05 Kasım 2009

Bir “Şirket Gezisi” İtirafı

Bizim T24’ün komutanı Doğan Akın kafayı gazetecilerin “şirket gezileri”ne taktı.

Bizim T24’ün komutanı Doğan Akın kafayı gazetecilerin “şirket gezileri”ne taktı. O tür gezilere katılan, hele hele gediklisi olan meslektaşlar için bu kötü haber. Doğan Akın’ı tanırım; kafayı takması pek hayra alamet değildir; sonuna kadar kovalar...
Zaten bu Tırmık’ı da o yüzden yazıyorum. Bakarsınız geriye doğru bir arşiv çalışması yapar ve benim de foyamı meydana çıkarır. İyisi mi, o beni teşhir etmeden, ben kendimi edeyim.
Evet, tahmin ettiğiniz gibi, ben de bir şirket gezisine katıldım.
*    *    *
Tokyo’da her yıl otomobil fuarı açılırmış ve otomotiv sanayiinde önemli bir fuarmış... Bir Japon otomobil üreticisinin Türkiye temsilciliği aradı ve beni bu fuar süresince “Japonya’da ağırlamaktan şeref duyacaklarını” söyledi.
Valla teklif baştan çıkarıcıydı. Meslek gereği Dünya’da gitmediğim pek az ülke kaldı; ayak basmadığım anakara (=kıta) ise kalmadı. Ama nedense yolum hiç Japonya’ya düşmedi.
Yani bir tarafta anlata anlata bitirilemeyen “Japon mucizesi”ni yerinde görmek fırsatı, bir yanda şirket gezilerine katılmama yönündeki mesleki ahlak anlayışım  ve o sırada çalıştığım gazetenin onurlu ilkesi...
Cumhuriyet’te çalışıyordum ve Cumhuriyet beni böyle keyif gezilerine hiç göndermiyor; hep kriz bölgelerinde görevlendiriyordu. Yüzümü kızarttım, gazetenin en tepesindeki meslek ustama çıktım. Beni dinledi, suratında muzip bir gülücük belirdi...
- Bence git, dedi.
- Ama abi, hani şirket gezilerine katılmama ilkemiz...
- İlkemiz, bu gezinin masrafının gazete tarafından karşılanmasıdır. Gel gör ki kasada zırnık para yok.
Doğruydu. Aylardır maaş alamıyorduk; nerde kaldı taaa Japonyalara gidip Cumhuriyet okurunun pek de umurunda olmayan Tokyo Otomobil Fuarı haberi yapmak için para harcamak...
Muzip gülüş devam etti ve ekledi:
- Ama bence sen yine de git. Orada şirketi öven yazılar yollarsın, ben de köşemde seninle dalga geçerim...
- Anladım abi. Yani gitmiyorum...
- Yooo, gidiyorsun avanak. Ama bize otomobili, fuarı değil Japonya’yı anlat... Sokaktaki insanları, sanayileşmiş bir uzakdoğu ülkesinin göze çarpan özelliklerini, haaa fırsat bulup görebilirsen bir de Fujiyama’yı anlat...
Hımmmm...
Firmaya telefon edip, “Tamam geliyorum” dedim.
*    *    *
Gittim, gördüm, yazdım...
Gelişmiş bir sanayi ülkesinde erkek egemenliğinin ortaçağ düzeyinin bile gerisinde kaldığını anlattım.
Geleneksel Japon No tiyatrosunun iki buçuk saatlik gösterisine gidip ne kadar ilginç ve ne kadar sıkıcı olduğunu anlattım.
Her tarafı plastiğe, cart kırmızı neon ışıklarına boğulmuş Japonya başkentinin boğuculuğunu anlattım.
Otomotiv sanayiinde dünyaya meydan okuyan bir ülkenin ülke içi ulaşımı demiryolu üstüne kuruşundaki “akılcılığı” anlattım.
Japonların ürettiği elektronik eşyanın, Tokyo’da Türkiye’den daha pahalıya satıldığını anlattım.
Kosova’da çalışırken tanıştığım bir Japon gazeteci aracılığıyla tam bir gün geçirdiğim ünlü ve 8,5 milyon tirajlı Asahi Shimbun gazetesini anlattım...
Galiba bunları iyi becerdim ki okurlardan epey olumlu tepki derledim. Bir okurun “Engin bey sayenizde gitmiş kadar oldum” dediğini unutamam...
*    *    *
Gittim, gördüm, yazdım, döndüm...
Önce beni firmanın halkla ilişkiler bölümünün başı aradı:
- Engin bey, oradan tek satır yazmadınız. Herhalde bir yazı dizisi yaparak bizi anlatacaksınız.
Umursamadım.
Firmanın reklamlarını yaptırdığı büyük reklam şirketindeki bir tanıdık aradı:
- Aydıncığım, inat etme yahu... İki satır yaz... Mesela hidrojenle çalışan çevre dostu otomobilin araştırma geliştirme çalışmaları için ayrılan fonların miktarından filan söz et. Sizin okur çevrecidir, etkilenir...
Yine umursamadım.
Sonunda  beni “Japonya’da ağırlamaktan şeref duyacaklarını” söyleyen firma yetkilisi aradı.
- Galiba bir şey yazmayacaksınız?
- Hayır...
Adam dayanamadı patladı:
- Ayıp be ayıp... O kadar yedirdik içirdik, taa oralara “business class”ta uçurduk... Vallahi ayıp...
*    *    *
Okuduğunuz gibi, benim de bir “şirket gezisi sabıkam” var. Ama aramızda kalsın, Doğan Akın’a söylemeyin e mi?

Yazarın Diğer Yazıları

HDP’nin 25 yıllık sorusu ve sorunu: Türkiyelileşmek…

HDP enerjisinin hemen tümünü salt Kürt sorununda yoğunlaştıracaksa, Kürt siyasal hareketinin talepleriyle sınırlı bir zeminde yürütecekse, "Türkiyelileşme" terimi iyi niyetli ama nafile bir çabanın dile getirilmesi olur

Birkaç "tane" şehit varmış

İnsanlar ve öteki canlılar "tane" ile ölçülmez. Hele ölüme yollanmış gencecik insanlardan "üç beş tane armut, beş altı tane kestane" der gibi söz edilmez

Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır…

Kıbrıs sorunu şu anda yeryüzünün en eski sorunu. Artık ondan "Kıbrıs düğümü" diye değil, "Kıbrıs kördüğümü" diye söz ediliyor