06 Temmuz 2013

Darbe tartışmasında 'ama'yı cümlenin neresine koydun?

Şimdi artık Mısır'ı, “Mursi'nin kötü yönetim performansı” ile “askeri darbenin kabul edilemezliği”ni “ama”lı cümleler içinde hemhal ederek tartışan kesime gelebiliriz

Mısır'da darbecilerin darbeyi indirmelerinden bir gün önce, Umut Ayduran adlı okurumdan, “Mısır'daki darbenin bizdeki yansımaları, sizin yanılmıyorsam iki kez yazdığınız 'ama'nın cümlenin neresinde kullanıldığına dair yazınızı aklıma getirdi” diyen bir mail aldım.

Umut Ayduran haklıydı...

Eski Taraf'ın, hiçbir yazısını kaçırmadan okuduğum yazarlarından Gürbüz Özaltınlı'dan ödünç alarak kullandığım  “'ama'nın cümle içindeki yeri” ölçüsü, Umut Ayduran gibi  benim gözüme de Türkiye'deki Mısır darbesi tartışmalarında yararlanabileceğimiz bir araç olarak görünüyor. 
 

'Darısı Türkiye'nin başına'cılar hariç


Yukarıda, “'ama'nın cümle içindeki yeri” ölçüsünü Türkiye'deki Mısır darbesi tartışmalarında da     kullanabileceğimizi söyledim “ama”, bu noktada bir düzeltme yapıp öyle devam etmek daha doğru olacak... O da şu:

Bu ölçü elbette darbeyi zaten sevinçle karşıyayanlar için uygulanabilecek bir ölçü değil.

Mesela darbe gecesinde ekranına bir türlü gitmek bilmeyen şu anonsu koyan Halk TV:

“Flaş! Kızım sana söylüyorum gelinim... Mısır'da sivil darbe yapıp ordu ve polisi ele geçirmeye kalkan Müslüman Kardeşler başardığını sandı. Kaba güce dayanıp keyfi davranan Mursi şimdi kara kara düşünüyor.” 

Ya da darbe gecesi boyunca ekranında “Mısır'ın Tayyip'i gitti” yi gördüğümüz Ulusal Kanal...

Son bir ayın “bağımsız ve demokrat” medyasının hali o gece işte böyleydi. (Geçenlerde Açık Radyo'da Mithat Sancar, Gezi Ruhu'nun bu “ruh”la arasına mesafe koymadan fazla ilerleyemeyeceğini söylüyordu haklı olarak... Bu “ruh”un Mısır'daki darbe gecesinde gösterdiği performans, umalım ki uyarıcı olur.)

Şimdi artık Mısır'ı, “Mursi'nin kötü yönetim performansı” ile “askeri darbenin kabul edilemezliği”ni “ama”lı cümleler içinde hemhal ederek tartışan kesime gelebiliriz...

Önceki büyük 'ama'lı tartışmalarımız

Gürbüz Özaltınlı, yukarıda işaret ettiğim, “ama”lı cümlelerde “ama”nın cümle içinde şurada değil de burada kullanılmasının o cümlenin vurgusunu nasıl değiştireceğine dair yazısını, 2008'de Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AK Parti) karşı açılan kapatma davası karşısındaki “ama”lı tavra karşı kaleme almıştı... Şöyle yazmıştı:

“Bir yazar, önce parti kapatmanın, darbeci entrikaların kabul edilemeyeceğini söyleyip ardından ‘ama’yı yerleştirerek diğer tarafın (AK Parti’nin –A.G.) kabul edilemeyecek özelliklerini sıralıyorsa, beni esas olarak ikinci noktaya dikkat göstermeye davet ediyordur. (...) Aynı temalı bir yazının ‘ama’sının öncesine AKP’nin anti-demokratik, fırsatçı politikalarının yerleştirildiğini ve ‘ama’ dendikten sonra darbe girişimlerine karşı çıkmak gereğini işaret eden bir söylem üzerine kurulduğunu düşünelim. Bu ikisi arasında yazarın önceliği bakımından ciddi fark olduğunu, vurgusunun yer değiştirdiğini algılarız.”

