27 Haziran 2014

AKP’liler için ders notları III: İktidarın denetimi vesayet değildir

Üç çocuk, dindar nesiller, içki tüketimine ideolojik düşmanlık, hele hele Gezi direnişi sırasındaki gözü dönmüş düşmanlık; Gezi sonrası başlayan ve bugün de sürüp giden cadı avı

“AKP’liler için ders notları” ana başlığı altında  iki gündür yazılanlar -eğer okuyorlarsa- AKP’lilere vesayet rejiminin ne olduğunu açıklamıştır.

Ama onların ve özellikle reislerinin asıl ihtiyacı vesayet rejiminin ne olduğunu değil, ne olmadığını bilmek, bilinçle kavramak…

Pek umudum yok ama yine de deneyeceğim.

Buyrun…

*    *    *

Kendilerini devletin asli sahibi sayan, güçlerini halktan değil, tanktan, toptan, tüfekten, postaldan alan üniformalı ve üniformasız bürokratların kendilerini siyasal partilerin (idelolojik çizgisi ne olursa olsun siyasal partilerin) üstünde görüp siyasete, devletin temel ve kilit kurumlarına yön vermeleri vesayet rejimidir.

Her siyasal iktidar böylesi bir ayak bağından, böylesi demokrasi dışı müdahalelerden kurtulmak ister. AKP olarak siz de istediniz ve büyük ölçüde başarılı oldunuz. İyi oldu. Siyasal yaşamımızda darbe tehlikesi galiba artık epey uzakta.

Ancak sizlerin sınırlı, reisinizin “olmayan” demokrasi kültürü askeri vesayetin prangalarından büyük ölçüde kurtulmuş olmayı, dilediğinizi dilediğiniz gibi yapabileceğiniz, kendi değerlerinizi herkesin benimsemesi gereken değerler olarak topluma dayatabileceğiniz yanılgısına yol açtı.

Hangi birini sayayım?

Üç çocuk, dindar nesiller, içki tüketimine ideolojik düşmanlık, hele hele Gezi direnişi sırasındaki gözü dönmüş düşmanlık; Gezi sonrası başlayan ve bugün de sürüp giden cadı avı…

Dedim a, say sayabildiğince…

Cemaatla kurduğunuz koalisyonda, Cemaat kaynaklarından sağladığınız bürokrat kadroları ile uzun süre dikensiz gül bahçesinde iktidar olmanın keyfini yaşadınız, tadını aldınız.

Ancak 17 Aralık patlayınca, Cemaatla kurduğunuz zoraki nikah bozulunca, Cemaat beklemediğiniz bir hırçınlıkla üstünüze gelip, geri adımda atmayınca sizler öfkeden köpürdünüz, reisinizin ise  zembereği boşaldı.

17 Aralık’ta gün ışığına çıkan, ne kadar itiraz etseniz, kendinizin bile inkâr edemediği ses kayıtlarında kanıta da kavuşan yolsuzluk soruşturmaları öfkenizi derin bir korkuya dönüştürdü.

Yargıdan polise, maliyeden hariciyeye, valilerden yüksek yargıya fütursuzca, önünü arkasını düşünmeden, “Yav biz ne yapıyoruz böyle” diye sormayı akıl bile edemeden saldırdınız.

Size “Dur, ağır ol” filan diye seslenen bütün kurumları da “yeni vesayet odakları” olarak gördünüz, görüyorsunuz.

Keza Çankaya’da terleyen, koşan bir Cumhurbaşkanı olması gerektiği fetvasını verip, “Her şeye maydanoz bir cumhurbaşkanı” olacağının sinyallerini veren reisinize içinizden biri bile “Yav Reis, iyi güzel de bu dediğine Anayasa izin vermiyor. Orada Cumhurbaşkanının yetkileri çizilmiş. Nasıl olacak bu dediğin” demediniz, diyemediniz.

*    *    *

Şimdi dinleyin.

Vesayet reimi ne kadar anti demokratik, ne kadar yıkılası ise, siyasal iktidarların denetlenebilirliği de o kadar vazgeçilmez, o kadar demokratik ve çağdaş devlet kavramının olmazsa olmazıdır.

Hani sizin Reis başkanlık sistemine pek tutkun ya, ABD’deki başkanlık sisteminin de, Fransa’daki yarı-başkanlık sisteminin de özü çok güçlü denetleme kurumları ve işleyişine sahip olunmasıdır.

Oysa siz, iktidarınızı denetlemekle görevli anayasal kurumların tümünü birer vesayet odağı olarak görüyorsunuz.

