23 Ekim 2009

Ben Zeytin Toplamaya Gidiyorum

Zeytinlere benek çoktan düşmüştü. Artık iyiden iyiye kararmışlardır.

Yoruldum. Dahası sıkıntı bastı. Memleketin de çivisi çıktı. Önüne gelen, önüne gelene basıyor tokadı, basıyor kalayı, kusuyor öfkesini, nefretini...
En iyisi tüymek. Zeytinlere benek çoktan düşmüştü. Artık iyiden iyiye kararmışlardır. Vakittir. Ben zeytin toplama bahanesiyle Ada’ya tüyüyorum... En azından birkaç gün... Gazete okumadan; TV’yi zaten hiiiç izlemeden; çınarların altında uzanan kahvelerden birinde, herhangi birinde, güz serinliğinde balıkçı arkadaşlarımla okey çeviririm...
Ada’da zaman ağır akar...
Çocukluğumdaki gibi; çocukluğumdaki kadar......
*   *   *
Ege'deydi. Küçük Menderes Ovası'nın dağlara dayandığı yerde. 1951’di. Kış, yıllar sonra anılacak kadar soğuk geçti. İncir ağaçları dondu.  Tütünler fideyken dondu. Zeytin toplamak için ırgat bile bulunamadı. Ege donmuştu.
Zeytin ve incir yoksa para da yoktu. İncir ve zeytin ve tütün diken köylülere urba diken terzi baba, ilkokulda sınıfı geçen oğluna, söz verdiği saatı parasızlıktan alamadı.
Oğlan tınmadı bile. Yaz sıcakları basınca göçülen, kentin kilometrelerce dışında, demiryolu üstündeki bağda saata ne gerek vardı ki?
6 otorayı: Baba ve anne ve bebek kızkardeş kalkar.
7.30 otorayı: Oğlan kalkar.
8.30 treni. Baba kasabaya işe gider. Oğlan kahvaltıya oturur.
9.30 yük treni (onlar furgon derdi): Oğlan, oyun için özgür.
12 treni. Öğle yemeği. Ayrıca  toz toprağa bulanmış ayaklar yıkanacak. Cibinlik gerildi. Öğle uykusu.
2,30 otorayı: Tam uyumadı zaten. Oğlan oyun için yine özgür.
4,30 treni: İlk uyarı. Akşam oluyor.
6 otorayı: Eve dönüş. Evin önündeki havuz, tulumba basılarak doldurulacak. Tulumbanın kolu 1450 kez inip çıkınca havuz doluyor. Domatesler, biberler, patlıcanlar ve akşam sefaları ve aslanağzılar ve araplaleleri ve küpe çiçekleri sulanıyor.
7.30 otorayı: Baba kasabadan döndü.
8,15 furgonu: Akşam yemeği.
10.30 treni: Anne cibinliği yeniden gerdi. Oğlan tumba yatak.
Oğlan, söz verilip alınamayan saat için gerçekten hiç üzülmedi.
1951 yılında, Küçük Menderes ovasında zaman, saatla ölçülmeye değmeyecek kadar yavaş akıyordu,
*   *   *
Marmara’nın göbeğinde bir ada.
Pencereden dolan gün ışığı beceremediyse eğer, balığa çıkan motorların "pat pat"ı uyandırır  seni. O da olmazsa denizin çağrısına kim karşı koyabilmiş ki?
Saat 11: Seyhan-4 motoru Kumbağ’a doğru yola çıktı. Vakittir. Tırmık için yavaş yavaş, masaya oturmalı.
Deniz otobüsü iskeleye yanaştı. Saat demek saat 13.00. İyi. Zaten yazı da bitti. Gazeteye geçildi. Şimdi köye gidip günlük gazeteleri alalım. Çınarların altında bir de adaçayı içeriz. Sonra eve dönüp, yatağa uzanıp kitap okuma bahanesiyle tembellik tanrıçasıyla uzuuun bir sevişme...
Erdek motoru uzakta göründü. Demek Saat 17 oldu. Kıyıya inip akşam için midye çıkarma zamanı.
Saat 18. Seyhan-4 motoru Tekirdağ’dan dönüyor. Çiçekleri ve zakkumları ve şeftaliyi ve ayvayı ve gülhatmiyi ve lavantaları sulamaya başlayalım.
Saat 19. Araba vapuru Erdek’ten kalkmıştır. Akşam yemeği.
Uzun bir akşam yemeği. Zamanın yavaş akışı üstüne ada sohbetleri ile süslenmiş bir akşam yemeği.
Karanlık bastı. İstanbul’da tek tük görünen yıldızların hepsi Ada gecesinde tek tek görünüyor.
Büyük ayı, küçük ayı, kutup yıldızı, Venüs ve Jüpiter... Haydi yatalım.
Marmara’da zaman mutluluk vermecesine yavaş akar...
*    *    *
Yoruldum. Dahası sıkıntı bastı. Memleketin de çivisi çıktı. Önüne gelen, önüne gelene basıyor tokadı, basıyor kalayı, kusuyor öfkesini, nefretini...
Ben zeytin toplama bahanesiyle Ada’ya tüyüyorum.