış durumda. Aktarma süreleri çok uzamış. Yine de böyle bir seçeneğimiz olduğunu bilmek güzel.

Sanki "The Walking Dead" dizisinin içindeyiz

- Sokağa çıktığınızda kendinizi bir bilim kurgu filminin içinde gibi hissettiğiniz oluyor mu?

Tabii. Özellikle ilk günlerde Çin genelinde büyük bir panik havası vardı. Yeni yıl tatili de olduğu için, insanlar neredeyse hiç sokağa çıkmıyordu. Alışveriş merkezleri, sokaklar boşalmıştı. Otobüsler bomboştu. İnsanlar sadece zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için sokağa çıkıyordu. Bütün bir şehrin korku filmi setine dönüştüğünü söyleyebilirim. Sokaklarda yürürken kendimi "I am Legend" filminin ya da "The Walking Dead" dizisinin bir sahnesindeymişim gibi hissettiğim oldu.


Video: Nurettin Akçay

 
 

- Şangay’da günlük hayatınız nasıl devam ediyor? Mesela siz evden çıkmak zorunda kaldığınızda ne yapıyorsunuz?

Durum biraz daha iyiye gidiyor diyebiliriz. İnsanlar korkularla yaşamaya alışmak zorunda kaldı. Bununla birlikte hâlâ mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmıyoruz. Mesela ben son bir aydır, iki-üç günde bir sadece market alışverişi yapmak için dışarı çıkıyorum. Markete girerken ateşimiz ölçülüyor. Bunun dışında bütün zamanımı evde geçiriyorum. Bazı iş yerleri açıldı, fakat hâlâ virüs bulaşabilir endişesiyle kimse bir yere gitmiyor. Dışarıda kesinlikle yemek yemiyorum. Berbere gitmeye korktuğum için geçen gün saçlarımı kendim kestim. Makinayı alıp saçlarımı üç numaraya vurdum. Yani tam filmlerdeki gibi yaşıyorum diyebilirim.



 
Fotoğraf: Nurettin Akçay

- Okula da gitmiyorsunuz, tabii...

Virüsün çıktığı ilk günlerde, okullar Şubat sonuna kadar tatil edilmişti. Sonradan ikinci bir duyuru yapılana kadar okulların kapalı olacağı bildirildi. Şu an birçok üniversite ve okul online eğitime başlamış durumda.

Fotoğraf: Nurettin Akçay

Üretim ve tüketim durdu

- Kaç gün oldu böyle yalnız yaşayalı? Sinir bozucu olmalı.

Bir aydan fazladır hiçbir insanla yüz yüze konuşmadım. Sosyalleşme sıfır ve gerçekten sinir bozucu bir durum. Ciddi anlamda sıkılıyorum artık. En can sıkıcı şey de her gün yemek yapmak. Sürekli bugün ne pişirsem diye düşünmek yorucu bir şeymiş. Şu an beni kurtaran tek şey internet. İnternet sayesinde Türkiye’deki arkadaşlarımla, ailemle görüşüyorum. Sürekli film izliyorum. Bir şekilde zaman geçiyor.

- Son bir ayda gözünüzün önünde neler oldu özetler misiniz?

Çin bu süreçte ekonomik olarak çok büyük bir darbe yedi. Bazı rakamlar açıklanıyor fakat ben rakamların dışında kendi gördüklerimi sizlere anlatmak istiyorum. Bir aydan uzun bir süredir fabrikalar hiçbir şey üretmiyor. Üretimin yanında tüketim de durma noktasında. Dünyanın üretim üssü olan ve 1.4 milyar insanın yaşadığı bir ülke burası! Bunun hem Çin ekonomisi, hem de küresel ekonomiye olan zararını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Gıda haricinde, insanlar alışveriş yapmıyor. İlk günlerde marketlerde gıda sıkıntısı da yaşandı. Fakat Çin yönetimi gıda stokunu açarak insanların mağdur olmasını engelledi. Üreticilere çağrı yaparak daha fazla erzak üretmelerini istedi. Şu an marketlerde bir sıkıntı yok. İstediğimiz ürünlere ulaşabiliyoruz rahatlıkla.


Video: Nurettin Akçay

Günde 37-38 kez ellerimi yıkıyorum

- Virüsten korunmak için nelere dikkat ediyorsunuz?

Çin hükümeti, sürekli yapmamız gerekenler hakkında bizleri bilgilendirdi. İnsanların mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamaları için, evlere kart dağıtıldı. Her aileden bir kişi, kartını gösterip dışarı çıkabiliyor. Kartı olmayan çıkamıyor. Bununla birlikte hijyene çok dikkat ediyoruz. Günde 37-38 kez ellerimi yıkadığım oluyor. Maskesiz dışarı çıkmıyoruz. Sağlıklı gıdalar tüketerek, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaya çalışıyoruz.

