28 Temmuz 2010

Bu Film Daha Önce de Çevrildi ve Oynatıldı

Kahramanmaraş, Sivas, Çorum, Malatya cankırımları; trafik kazası haberi verir gibi sıradanlaşmış “....


1970’de doğanlar bugün 40 yaşında. Artık genç değiller; orta yaş kuşağına geçtiler. Ama 1980 öncesindeki, o kanlı faşist darbeye giden yollar yürünürken 10 yaşında filandılar. Ülke yaşanan bir iç savaş benzeri günler onların çocuk belleklerinde bulanık görüntüler, belki patlayan silahlar, koşan, kaçan katiller, yerde kanlar içinde yatan cesetlerden ibaret. Belki bunlar bile yok.
1975 ve sonrasında doğanlar bugün 35 yaşlarında. Beş ve daha küçük yaştaki bir çocuk için Kahramanmaraş, Sivas, Çorum, Malatya cankırımları; trafik kazası haberi verir gibi sıradanlaşmış “Bugün karşıt görüşteki gruplar arasındaki çatışmalarda –mesela- 47 kişi öldü” gibisinden soğuk ve anlamı kalmamış gazete başlıkları ne anlatır ki? Daha okumayı bile sökmemişlerdi ve o yaşlarda sadece oyun oynamayı biliyorlardı; TV izlemek, gazete okumak onlardan çok uzaktı. Olsa olsa babalarının, annelerinin gözündeki çaresizliği ve korkuyu belli belirsiz anımsarlar. Belki onu bile değil...
Ya 1980 ve sonrasında doğanlar. 12 Eylül’ü bile yaşamadılar ki 12 Eylül’e giden o kanlı, karanlık yolun taşlarının nasıl, kimler tarafından ve hangi yöntemlerle döşendiğini bilebilsinler...
Bu yazı salt bunun için, bu hatırlatma için yazılıyor.
Çünkü…
Çünkü daha önce İzmir, Selendi, Tire, Kırklareli, Trabzon, Muğla’da, önceki gün  İnegöl’de, dün Hatay Dörtyol’da yaşananlar, ve her an ülkenin herhangi bir köşesinde patlak vereceğe benzeyen gerginlik, 1980 öncesini dolu dolu yaşayan benim kuşağıma “Biz bu filmi daha önce görmüştük. O zaman da aynı film çevrilmiş ve ülkenin dört bir yanında oynatılmıştı. Sonra da beş general,  ‘Ülkeyi kurtarmak lâzım’ bahanesiyle Türkiye’nin üstüne faşizmin kanlı karanlığını çökertmişlerdi” dedirtiyor.
İki film arasında bir fark var:
1970’li yıllarda çatışmalar dinsel farklıları düşmanlığa dönüştürmek üzere “Sünni – Alevi” ekseni üstüne oturtulmuştu. Psikolojik harekât ve darbe kışkırtıcılığı “Aleviler camileri bombaladı” gibi her an patlamaya hazır kitleleri en hassas oldukları noktadan etkileyerek yürütülüyordu. Bugün etnik (ırksal) ayrılıklar kullanılarak Kürt- Türk çatışmasına zemin hazırlamak üzere yürütülüyor.
Yeni değil. Bir kaç yıl öncesini hatırlayın, Mersin’de takım elbiseli bir herif iki Kürt çocuğunun eline Türk bayrağı tutuşturdu; bir şeyler söyledi ve bir gölge sinsiliği ile uzaklaştı. Çocuklar bayrağı çiğnediler, yırttılar. Ardından bayrak mitingleri patladı. Ulusal duyarlıkları Kürt düşmanlığına sıçrayan yüz binler alanlarda, aynı ülke yurttaşlarına bayrak salladılar... İzmir’de düşük bel pantolunu, çağdaş (!) giysili genç kızlar Ahmet Türk’ün konvoyuna taşlar, kaya parçaları ile saldırdılar. Her yeni adım (Siz “Her yeni provokasyon” olarak okuyun) Türkler’de Kürt, Kürtler’de Türk düşmanlığını tırmandırdı.
Olup biteni ne Bursa Valisi’nin “Üç beş alkollü kendini bilmezin işi” olarak açıklayabiliriz, ne Dörtyol için söylenen “Milli hisleri galeyana gelmiş bir grup vatandaş” diyerek aklayabiliriz.
Olup bitenler, bal gibi, ülkede Türk- Kürt çatışması çıkararak iç savaş benzeri bir ortam yaratmak isteyen güçlerin “operasyonları”dır. Türk ve Kürt tarafının savaş baronları varlıklarını ancak böyle sürdürebileceklerini bilinçle kavramış görünüyorlar.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir fotoğraf: Bir ayıp, bir suç

Milyonlarca Kürt yurttaşımızın, binlerce Türk sosyalistinin oy verdiği HDP, 19 Mayıs'ın 100. yıl dönümü törenlerine davet edilmedi

Anneler Günü’nde anne çığlıkları

Gün oğulları ölüme yatmış annelerin sesi olma günü anne...

Doğru, her şey çok zor olacak…

“Sen ben bizim oğlan”ın boykotu olsa olsa demokrasi katillerine siyasal iktidarı kendi elleriyle sunmak, dahası “sandık meşruiyeti” zırhı armağan etmek olur