Ben daha önce Özaltınlı’nın “ama”lı cümlelere ilişkin olarak yaptığı çözümlemeyi darbe davalarına uygulamış, “Ergenekon önemli ama, dava sürecinde yapılan hatalar...” diye başlayan cümleleri kuranların, böylece asıl neyi vurgulamak istediklerini şöyle anlatmıştım:

Böyle cümlelerdeki “ama”, sahibinin vurguyu Ergenekon davasının önemi üzerine yapmadığını gösteriyor. Oysa cümle “Ergenekon davasında kimi hatalar yapılıyor, ‘ama’ bunlara bakıp davanın önemini gözardı edemeyiz” diye kurulsaydı, vurgu yer değiştirmiş olacaktı.

'Darbe yanlıştır'ı aperatif olarak kullananlar

Gelin şimdi de aynı çözümlemeyi “Mursi'nin kötü yönetim performansı” ile “askeri darbenin kabul edilemezliği”ni “ama”lı cümleler içinde hemhal ederek tartışan geniş kesime uygulayalım...

Meseleyi böyle tartışanlardan bir bölümünün cümlesi kabaca şöyle:

“Askeri darbe elbette kabul edilemez, ama Mursi'nin bir yıl boyunca yürüttüğü otoriter siyaseti de görmezlikten gelmemeliyiz...”

Cümlesini böyle kuranlar, dikkatimizi esasen ikinci noktaya, yani Mursi'nin kötü yönetim performansına dikkat çekmeye çalışmaktadırlar... Tartışmalarda görüyoruz, buradan, “darbe kötü bir şey ama Mursi de başka seçenek bırakmadı” noktasına sıçramak çok da zor olmuyor.

Bunun karşısında, yine bu iki argümanın kullanıldığı, fakat “ama”nın başka yere konulduğu şu cümle kalıbının muhtelif versiyonları var:

“Mursi'nin bir yıl boyunca yürüttüğü otoriter siyaseti elbette görmezlikten gelmemeliyiz, ama bu hiçbir biçimde onun bir askeri darbeyle devrilmesini meşrulaştırmaz.”

“Ama”yı cümlede böyle kullananlar ise, birincilerin tersine dikkatimizi esasen askeri darbenin hiçbir koşulda kabul edilemezliğine çekmektedirler.

Dikkat ederseniz, birinciler için “darbenin kötü bir şey olması” bir ziyafet sofrasından önceki aperatiften öte bir şey değil; onu içiyorlar (ifade ediyorlar) ve ardından bitmez tükenmez bir iştahla “Mursi'nin başarısızlıkları” yemeğinin başına çörekleniyorlar.

Yılmaz Özdil, 27 Nisan 2007 muhtırasından hemen sonra şöyle yazmıştı:

“Hâlâ deniyor ki, bundan sonraki adım ne olur? Bundan sonraki adım, tank olur. Gücüm var diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır.”

Bana öyle geliyor ki, yazılarında “ama”yı öncelikle darbe karşıtlığını değil de “Mursi'nin baskıcı rejimi”ni vurgulamak için kullananlar Mursi'ye şöyle diyorlar:

“Gücüm var diye dayattın, gücü olan sana dayattı, ve evet darbe kötü bir şey ama sen de bunu hak ettin.”

Onların Yılmaz Özdil'den yegâne farkı, Özdil'in duygusunu gizlime gereğini duymaması...

O kadar. 

Yazarın Diğer Yazıları

Ne amigoluk, ne düşmanlık... İhtiyacımız eleştirel gazetecilik...

Bu siyasi kültürde “fiil”e değil “özne”ye bakarak karar veriliyor, o nedenle de ya amigo olunuyor ya da düşman... Bu kültürde, “fiil”e bakarak “özne”yi onaylayan ya da karşı çıkan “eleştirel” pozisyon hem “amigo”lar tarafından taşlanıyor hem de “düşman”lar tarafından...

Hrant'ın ruhunu şenlendirecek girişim: Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler konferansı

Hrant Dink Vakfı ile Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nün ortaklaşa düzenlediği “Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler” konferansı 2-4 Kasım 2013 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Salonu'nda gerçekleştirilecek

'Devlet ihalelerine girme hakkı medyayı güçlendirir' tezine bugünden bakmak...

Şahin Alpay'ın Zaman'da (21 Eylül 2003) yayımlanan “Medya için demokrasi paketi” başlıklı yazısı, aynı gün T24'te farklı bir başlık tercihiyle alıntılandı