Mesela Merkez Bankası faizleri belirliyor; muhasebecilik eğitimi veren İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi diplomasına sahip reisiniz “faizler insin” diye tutturuyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kendi iktidarı üstünde bir vesayet olarak kavrıyor. Nitekim epey dolambaçlı yollardan geçip AKP’nin tepe yönetiminde yer alan Numan Kurtulmuş siyasal bilinçaltınızı dile getirdi ve “Askeri vesayeti nasıl bitirdiysek, Merkez Bankası'nın vesayetinden de kurtulacağız inşaallah” müjdesini verdi. (Bize de “Al Erdoğan’ı vur Kurtulmuş’a” demek kaldı).

Mesela Sayıştay siyasal iktidarın harcamalarını, bütçenin yasalara uygun kullanılıp kullanılmadığını, iktidar olanaklarının sağladığı yolsuzluklara bulaşılıp bulaşılmadığını denetlemekle görevli anayasal bir kurumdur. Oysa sizin için Sayıştay sizin iktidarınızı sınırlayan bir vesayet odağı…

Mesela Anayasa Mahkemesi yasaların Anayasa’ya uygun olup olmadığını denetlemekle görevli ve yükümlü bir yüksek yargı organı. Ama sizin için o bir vesayet kurumu. Reisiniz içinse gayri milli bir kurum. Ne diyelim, hukuk kurumları “milli” değil, evrensel olmadıkları takdirde sıkıyönetim mahkemelerine dönüşürler.  Ama sizin reis için…. Neyse…

Mesela Danıştay, devletin yürütme erkinin (bu, bugün için sizin hükümet anlamına geliyor) aldığı kararların Anayasa ve yasalara uygun olup olmadığını denetleyen bir yüksek yargı organıdır. Gecikmesinde hukuksal sakınca olan, yani haksızlığa yol açacak durumlarda yürütmeyi durdurma kararı verir. Ancak siz  yürütme erkinin (bu, bugün için sizin hükümet anlamına geliyor) Danıştay’dan gelecek yürütmeyi durdurma kararlarını iki yıla yayma hakkını elinize alıyorsunuz ve böylece yürütmeyi durdurma kararını yürütmeyi durduramamaya dönüştürüyor, hukuku iğdiş ediyorsunuz.

Medyanın görevlerinden birinin, günümüzde başlıcasının siyasal iktidarları denetlemek olduğunu bilmem biliyor musunuz. Ama gördüğüm kadarıyla sizler, değil medya tarafından denetlenmeyi, medyada sizi övmeyen her sesi susturmayı öncelikli ödev ve hak bellemiş bir reise sahipsiniz ve  buna itiraz edeninizi görmedik…

Kentlerde yeşil alan bırakmamacasına süren yapılaşmaya, kırlarda akan dere bırakmamacasına inşaatı süren HES’lere, ölüm aygıtına dönüşebildikleri artık iyi bilinen nükleer santrallere itiraz eden sivil toplum örgütlerinin denetim işlevi sizin  açınızdan iktidarınıza düşman şer odaklarının size karşı yürüttükleri savaş demek.

Hâlâ başka örnekler sıralamamı  istemezsiniz umarım. Yoksa sayfalar boyu sayabilirim.

Sorun şu: Demokrasilerde Anayasa Mahkemesi,Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi kurumlar ve medya gibi, STK gibi kuruluşlar siyasal iktidarları denetler. Bu çağdaş devletin olmazsa olmazıdır.

Siz ise bunları yeni vesayet kurumları olarak görüyorsunuz.

*    *    *

Üç günlük ders notlarının sonuncusunu okudunuz. Şimdi sıra külahınızı önünüze koyup, “Vesayet nedir ve ne değildir ve biz niye denetimden öcü gibi korkuyoruz?” sorusunu önünüze koymanız gerekiyor.

Askeri vesayetten kurtulmak için sizlerden çok önce mücadeleye başlayan,bu uğurda bedel ödemeyi göze alanlar, şimdi de sizin vesayet rejiminize boyun filan eğmezler.

Haberiniz ola…

 

 

 

 

 

 

   

Yazarın Diğer Yazıları

Bir iyi, bir de kötü haber

Artık bir yazıda, meselâ "İkinci dünya harekâtı" yerine korkmadan "İkinci Dünya Savaşı" diyebileceğim

Gazetecinin "Biz"i olur mu?

Yüksek ya da alçak(!) ahlâklı bile olsa her gazeteci meslek ilkelerine uymakla yükümlüdür

Üç büyük kentin başsavcılarına dilekçemdir...

Saatlerdir masanın başında yarınki Tırmık'ı kotarmaya çalışıyordum ve sonunda Tırmık değil sizlere sunduğum bir dilekçe yazıyorum