19 Mart 2009

Yedinci Hafta

Yedinci hafta bilançosunun zamanı geldi çattı.

Hani radyoda maç anlatanlar arada bir “Radyosunu geç açanlar için belirtelim, şu anda maçın 7. dakikasındayız ve durum...” diye başlayan cümleler kurarlar ya, ben de bu Tırmık’ta benzer bir giriş yapmak zorundayım galiba.
Tempo24.com.tr adresini yeni keşfedenler için belirteyim, bu e-gazetenin yayına başlamasının 7. gününde, başlığı da “Yedinci Gün” olan bir Tırmık yazdım. Orada henüz yedi günlük bir bebek olan Tempo24’ün yedi günlük (güncük) bilançosunu kendimce yapmaya çabaladım ve ekledim, “...Yedinci günün bilançosu bu kadar. Bundan sonraki bilanço yedinci haftanın sonunda. Ondan sonraki yedinci ayın sonunda. Yedinci yıla gelince... Gelmeyin daha iyi. O güne kadar kim öle, kim kala...”
Eh zaman aktı, günler hızlı geçti ve yedinci haftayı da tamam ettik; hatta bir iki gün de geçtik.
Yani yedinci hafta bilançosunun zamanı geldi çattı.
Buyrun.
* * *
Görünüşe göre bu e-gazete daha yedinci haftada rüştünü ispat etti.
Hayır, “Balbay’ın Notları”nı yayınlayarak elde ettiği gazetecilik başarısından söz etmiyorum. Onun sevinci de öğüncü de başta kaptanları Doğan Akın olmak üzere Tempo24’ün yayına geçmesinden aylar ve aylar önce başlayıp bugüne dek, çoğu kez uykusuzluktan kızarmış gözlerle çalışan ve bu e-gazeteyi yaratan genç meslektaşlarıma, kapı yoldaşlarıma ait.
Keza son iki günde elde ettiği “okur patlaması”na da değinecek değilim. Tamam, sahiden okur patlaması yaşanıyor; sahiden ülke gündemini değiştiren bir gazetecilik çalışması ödülünü aldı.
Ama beni ilgilendiren ve içinde yer aldığım için kıvandıran bu değil.
Dikkat ettiyseniz bu yazının başından beri “haber portali” ya da “internet sitesi” gibi bildik terimleri kullanmadım, ısrarla e-gazete dedim.
Medya yeni bir çağın eşiğinde. Kağıda basılan gazeteyle başladık. Derken sesli medya hayatımıza girdi, radyo. Ardından görsel medya terimiyle tanımlanan televizyon geldi, hayatımıza girdi ve pir girdi; evlerimizin başköşesine kuruldu.
Şimdi de internet medyası... Kestirme bir adlandırmayla: E-gazete.
Anlı şanlı New York Times 2017’den sonra sadece e-gazete olarak yayınlanacağını şimdiden ilan etti. ABD’nin batı kıyısındaki metropol kent Seatlle’ın 146 yıllık gazetesi, 100 bini aşkın tirajlı “Seattle Post Intelligencer” artık sadece e-gazete olarak çıkacak. Boston’un gelenekli gazetesi “Christian Science Monitor” da Nisan’dan itibaren artık kağıttan değil, internet ekranından okunacak. Sadece Amerika’da kağıdı bırakıp ekrana atlayan gazetelerin listesini sıralasam bu köşeye sığmayacak. Keza Avrupa’da da büyük medya kurumları ciddi yatırımlarla e-gazete eşiğini atlama hazırlıkları yapmakta.
Yani şu devrimli dünyada bir devrin daha sonuna geldik, geliyoruz.
Tam bu noktada Tempo24 yayına geçti. Yani henüz e-gazetelerin emekleme çağında, çocukluk hastalıkları ile boğuştukları bir aşamada.
Bunun mesleğimizde keyif verici bir “meydan okuma” olduğunu düşünüyorum. Okuruna anında (ertesi gün değil, anında) haber sunabilen bir “medya”nın demokrasiye de, siyasete de, günlük yaşamın ayak uydurulması güç hızına da ciddi katkılar sunabileceğini görmezlikten gelebilir miyiz ?
Tempo 24 daha yedinci haftasında bir gazetede var olan, var olması gereken her şeyi, hatta fazlasını, bir kağıt gazetenin asla ulaşamayacağı bir hızla okurlarına ulaştırabiliyor.
Bir gazetede “var olan herşeyi“ dedim ve ekledim “Hatta fazlasını”, Evet, en baba gazetelerin 80-90 sayfa çıktığı günümüzde bu e-gazete şimdilik 320 sayfa sunuyor. Üstelik 320 dolu dolu sayfa ve salt yazı değil, fotoğraf, ses, video, müzik hepsi bir arada...
* * *
Daha yedinci haftada rüştünü ispat etmiş, bebeklikten delikanlılığa doğru hızla yol almaya başlamış bir e-gazetede yer almak bunca yıllık meslek kıdeminden sonra doğrusu pek keyifli... Diyelim ve “Yedinci ay”daki bilançoda yeniden bu konuya dönmek üzere bugünkü Tırmık’ı noktalayalım...
 

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim