22 Temmuz 2016

Işıklar Sönünce: Geçmişten gelen hayalet

Sophie’de özlediğimiz Maria Bello’yu bulmak güzel. Birçok film ve diziden bildiğimiz Billy Burke’leyle ise yeterince hasret gideremiyoruz

IŞIKLAR SÖNÜNCE        X  X  X 
(Lights Out)

Yönetmen: David F. Sandberg
Senaryo: Eric Heisserer
Görüntü: Marc Spicer
Müzik: Benjamin Wallfisch
Oyuncular: Teresa Palmer, Gabriel Bateman, Maria Bello, Alicia Vela-Bailey, Alexander DiPersia, Billy Burke, Andi Osho

Warner Bros filmi

 

   Korku filmi türü son yıllarda kendisine ideal bir mekan buldu: Ev, evin içi. Yani bir ailenin genelde sıradan, gündelik ve huzurlu bir mekan olarak yaşadığı ve aslında gerilime pek uygun olmayan bir dekor. Belki o bitmez tükenmez karı-koca kavgaları veya kuşak çatışmaları dışında…

   Gerçi film bir evde değil, bir iş yerinde açılıyor. Ve ortayaşlı bir iş adamı, panik içinde kendisine içerde bir yaratık gördüğünü haberleyen sekreterine kulak asmayıp onu evine göndererek yalnız kalınca, bunu hayatıyla ödüyor. Tedbirsizliğin sonu!…

   Ama sonrası tam bir aile öyküsü. İki ayrı evde geçse de…Birinde hiç sağlıklı gözükmeyen dul sarışın Sophie ve küçük oğlu Martin oturuyor. Diğerindeyse, annesinin giderek kaydığı çılgınlığa ve gördüğü karabasanlara dayanamayıp evi terketmiş ve kendisine sempatik Bret’in kişiliğinde  ideal bir aşık bulmuş olan Sophie’nin büyük kızı Rebecca.

   Ama bu parçalanmış aile, kaçınılmaz olarak bir araya gelecektir. Rebecca kardeşinin hatırına yeniden o ürkünç anneye yaklaşırken, kadının geçmişi yavaş yavaş aralanır. O geçmişte vaktiyle akıl hastanesinde tanıştığı ve hayatının dostu saydığı Diana da vardır. 

   Ama Diana, kimi belgelerin gösterdiği gibi, yıllar önce ölmüş değil midir? Hangi büyü onu yeniden dünyamıza döndürüp ailenin hayatına sokmuştur?

   Düğüm noktalarını es geçerek özetlemeye çalıştığım bu yeni korku öyküsü, bundan önce bir kısa film çıkarmış olan David Sandberg’in ilk uzun filmi olarak karşımıza geliyor. Ve aslında bize türün geçmişteki birçok filmini hatırlatıyor. O kadar çok ki, burada hepsini anmak istemiyorum. Ki aralarında filmin yapımcısı gözüken James Wan’ın yönettiği birkaç film de var.

   Ama film yürüyor. Ve kendisini baştan sona merakla izletiyor. İnternette bir okurun sorduğu soruyu yanıtlarcasına: “İyi film olmak için özgün olmak şart mı?”

    Değil belki… Ama bunun büyük bir avantaj olduğu da söylenebilir. Hele bu türün içinde…      

    Yine de film, dediğim gibi, meraklılarını tatmin edecektir. Kendi adıma finaldeki sürprizi ortalarda keşfettiğimi söyleyebilim. Bunca filmden sonra, olsun artık!..

    Rebecca ve Bret’de sempatik Teresa Palmer- Alexander DiPersia ikilisi gayet iyiler. Küçük Martin’de Gabriel Bateman görevini çok iyi yapıyor. Sophie’de özlediğimiz Maria Bello’yu bulmak güzel. Birçok film ve diziden bildiğimiz Billy Burke’leyle ise yeterince hasret gideremiyoruz. Çünkü hemen başta ölüp gidiyor!


YARIN: HATIRLA

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yürek yaralayan bir baba-oğul ilişkisi

Film gerçekten de son derece dokunaklı öyküsüyle kalplerimize sesleniyor. Fonda yeşillikleri, barları, sarhoşlukları, country'den rock'a giden müziği ve naiflikle karışık kötülükleriyle "derin Amerika" yatıyor. Ön planda çok az süren, ama acısını film boyu hissettiren bir baba-oğul dramı

Kirlenen deniz ve yok olan doğa mı dediniz?

Ülkemize uğramamış bu film, özellikle çevre sorunlarına ilgi duyanlarca izlenebilir, hatta izlenmeli