05 Ekim 2014

Daldan dala pazar gezintisi

Bugün Pazar. Dün İstanbul’da kana bulanıp kan rengi akan Boğaz yavaş yavaş eski haline dönmeye başladı

Bugün Pazar. Dün İstanbul’da kana bulanıp kan rengi akan Boğaz yavaş yavaş eski haline dönmeye başladı. Otoyol kıyılarında, köşe başlarında boyunlarına bıçak dayanmış kınalı kuzular,  iri kara gözleri ile kederli bakan danalar da görülmüyor. Yani bir tatil gününün tadını berbat edecek görüntüler bitti, en azından epey azaldı.

Üstelik sizlerin önünde daha iki uzun tatil günü var. Oysa bizim yok. Medya baronlarının para hırsı bizlerin yılda 365 gün çalışmasını uygun gördü. N’apalım, felek utansın.

Bari bu tatil günlerinde hepimizin üstüne karabasan gibi çökmüş gündemle okurların içlerini daha da karatmayayım” hesabıyla daldan dala ve becerebilirsem matrak bir “Pazar yazısı”na niyetlendim.

Ardından yazının birinden ötekine sıçrayacağı dalları seçtim. Uzun bir liste çıktı. Mecburen ayıkladım.

Şimdi buyrun, beceriksizce de olsa mizah şekerine bulamaya çabaladığım pazar yazısına…

*     *     *

ABD’nin iki numarası, Obama’nın yardımcısı Joe Biden, Harvard Üniversitesinde konuştu.

Evet, bir konuştu ama pir konuştu.

Meselâ “Türk parlamentosunda, Türk kara kuvvetlerinin IŞİD’le kapışması (take on) için, Türk hava alanını NATO ve diğer müttefikler tarafından kullanımına açan tezkereyi onaylandı” dedi.

Görüyor musunuz elin yabancı, sahtekâr, emperyalist, imansız siyasetçisini!.. Sanki biz tezkere sonrası Başbakanımız, büyük Türk büyüğü, büyük düşünür Ahmet Davutoğlu’nun sözlerini dinlemedik; sadece sınırlarımızı koruyacağımızı bilmiyoruz.

Üstelik o zat (Biden demek istedim, Davutoğlu değil) bununla da yetinmedi, koskoca Harvard üniversitesinin konferans salonunun tavanlarında yankılanan bir cümle daha etti:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ki eski bir dosttur, bana dedi ki, siz haklıydınız, çok fazla insanın Suriye’ye geçişine izin verdik, şimdi sınırı mühürlemeye çalışıyoruz”

Tabii bu sözlere Cumhurbaşkanı ve başkomutan Tayyip Erdoğan’dan cevap gecikmedi. Bayram namazını eda ettikten sonra kendisine uzatılan mikrofonlara çok açık seçik ve çok delikanlı konuştu:

“Biden böyle şeyler söylediyse, Biden benim için tarih olur”.

Aynı kanıdayım.

Kapalı kapılar ardında konuşulanları günışığına atıveren, gerçekleri bizlerle paylaşacak cesareti gösteren siyasetçiler kanımca tarihe geçer.

Biden de tarihe geçti.

*     *     *

Daldan dala” dedim ama kendimi tutamadım bu dalda fazla kaldım. Şimdi hızlı hızlı öteki dallara geçeyim.

Biliyorsunuz, Abdülkadir Selvi ile Yiğit Bulut kamuoyu önünde kapıştılar. Umarım ve inşaallah devamı gelir.

Ben kötü kalpli, dedikoducu Ankara gazetecilerinin yalancısıyım. Onlar Selvi için, “Ağır yorumları Yalçın Akdoğan kendi imzasıyla yazar. Daha hafiflerini takma adıyla yazar. Haber kılıfında ve kılığında bizlere ulaşmasını istediklerini de Selvi’nin kulağına fısıldar” diyorlar. Günahı vebali boyunlarına…

Yiğit Bulut’a gelince…

Gelmeyeyim daha iyi. Bir zamanların yiğit ulusalcısı, şimdi pek gözü kara bir Erdoğan hayranına dönüştü. Nitekim Cumhurbaşkanının başdanışmanı oldu. Gel gör ki bir ekonomi dâhisi olmasına rağmen Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı koltuğuna bir türlü oturamadı, oturtulmadı.

