06 Eylül 2019

Kanun mu, hukuk mu, adalet mi, yoksa fark etmez mi?

Yargıtay yargıçları 15 Temmuz darbesinin "geldi geliyor" aşamasında olduğunu biliyorlarmış. Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın da bilmeleri gerekiyor(muş), o yüzden de cezalandırılmaları gerekiyor(muş)...

Bitirmek üzere olduğumuz haftanın ilk gününde yeni adli yıl, Reis'in sarayında cafcaflı bir törenle başladı. Davet sahibi Yargıtay Başkanı idi ama Barolar Birliği'nin namlı başkanı konuşmasının paragraflarını birbirinden "Sayın Cumhurbaşkanım" diye ayırdı; gerçek ev sahibinin kim olduğunu hepimize bir kez daha hatırlattı.

Olsun. Zaten biliyorduk ve kuşkumuz da yoktu.

Ayrıca AKP Reisi yeni adli yılla ilgili konuşmasında evrensel bir doğruyu yineleyip ülkemizin yüksek ve yüksek olmayan yargı kurumlarına ders verdi, yön verdi:

 "Kanun başkadır, hukuk başkadır, adalet başkadır. Biz kendimiz ve tüm insanlık için daima adaletin peşinde koşmalıyız

Bu çok önemli bir yaklaşımdır ve AKP Reisi'nin ağzından çıktığına göre bütün AKP yargısı için bağlayıcıdır...

AKP yargısının bu önemli (sahiden çok önemli) ilkeye uyup uymayacağını, Ağır Ceza yargıçlarının bu ilkeden ne anladığını önümüzdeki günlerde sınamak, moda deyimle "test etmek" imkânımız olacak.

*   *   *

8 Ekim 2019 gününü not edin. O günün akşamında haberlere gözatmadan sakın yatağa girmeyin.

8 Ekim günü iki duruşma var.

Birincisi "Gezi Davası" diye adlandırılan ve tek tutuklu sanığı Osman Kavala arkadaşımız olan dava.

8 Ekim günü karar verilir mi bugünden bilemem. Ama savcının yazdığı, mahkemenin kabul ettiği, dolayısıyla duruşmaların yürüdüğü ekseni belirleyen iddianamede Osman Kavala'nın işlediği suçlar aynen şöyle sıralanıyor:

"Mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet ve nitelikli yağma...

Nasıl ama?

Bu kadar suç için istenen hapis cezaların alt sınırı 612 yıl, üst sınırı ise 3 bin 158 yıl.

Peki ya bu nasıl?

8 Ekim günü göreceğiz. Osman Kavala ve o davanın sanıkları için "Kanun, mu, hukuk mu, adalet mi, yoksa fark etmez mi" öğreneceğiz...

*   *   *

8 Ekim günü bir başka duruşma var.

Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, daha önce haklarında "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya cebren teşebbüs" suçunu işlediklerini kabul ederek ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına hükmeden ağır ceza mahkemesinin karşısına yeniden çıkacaklar.

Çünkü Yargıtay, o mahkeme kararını bozdu. Mehmet Altan'ın beraat etmesi gerektiğini, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın ise 'Hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçunu"  işlediklerine hükmetti ve ona göre cezalandırılmalarını istedi. Yani "Ömür boyu ağırlaştırılmış hapis yatmasınlar, 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis yatsınlar" demiş oldu.

Sanırım buraya kadarını biliyordunuz. Ancak Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin ilk derece mahkemesi olan 26 Ağır Ceza Mahkemesi kararını bozma gerekçesini de mutlaka bilmelisiniz. Bilmelisiniz ki bu Tırmık'ın başlığını oluşturan "Kanun, mu, hukuk mu, adalet mi, yoksa fark etmez mi" sorusuna kendiniz cevap verebilin.

Buyrun, yüksek yargının tepesinden "Ahmet Altan ile Nazlı Ilıcak'ı o suçtan değil bu suçtan cezalandırın" kararının gerekçesinin o bölümünü, yazıyı uzatma pahasına, sabrınıza sığınarak aynen aktarıyorum:

"...Kamuoyunca tanınan, siyasi, ideolojik kimlikleri itibarıyla savunmaları hayatın olağan akışına uygun düşen gazeteci sanıklar Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın gazetecilik faaliyeti kapsamında gerçekleştirdikleri makale ve konuşmalarının eleştiri içeren muhtevasından ayrık olarak önce dini bir kült, ardından bir terör örgütüne dönüşen, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören FETÖ/PDY'nin, devletin silahlı kuvvetlerine sızan mensuplarınca, silahlı bir kalkışma, darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde örgütün anayasal düzene karşı icra edeceği kalkışma öncesindeki sürece mutad siyasi muhalefet görüntüsü vermeye çalışmak ve örgütün sempatizan sınıfını oluşturan geniş halk kitleleri nazarında sözde meşruiyetini korumak amacına hizmet eder mahiyetteki gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan eylemleri, hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçunu oluşturmaktadır.”

Koyu renkli harflerle özel olarak vurguladığım cümleciğe ne dersiniz?

Yargıtay yargıçları 15 Temmuz darbesinin "geldi geliyor" aşamasında olduğunu biliyorlarmış. Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın da bilmeleri gerekiyor(muş), o yüzden de cezalandırılmaları gerekiyor(muş).

Vay be!..

Ben de kıdemli gazeteci geçinirim. 15 Temmuz günü FETÖ çetesinin o budalaca, o acemice ve o sahiden de ağır suç oluşturan bir silahlı darbeye girişeceğini asla tahmin etmiyordum.

Oysa Yargıtay yargıçları biliyorlarmış, bizlerin de bilmesi gerekiyormuş...

Ne diyeyim, yuf yani bana...

*   *   *

Siz siz olun, 8 Ekim 2019 gününü sakın kaçırmayın.

Soru önemli:

"Kanun mu, hukuk mu, adalet mi, yoksa fark etmez mi?"

Göreceğiz...

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Küresel kapitalizmde oyun bitmez...

"Sayın başkan ona da gerek yok. Kim bu harika fikre hayır diyebilir ki? Üstelik epey kötüye çıkmış ünümüz "çevre dostu küresel şirket" olarak anılacak"

Çözüm sizsiniz ya da çözümsüzsünüz...

Siz kimsiniz diye soranlara, "Devletler, şirketler iklimi değiştiriyor, biz ise sistemi değiştirmek için greve duranlarız" deyin

"En iyisi Kürt'ü Kürt'e kırdıralım..."

"Ha unutmadan... Bu toplantının tutanağı mutlaka ve derhal imha edilsin. Bakarsınız bir gazetecinin eline geçer, yayınlar, çok zora düşeriz..."