10 Nisan 2021

Enfes bir komedi aracılığıyla Amerikan sistemini eleştirmek

Atilla Dorsay Digitürk'te yayınlanan "Denemeye Değer" filmini yazdı

DENEMEYE DEĞER

X X X

(The Long Shot)

Yönetmen: Jonathan Levine
Senaryo: Dan Sterling, Liz Hannah
Görüntü: Yves Belanger
Müzik: Marco Beltrami, Miles Hankins
Oyuncular: Charlize Theron, Seth Rogen, June Diane Raphael, O'Shea Jackson Jr, Ravi Patel, Bob Odenkirk, Andy Serkis, Randall Park, Tristan D. Lalla, Wayne Morris, Alexander Skarsgaard, Lisa Kudrow

ABD- Kanada yapımı, 2019

Dijitürk'te gösterilen bu film son derece keyifli bir seyirlik oluşturuyor. Çok büyük bir film değil, ama hem eleştirmenler, hem de sinefillerce çok övülmüş, hâlâ da övülüyor (imdb'deki puanı giderek artıyor). Ve bence bir göz atılması gereken filmlerden.

Film siyasal bir tabana otursa da aslında açıkça bir komedi. Romantik-komedi de denebilir. Politik kişilikler gerçek değil, hepsi hayali. Bunlardan biri, bir ABD başkanı. Ama sevilmiyor ve bu işi bırakıp bir başka alana geçmeyi planlıyor. O alan da sinema... Hem de aktör olarak!..

Bunu itiraf ettiği nadir kişilerden biri de, kadın dışişleri bakanı, alabildiğine güzel ve alımlı Charlotte Field. Charlotte şaşırıyor, ama aynı zamanda çok da seviniyor. Çünkü kendisinin de ABD başkanı olma emeli vardır; hem hayal ettiği dünya çapındaki ekolojik devrimleri yapmak, hem de seçilmiş ilk kadın başkan olarak, ülkesinde gerçek adaleti ve ırksal eşitliği sağlamak için...

Kader onu bu yolda kendisiyle her açıdan ters, kendine özgü gazeteci Fred Flarsky ile buluşturuyor. Bu sarışın, tombul, kılıksız, zevksiz ve küfürbaz adam, kendisinin de sert yazılar yazdığı muhalif gazetesi fırsatçı ve tutucu bir medya patronu tarafından satın alınınca, istifa ediyor. Kendince "idealist" Fred bunu yaparken tazminatını almaya bile tenezzül etmiyor!.. Ve kader onu yeniden Charlotte'la karşı karşıya getiriyor.

Yeniden, çünkü 25 yıl önce ikisi yine buluşmuşlardır: 16 yaşındaki Charlotte daha 13 yaşındaki Fred'e "babysitter"lık yaparken... Ve onun tarafından birden öpülüp, çocuğun ilk ereksiyonuna tanık olunca!.. Bu kez karşılaştıklarında, ikisi de o günleri hatırlar. Ama zaman ve olaylar onları öylesine ayırmıştır ki... Bu iki zıt kişilik her şeye karşın bir araya gelebilir mi?

Ama mecburen öyle olacaktır. Çünkü Charlotte onun eski yazılarını bulup okuduğu ölçüde hayran olduğu uslubunu kendi seçim konuşmalarında kullanmak isteyecek ve böylece onu birçok ülkeye ziyaretinde hep yanında götürecektir. Birçok komik sahneye de yol açarak: Adam şortla da gelse, smokin de giyse, İsveç'te yaptığı gibi "milli kıyafet"i de sırtlasa, yine de gülünç kaçmaktan kurtulamaz!.. Elbette Seth Rogen'in usta komedyen kişiliğinin de büyük katkısıyla...

Film çok genel hatlarıyla, bizde iz bırakan birçok romantik güldürüyü hatırlatıyor. Pretty Woman'dan The American President'e, Harry Sally'yle Buluşunca'dan La Belle Et La Bete- Güzel ve Canavar efsanesinin sayısız uyarlamasına... Ayrıca devletin basınla ilişkilerini deşen birçok yakın dönem filmi de akla gelmiyor değil...

Yine de hayli özgün bir film bu... Uzaktan da olsa ABD'nin 2016 seçimlerine ve onun ülkenin kaderini değiştirmesine atıfta bulunuyor. Birçok sahnede yoğun bir cinsellik ve yakası açılmadık (Türkçeye çevrilmesi de kolay olmayan!) küfürler var.

Ama en iyi yanı oyuncuları. Başta iki baş oyuncusu olmak üzere... 1975 doğumlu, Güney Afrika kökenli Charlize Theron, 1995 yılında başladığı kariyerinde çok iyi roller bulmuş, 2003 yılında Monster - Cani filmiyle de Oscar almıştı. Oyuncunun kompozisyonu tek sözcükle görkemli. Her sahnede, ama özellikle o "alkol ve esrar"la başının döndüğü ve tam o sırada medyanın önüne çıkmak zorunda kaldığı bölümde, o yakışıklı (ama biraz aptal!) ve sanırım Kanada başkanı Trudeau'yu simgeleyen bölümdeki flört sahnelerinde... Ya da kendini sahnedeki Boyz II Men eşliğinde çılgın bir dansa vurduğu sahnelerde...

Seth Rogen ise dediğim gibi, bu rolde döktürüyor. Bu kendine özgü güldürü ustası, yönetmen Jonathan Levine'in birkaç filminde oynamıştı: 5//50 ya da The Night Before gibi... Ama burada işbirlikleri zirveye çıkıyor. Ve en "absürd" gözüken sahneler bile belli bir inandırıcılığa kavuşuyor. Şöylesine yoğun esprilerle birlikte: (Charlotte'un ağzından) "Hayatımda böyle korkmadım. Saddam Hüseyin'le aynı asansörde olduğumuzda bile!" Ya da Fred'in ağzından: "Bir zamanlar Fidel Castro'yla 69 pozisyonunda olmuştum. Sakalını hiç sorma!"

Evet, işte böyle bir mizah... Bence kaçırmayın. 

Yazarın Diğer Yazıları

Yürek yaralayan bir baba-oğul ilişkisi

Film gerçekten de son derece dokunaklı öyküsüyle kalplerimize sesleniyor. Fonda yeşillikleri, barları, sarhoşlukları, country'den rock'a giden müziği ve naiflikle karışık kötülükleriyle "derin Amerika" yatıyor. Ön planda çok az süren, ama acısını film boyu hissettiren bir baba-oğul dramı

Kirlenen deniz ve yok olan doğa mı dediniz?

Ülkemize uğramamış bu film, özellikle çevre sorunlarına ilgi duyanlarca izlenebilir, hatta izlenmeli