Dağıtılan kartlar (Fotoğraf: Nurettin Akçay)

Video: Nurettin Akçay

- Türkiye’de henüz vaka yok, diye biliyoruz. Alınan önlemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu ana kadar Türkiye’de vakaya rastlanmaması çok iyi bir gelişme. Çin’e olan tüm uçuşlarımızı durdurduk. Bununla birlikte İran’a uçuşlarını durdurup, sınırlarını kapatan üçüncü ülke olduk. Son olarak vakaların yoğun olduğu Güney Kore, İtalya ve Irak’a da tüm uçuşları durdurduk. Bunlar iyi gelişmeler. Zaten bunların ötesinde de yapabilecek çok bir şey yok gibi... Şu an devletin yapması gereken tek şey halkı bilinçlendirmek, önlemleri artırmak ve bir vaka olması halinde bunu hemen halka duyurmak. Bu konuda halka karşı şeffaf olmak çok önemli.

Fotoğraf: Nurettin Akçay

Hâlâ kaynağı bilinmiyor

- Dünya Sağlık Örgütü’nün 28 Şubat tarihli basın toplantısında sizce öne çıkan en önemli konular neydi?

Basın açıklamasının tamamını dinledim. Hatta anlık olarak önemli gördüğüm noktaları Twitter'da takipçilerimle de paylaşmaya çalıştım. Açıklamanın en öne çıkan maddeleri bence şunlardı:

Koronavirüs için risk değerlendirmesi küresel düzeyde "çok yüksek"e çıkarıldı.

Çin çok fazla övüldü. Çin’in aldığı önlemlerin gerçekten başarıya ulaştığını ve DSÖ tarafından takdirle karşılandığını anladık.

Çinli bir gazetecinin virüsün kaynağını sorması ve "Kesin bir cevabımız yok" yanıtını alması önemliydi. lâ kaynağını bilmediğimiz bir virüsle mücadele ediyoruz.

DSÖ virüsü "pandemi" olarak adlandırmamakta ısrar etti. Pandemi, diyebilmek için yeterli veri yokmuş. Fakat virüs çok hızlı bir şekilde yayılıyor.

Virüs İran için felaket olabilir

- İran’daki durumu da yakından takip ediyorsunuz. Sınırımızda yaşananlarla ilgili söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Virüsün İran’a ilk sıçradığı günlerde, bunun insan sirkülasyonu çok fazla olan İran için felaket olabileceğini söylemiştim. Birçok ülke Çin’e uçuşlarını iptal etmişken, İran Çin’e yaranmak, ilişkilerini iyi tutmak için iptal etmedi. Elbette aptalca bir tutum. Öte yandan Çin’de birçok İranlı öğrenci bulunuyordu ve bunlar hiçbir önlem alınmadan ülkeye giriyordu. Yine Kum kentinde birçok Çinli öğrenci olduğunu biliyorduk. Bununla birlikte İran’ın sağlık sistemi, hastane olanakları iyi değil. Ekonomisi kötü ve ambargolar nedeniyle virüsün tespiti için gerekli sağlık kitleri yok.

- Karantina da yok.

Karantinayı çağ dışı olmakla nitelendirdiler. Türbelerin kapatılmasını İslam düşmanlarının istediklerini söylediler. Çok sayıda kutsal mekan var ve hepsi hâlâ ziyarete açık. Üstelik, halktan bilgi sakladılar. Sonradan kendileri de bu virüsü çok daha önceden bildiklerini itiraf ettiler.

Tüm bunların sonucunda virüs hızlı bir şekilde İran’da yayılmaya başladı. Kum’daki vaka/ölüm oranı Vuhan’dan daha yüksek. Virüs İran için siyasi sonuçlar da doğurdu. Pek çok siyasi şu an virüse yakalanmış durumda. Milletvekilleri, belediye başkanı, bakan yardımcısı, cumhurbaşkanı yardımcısı, din adamları enfekte olmuş durumda.


* 2 Mart 2020 

Yazarın Diğer Yazıları

Dilşad Budak: Hangi kimliğime dönsem yakılıyordum

Almanya'da büyüyen ve yıllar sonra evlenerek Türkiye'ye dönen Dilşad Budak Sarıoğlu'nun gerçek yaşam öyküsünün anlatıldığı sahne performansı Türkland, göç, aidiyet ve Türk-Alman ilişkilerine ışık tutuyor

Sabo: Hayatta kalmak için zaman makinesine ihtiyaç duyabiliriz

Zaman ve mekan kavramlarının birbirine karıştığı günümüzde, Sanatçı Sabo ile Versus Project'te gerçekleşen sergisi "Zaman Makinesi"ni konuştuk.

Masum değilsiniz hiçbiriniz; Kanada'da okul altından 215 yerli çocuğun cesedi çıktı

150 yılda tam 7 jenerasyon yerli çocuk, zorla ailelerinden ve kültürlerinden kopartılarak yatılı okullara yerleştirildi. Kimi ırkçılığa, kimi tacize uğradı. Çoğu evlerine geri dönemedi. Bu hafta Kuzey Amerika kıtasının kayıp çocuklarını yazdım