02 Mayıs 2014

Gazi Tayyip Paşa’nın Taksim müdafaası

İlkokulda türküsünü, ortaokulda savaşın öyküsünü öğretmişlerdi.

İlkokulda türküsünü, ortaokulda savaşın öyküsünü öğretmişlerdi.

Türkü epey yaygındır. Hemen hatırlayacaksınız.

Tuna nehri akmam diyor / Etrafımı yıkmam diyor /  Şanı büyük Osman Paşa / Plevne’den çıkmam diyor…

Ortaokulda da öyküsünü okuttular…

Tarihte “93 harbi” diye anılan Osmanlı -  Rus savaşının son halkası sayılan Plevne savunması, 10 Aralık 1877’de Osman Paşa’nın 40 bin askeriyle birlikte Rus ordusuna teslim olmasıyla sonuçlandı. “Plevne’den çıkmam” diyen Osman Paşa, Plevne’den çıktı. Böylece Rus ordusunun bugünkü Yeşilköy’e kadar ilerlemesinin önü açılmış oldu. Osmanlı, savaşı kaybetti. Osman Paşa saray mareşalığına terfi ettirildi.  Teslim olan 40 bin askerden ise çok azı yurda dönebildi.

Kafası üç numara traşlı bir oğlan çocuğu parmak kaldırıp sordu:

- Örtmenim, Plevne müdafaası diye öğünüyoruz ama sonunda savaşı  kaybetmişiz. Şanı büyük Gazi Osman Paşa da askerleriyle birlikte teslim olmuş. Yanlış mı ?

Öğretmen Osman Paşa’nın askerlik tarihinde övgü ile sözü edilen bir savunma stratejisi yürüttüğünü, 5 ay süreyle Rus ordusuna adım attırmadığını, ama başta Osmanlı sarayı olmak üzere, ordunun tepelerindekilerin yanlışları ve basiretsizlikleri yüzünden teslim olmak zorunda kaldığını anlatabilirdi.

Öyle yapmadı. Oklavaya benzer sopasını küçük oğlanın kafasına indirip cıyak cıyak bağırdı:

- Ne biçim soru bu? Ha, ne biçim soru bu? Sen Türk değil misin?

(O oklavadan bozma sopanın acısı bugün bile belleğime kazılıdır…)

*    *    *

Tarih yazacak mı bilemiyorum. Ama dün İstanbul’da yine büyük bir “müdafaa muharebesi” yaşandı. Şanı büyük Gazi Tayyip Paşa komutasındaki,  kimilerine göre 39, kimilerine göre 29 bin kişilik bir polis ordusu kentin Taksim meydanına ulaşım sağlayabilecek bütün yollarını, kavşaklarını, köprülerini, istasyonlarını, iskelelerini tuttu. Taksim’de buluşmak için yola çıkan “Tayyip Erdoğan düşmanları”na adım attırmadı.

Üstelik Gazi Osman Paşa’yı Rus ordusu karşısında desteksiz, cephanesiz bırakan Osmanlı devletine karşılık Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün imkan ve olanakları Gazi Tayyip Paşa’nın emrine verilmişti. Tonlarca toma suyu, binlerce gaz mermisi, havada fır dönen helikopterleri, telsizleri, tellileri ile dev bir güç, savaş alanına sürüldü ve savaş, şanı büyük Gazi Tayyip Paşa’nın zaferi ile sonuçlandı. Taksim meydanı bir avuç sarı sendikacı dışında, “Demokrasi, özgürlük, işçi sınıfı, emekçilerin bayramı, Anayasadaki gösteri yapma özgürlüğü” gibi abuk sabuk laflar eden hainlere kapalı kaldı.

Sonuç mu ?

Sonuç: Büyük “Taksim müdafaası” Gazi Tayyip Paşa’nın inadı, kibri ve “Benden olmayan düşmandır” inancı sonucu başarıya ulaştı.

*    *    *

Tarih “Plevne Müdafaası”nı sonuna kadar yazabildi.

“Taksim Müdafaa”nın sonu ise henüz yazılmadı.

Nasıl bitecek dersiniz?

Birincisinin sonuna benzer mi ?

Cevabı biliyorum ama yazmam.

Oklava bozması sopanın kafamdaki acısı hâlâ belleğimde demiştim değil mi?

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim