14 Ağustos 2012

Yine Ağaçlar ve Orman Üstüne...

Bilgisine, deneyimine, değerlendirme yetisine kesinlikle güvendiğim meslektaşım, eski ortağım telefon edip kendi efendi üslubu içinde fırçaladı

Bilgisine, deneyimine, değerlendirme yetisine kesinlikle güvendiğim meslektaşım, eski ortağım telefon edip kendi efendi üslubu içinde fırçaladı:

- Tayyip Erdoğan yazacağına neler yazıyorsun sen ortak? Adam neler diyor, sen nerelerde kalem oynatıyorsun...

Haklı mı ?

Belki.

Öyle ya, Başbakan’ın zembereği artık sahiden boşaldı. Hoşlanmadığı bir yazının yazarına değil patronuna seslendi: “O medya patronuna yazıklar olsun, bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz".

Eh, medya patronuna düşen de “o adamlar”ın işine son vermek olsa gerek. Yıldırım Türker’in Radikal’de “haklı öfke ile Türkçe hünerini” buluşturduğu o güzel yazılarının sona ermesi “Bu adımın atılmakta olduğunun bir işareti mi” diye sorsak haksız mı oluruz?

Başbakan’ın sorusunu yineleyeceğim: O medya patronuna yazıklar olsun, bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz ?

Bu “düzey”e karşılık ne yazılır? O düzeye inmek meslekte ciddiye alınacak bir kalem erbabı için kolay mı, hatta mümkün mü ?

Dahası zembereği boşanan sadece Başbakan da değil. Bunlar bir kaç istisna ile tümden zemberek boşalmasına uğramış gibiler. Örneğin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Bir kaç Mehmet öldü diye Meclis toplanmaz” buyurdu.

Ne diyecek, ne yazacaksınız bu “kafa”ya ?

“Kaç Mehmet şehit olursa Meclis toplanır Hüseyin bey” diye sormak bile ayıp. Ayıba ayıpla mı cevap verelim yani?

Dahası Meclis bu ülkenin en yüksek iktidar organıdır. Hükümetin de üstünde, partilerin de üstünde bir erki temsil eder.  Bir milletvekili kaçırılmışken, Suriye sınırı sünni fanatikler için kalbura döndürülmüş, devlet olanakları onların hizmetine sunulmuşken, düşen jet konusunda halkı ahmak yerine koyan bir pişkinlikle suskunluk duvarları örülmüşken, Şemdinli’de ne olup bittiği üstüne sadece ve sadece AKP ve TSK tepelerinin açıklamaları ile yetinilmesi dayatılırken, Myanmar’a Dışişleri Bakanı düzeyinde dayanışma gezileri düzenlenir ve  bizlerden çok daha ağır bir insanlık suçundan uluslararası hukukça mahkum edilmiş Sudan Devlet Başkanı olacak zatın birinci sınıf devlet protokolü ile karşılanmışlığını unutup Myanmar gezisine övgü düzmemiz istenirken TBMM toplantısını boykot etmeyi kim nasıl açıklayabilir? Hükümet meşruiyetini TBMM çatısı altında savunamayacaksa, içeride ve dışarıda izlediği politikaların hesabını TBMM’ye vermekten alenen kaçıyorsa hangi meşruiyetten söz edecektir acep?

*    *    *

Eski ortağımdan fırça da yesem “Bak Tayyip Erdoğan ne dedi?.. Duydun mu Hüseyin Çelik’in açıklamasını ?.. Şemdinli’de ne oluyor? Özgür Suriye ordusu denen örgütlenmenin bileşenleri kimlerden oluşuyor, hedefleri ne, vb. vb...” gibi sorularla uğraşmaktansa “Ülkeyi AKP yönetiminden ve zihniyetinden kurtarmak için ne yapılmalı, nasıl yapılmalı” sorusuna yanıt aramak belki kimilerine ütopik geliyordur. Ama daha doğru ve daha gerçekçi bir yaklaşım gibi geliyor.

Uzun, zahmetli, tembeller için caydırıcı, karınca sabrı ve çalışkanlığı gerektiren bir siyasal mücadele süresi var önümüzde. Hiç olmazsa bu sürecin olanaklarını, zorluklarını, engellerini ve yöntemlerini tartışmak varken Başbakan’a ve tayfasına laf yetiştirmek için klavyeye yumulmak bana saçma gelmeye başladı...

Yazarın Diğer Yazıları

25 Ekim'i 26 Ekim'e bağlayan gecede CHP

Sabah oldu ve CHP'nin tezkereye "hayır" diyeceğini öğrendik. Bütün gece ne oldu, neler konuşuldu, karar nasıl değişti bilmiyoruz. Kendi adıma ben bilmek ihtiyacı da duymuyorum

“Söz uçar” derlerdi, artık uçmuyor, kalıyor

Reis’in sözü uçtu ve ebediyen kalacağı bir alana kondu. İstense de geri alınmaz, “Yanlış anlaşıldı, maksadını aştı” filan gibi yalama olmuş gerekçelere sığınılarak geçiştirilemez..

Bir hayat, üç dönem, bin anı, bin tanıklık…

Bir kitap okudum. Çocukluktan bugüne, 80'i aşmış bir hayat öyküsünü… Yazmadığım bir kitapta kendimi okudum.