17 Mart 2018

Bir zamanlar, terör yine Avrupa'yı ve dünyayı sarmışken...

Yıllar öncesinden hatırladığımız, ama ayrıntılarını tümüyle unuttuğumuz bir büyük siyasal olay

 

ENTEBBE’DE YEDİ GÜN    X  X  X
(7 Days in Entebbe)

Yönetmen: Jose Padilha
Senaryo: Gregory Burke
Görüntü: Lula Carhalvo
Müzik:  Rodrigo Amarante
Oyuncular:  Rosamund Pike, Daniel Brühl, Eddie Marsan, Ben Schnetzer, Lior Ashkenazi, Nonso Anozie, Denis menochet, Angel Bonanni, Kamil Lemieszewski, Peter Sullivan, Natalie Stone

ABD-İngiltere yapımı

 

 

Entebbe... Yıllar öncesinden hatırladığımız, ama ayrıntılarını tümüyle unuttuğumuz bir büyük siyasal olay. Ki üzerine en azından iki film yapılmıştı.

Ama yeni bilgiler ışığında ve de günümüzde yakın tarihin siyasal olaylarının (Jackie, Atomic Blonde- Sarışın Bomba, Stronger- Pes Etme, The İnsult- Hakaret, Darkest Hour- En Karanlık Saat, Stalin’in Ölümü, v.s.) yeniden iddialı filmlere konu olması akımıyla birlikte, yeni bir yorumu karşımızda buluyoruz.

Film 1976’da Tel Aviv’den Atina yoluyla Paris’e giden bir Air France uçağının kaçırılması olayına eğiliyor. Kaçıranlar Atina’dan itibaren pilotları zorlayıp uçağı Afrika ülkesi Uganda’nın Entebbe kentine indiriyorlar. Tüm yolcuları ve personeli rehin alarak...

Uganda zalim ve kontrolsüz diktatör İdi Amin Dada yönetimindedir. Uçağı kaçıranlarsa o yıllarda Almanya’yı teröre boğan ünlü Baader-Meinhof çetesinin önde gelenleri.

O eylemin öncülerinden Ulrike Meinhof tutukevinde intihar etmiştir. Çeteye göre bu devlet eliyle işlenmiş bir cinayettir.

 Aynı çete, İsrail’in de terörist bir devlet olduğuna inanır. Ve 1947’de kurulduğundan beri vatansız kalan Filistinlilere uyguladığı zulmü kınar.

Böylece kaçırma eyleminin çok-amaçlı olduğu anlaşılır. Bir yandan Alman hükümetinden Ulrike Meinhof’un intikamını almak...Öte yandan da rehineler içinde bulunan Yahudiler sayesinde, İsrail’i elindeki Filistinli mahkumları serbest bırakmaya zorlamak...

Film aslında artık biraz unutulmuş bir olaya ve döneme eğildiği için, o kadar da ilginç gözükmüyor. Dünyamızın daha güncel öyle sorunları ve yaşamsal gelişmeleri var ki...

Ama aslında her şey bir öncekinin devamı değil mi? Burada da o hâlâ bitmeyen, tersine üzerine yeniden benzin dökülen Kudüs sorunu ve filmdekinin tersine, artık aralarında hiçbir barış, en azından diyalog umudu kalmamış gözüken İsrail-Filistin ilişkisi yok mu?

Aynen Stalin’in Ölümü’ndeki gibi iyi oluşturulmuş bir oyuncu kadrosu, ilgilenenlere dönemin etkileri süregelmiş isimlerini tanıtıyor. İsrail’de en kritik iki dönemin başbakanı (1947- 1977 ve sonra 1992-1995) İzak Rabin gibi. Ki 1995’de bir suikastla öldürülmüştü.

Ya da iki başbakanlık yapıp sonradan cumhurbaşkanı olan (2007- 2014) Şimon Peres. Ki 2016’da 93 yaşında ölmüştü.

Ve dönemin daha bir avuç ilginç siyasetçisi ve askeri. Bu açıdan film meraklılarına çok şey öğretiyor.

Ama, yine meraklıları için yasanın ve düzenin öbür yanında bulunanlar daha ilginç olabilir. Yani Avrupa terörizminin efsane adları, Baader Meinhof’un yöneticileri Brigitte Kuhlmann ve Wilfried Böse.

İki ünlü oyuncu, İngiliz Rosamund Pike ve Alman Daniel Brühl onlara hayat katıyorlar. Yakında da Hostiles- Düşmanlar filminde sıra dışı bir portreyle karşımıza gelecek olan Pike, uzun yüzü ve hüzünlü gözleriyle olağanüstü. Ve Brühl’le uzun Almanca diyaloglarında hiç aksamıyor!...

Zaten bu gerçek anlamda uluslararası bir film. Yönetmen Jose Padilha Brezilyalı. En  çok son günlerin Narcos TV dizisiyle tanınıyor. Izak Rabin’i vatandaşı Lior Ashkenazi oynarken, Şimon Peres’e İngiliz Eddie Marsan hayat veriyor. İdi Amin’deki Nonso Anozie Afrika kökenli bir İngiliz vatandaşı. Ya da Yunan pilotta Polonyalı Kamil Lemieszewski gibi!..

Ve bu yüzden film birçok dilin konuşulduğu bir simgesel Babil Kulesi olup çıkmış!...

Son bir nokta: filmi açan o son derece etkileyici bale sahnesi sık sık bir Leitmotiv gibi geliyor. Ve finale de damgasını vuruyor. Bale sanatının dramatik ve de siyasal bir filmde gördüğümüz en ilginç kullanımlarından biri...

Yarın:  TOMB RAİDER


Not: Haftanın Türk filmlerinden KAYBEDENLER KULÜBÜ YOLDA eleştirim ortakoltuk.com sitesinde okunabilir.

Not 2: Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın NTV’deki Bildiğiniz Gibi Değil programına konuk olacağım. Türk sinemasından ve son kitabımdan konuşacağımız programın yayını yarın (Pazar) sabahı saat 11.15’te.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

İstanbul'u kurtarmak: İmamoğlu'nun başarıları ve işbirliği gerekliliği

Güzel İstanbul için bir "konsensus" oluşması, merkezi ve yerel yönetimlerin barış ve anlaşmayla birlikte çalışması şart. Bunun için İmamoğlu diyaloga açık gözüküyor

Vietnam savaşının en karanlık yüzü üzerine

5 Kan Kardeş filmi hakkında: uzun bir serüven ve aksiyon filmi görünümü ardında ırk sorunlarına son derece radikal biçimde yaklaştığı ve özellikle son dönem Amerikasında başkaldıran görkemli siyahi tepkiye mükemmel bir zemin açtığı söylenmeli

Adları benzer, kendileri benzemez iki ilginç film

Atilla Dorsay, Digitürk'te yayınlanan Mary ve Martha ile Netflix'te yayınlanan Malcolm ve Marie filmlerini yazdı