12 Eylül 2012

Klimalar…

Son yirmi günüm klima denen, yaz sıcağını bahar serinliğine, kış ayazını yazbaşı ılıklığına çeviren aygıtların sürekli saldırısı altında geçti...

Son yirmi günüm klima denen, yaz sıcağını bahar serinliğine, kış ayazını yazbaşı ılıklığına çeviren aygıtların sürekli saldırısı altında geçti.

Uçakta klima aygıtı çalışıyordu, 9 saat aralıksız çalışınca zaten size bir şeyler oluyor. Ardından Çin'in aşırı nemli boğucu sıcağında otelse otel, otobüsse otobüs, gemiyse gemi, minibüsse minibüs, uçaksa uçak hepsinde klima  aygıtları gürül gürül çalışıyor; görünüşte püfür püfür bir serinlik saçıyor ama sonuçları berbat. Eh buna dönüş yolundaki 9,5 saatlık uçağı, iki gün dinlenip İzmir yollarına düşünce arabanın sürekli çalışan klimasını, İzmir otelindeki azgın klimayı ekleyin; ona dönüş yolunu katın ve son olarak Pazartesi gecesi Sky TV'nin -güya- hafifletilmiş klima aygıtını iki saatı aşan saldırısını da sayın…

Sonuç: Yazarınız iki gündür, aksırıköksürük, salya sümük, yorgan döşek vaziyetlerdedir. Şu havada soğuktan titreme nöbetleri ve ardından gelen ter basması da cabası…

Yataktan sadece bu Tırmık'ı yazmak için çıktım ve bir an önce yorganın koruyucu sıcaklığına dönme niyetindeyim…

*    *    *

Ne tuhaf.

Bugün yazmayı tasarladığım Tırmık için aldığım not da klima üstüne. İki kelimeli bir not zaten: Ülkenin kliması…

Klima malûm iklim demek.

Bunca yıllık meslek deneyimi bana "fısıltı gazetesi"nin ülkenin iklimini zehirleyen en etkili araç olduğunu öğretti.

Eğer medya halkın haber alma hakkını (ihtiyacını değil hakkını) ete kemiğe büründürmüyor ya da büründüremiyorsa…

Eğer devlet olup bitenlerle, yapıp ettikleri ile ilgili hesap verme yükümünü yerine getirmek yerine suskunluğun, gizliliğin, "devlet sırrı" denen palavranın koruyucu duvarlarının ardına saklanmayı yeğliyorsa…

Eğer yargı erki hukukun değil devletin hatta siyasal iktidarın yanında saf tutuyorsa…

Eğersiyasal iktidar kusurlarının, hatalarının hatta suçlarının hesabını vermek yerine hesap soranlara saldırmayı, hakaret etmeyi, hatta içeri tıkmayı huy edinmişse…

Eğer muhalefet partileri gerçeğin halkın önüne konmasını değil üstü örtük iddia ve imalarla iktidara sataşmayı ilke edinmişse…

Fısıltı gazetesimutlaka devreye girer ve tahmin edemeyeceğiniz bir hızla yaygınlaşır.

(Bunları yazarken bile beni ter bastı. Bu defaki "klima saldırısının" etkisinden mi, yoksa öfkeden mi kestiremiyorum).

Birkaç örnekle yetineyim:

Uludere'de ne oldu? Bombalama emrini kim verdi, kim onayladı?

Suriye hava sahasında düşen jet uçağını kim düşürdü? Düştü mü, düşürüldü mü ?O uçağı oraya kim yolladı, yollama emrini kim onayladı?

Afyonkarahisar'daki cephanelik neden patladı? Orada gece karanlığında sayım emrinin sebebi neydi?

Bu kadar örnek yetsin.

Şimdi hatırlayın: Verdiğim üç örneğin hemen ardından hem Genelkurmay'dan, hem Hükümet'ten aynı (evet aynı) açıklamalar geldi:

"… Konuyla ilgili soruşturma ciddiyet ve titizlikle sürdürülmektedir. Sorumlular en kısa zamanda kamuoyuna açıklanacaktır."

Sonra ne oldu?

Tıssssss!..

E bu koşullarda fısıltı gazetesi devreyle girmesin de ne yapsın!

*    *    *

Dünİstanbul'da, Beşiktaş-Üsküdar motorunda ben yaşta bir adam, yanındakilere olanca ciddiyeti ile anlatıyordu:

- Afyon'daki patlama var ya, işte orada şu Hatay'da üstlenmiş Suriyeli şeyler var ya, hani ÖSO diyorlar, işte onlara cephane sevkediliyordu. Kimse görmesin diye akşam karanlığını beklediler, o karanlıkta olan oldu işte…

Dinleyenler kafa salladılar. Motordan inince gittikleri yerlerde sohbetin bir yerinde söze girecekler:

- O Afyon'daki patlama var ya… Hani Hatay'daki ÖSO'lar var ya…

Önceki gün aynı konu Marmara Adası - Yenikapı deniz otobüsünde de konuşuluyordu. Yine bir bilgiç amca, bilgisinden emin, fısıldamaktaydı:

- O sayım neden gece yapıldı biliyor musunuz? Depoda eksik çoktu. Bombalar, mermiler satılmış. Ama PKK'ya, ama Suriyelilere, onu bilmiyorum. Bildiğim, eksikler, depodaki hırsızlık meydana gelmesin diye bilerek patlatıldı o cephanelik.

O deniz otobüsünde o bilgiç zatın çevresindekiler karaya çıkıp evlerine gidince anlatacaklar:

- O sayım neden gece yapıldı biliyor musunuz? Bombalar, mermiler, silahlar satılmış. Meydana çıkmasın diye de buuummm !..

*    *    *

Görüyorsunuz memleketin "kliması"  en az benimki kadar berbat…

Ancak benimki bir kac avuç ilaç yutup, yorganı kafama çekip bir iyi dinlendikten sonra geçecek.

Ama devlet, hükümet, medya suskunluk zırhını kuşandıkça, halkın gerçekleri öğrenme hakkı engellendikçe ülkenin kliması asla düzelmeyecek, zehir saçacak…

Yazarın Diğer Yazıları

Yüksek yargı ne kadar yüksek?

Ölçüp biçip iptal kararı vermesi gereken yüksek yargıçlar 15 günde gerekçe yazamadılar

Bir fotoğraf: Bir ayıp, bir suç

Milyonlarca Kürt yurttaşımızın, binlerce Türk sosyalistinin oy verdiği HDP, 19 Mayıs'ın 100. yıl dönümü törenlerine davet edilmedi

Anneler Günü’nde anne çığlıkları

Gün oğulları ölüme yatmış annelerin sesi olma günü anne...