O da sonunda patladı, öfkesini Selvi’den çıkardı. Selvi’nin CNN ekranında HDP milletvekili Altan Tan’a hakaret kokan cümlelerle saldırmasını fırsat bildi ve twittledi:

AKP’nin sesi, nefesi gibi konuşuyor. Çalıştığım hiçbir medya kurumunda nüfuz ticareti yapmaya çalışan hiç bir sözde gazeteciyi çalıştırmadım ..... Hiç kimse, siyasi görüşü ne olursa olsun hiçbir seçilmişe hakaret edemez ..... Hayatım boyunca seçilmiş esastır diyen bir liderin peşinden gitmeye çalıştım ve sonucu ne olursa olsun bunu yapmaya devam edeceğim. Solucanların üstüne basmam gerekse bile…”

Hayatım boyunca” dediğine ve Erdoğan’la şunun şurasında dört beş yıldır çalıştığına göre demek Yiğit bulut 5 bilemedin 6 yaşında.

Bu ayrıntı önemli değil. Geçelim.

Eski ulusalcı, şimdinin kayıtsız koşulsuz “Erdoğancı”sı yiğit delikanlıya Selvi’nin cevabı da aynı sertlikte oldu. Onun ulusalcı geçmişini alıntılarla hatırlatıp, gürledi:

“…Yiğit sen kimin adamısın? Benim nüfuz ticaretine ihtiyacım yok Ak partiden önce de Yeni Şafak'taydım şimdi de… Yiğit olmayan adam sen kendine bak…”

Şimdi sıra Yiğit Bulut’ta. Sonra yeniden Selvi’de… Bu böyle sürüp gitse, biz de gündem baskısından kurtulup gülümsesek iyi olur değil mi ?

*     *     *

Hatırlayın, Erdoğan, 28 Eylül’de İstanbul’da toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında konuştu. Dünyaya (ne demekse) seslendi ve aslanlar gibi gürledi:

"Ey dünya, IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da PKK gibi bir terör örgütü çıkınca neden ayaklanmıyorsun"

Hızını alamadı dün noktayı koydu:

IŞİD neyse bizim için PKK odur”.

Tartışmayacağım. Demek ki böyle değerlendiriyor.

Ama anlamadığım bir nokta var. İmralı’ya MİT görevlileri gidip Öcalan’la konuşuyor, bir yol haritası üstünde çalışıyorlar. Daha 19 Ağustos’ta “Barış Süreci”nden sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay,Öcalan ve HDP dışında, Kandil'le doğrudan görüşmelerin de faydalı olabileceğini” söyledi.

Eeee ?

IŞİD eşit PKK.

Ama PKK ile görüş, IŞİD ile görüşme…

Kafam karıştı.

Yoksa IŞİD ile de görüşülüyor mu ?

Bilemedim valla…

*     *     *

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) üyelerinden oluşan heyetle görüştü. Erdoğan'ın görüşmede “Türkiye’de basın özgürdür” savında diretti ve IPI-CPJ gibi kuruluşları da yanlış kişilerden bilgi alarak raporlar hazırlamakla suçladı.

Bence Erdoğan haklı.

Türkiye’deki bazı habis ruhlu kişilerden, paralel yapı yardakçılarından aldığı bilgilerle Türkiye’de basın özgürlüğünü eleştiren o yabancı (evet yabancı, gavur, emperyalist, falan filan…) kuruluşlar haksızdır.

Şimdi söyleyin bana: Hayvanat bahçesinin kapısında kocaman bir tabela olsa ve orada “Hayvanat bahçesini gezmek serbesttir. Ancak aslanların kafesi açıktır” diye yazsa. Bu hayvanat bahçesini gezme özgürlüğünün olmadığı anlamına gelir mi ?

Efendim?..

Kapı önüne konan gazetecileri mi sordunuz

Şey… Onları aslan medya patronları yemiş…

*     *     *

Görüyorsunuz, bir pazar sabahı etliye sütlüye, hele hele siyasete karışmayan keyifli bir yazı sundum sizlere…

Usta gazeteci dediğin böyle olur işte.

Bana afffferin, size iyi pazarlar…

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim