01 Eylül 2021

Bir voleybol yazısı

Takım sporlarında kolektif çalışmayı ve birlikte takım ruhuyla hareket etmeyi en çok gerektiren hangisi biliyor musunuz? Kesinlikle voleybol. Peki nasıl oluyor da takım çalışmasına pek yatkınlığı olmayan ülkemizde, hem de en çok takım çalışması gereken voleybolda böyle bir başarı var?

Ülkemiz kadınlarının voleyboldaki başarısı herkesin gündeminde.

Takım sporlarında olimpiyatlara katılabildiğimiz tek branş. Madalyayı kıl payı kaçırdık.

Milli takımlar düzeyinde dünya sıralamasında ilk dörde girebildiğimiz tek takım sporu. Avrupa’da da birçok derecemiz var.

Kulüpler düzeyinde de sayısız başarılarımız ve derecelerimiz bulunuyor. Kulüpler dünya sıralamasında 1. Sıra dâhil (Vakıfbank) ilk 10’da 4 takımımız var (Vakıfbank, Fenerbahçe, Eczacıbaşı, Galatasaray).

Hadi kulüp takımlarımız parayı bastırıp dünyanın en iyilerini alarak başarı kazanıyorlar diyelim. Bu noktada kamusal veya yarı kamusal bankalar gibi kamu kaynaklarından profesyonel spora ciddi kaynak aktarımını sorgulamak gerektiği de ayrı mevzu.

Ancak Milli takım düzeyindeki başarıya ne demeli peki?

Demek ki olay sadece parayı bastırma konusu değil. Kadın voleybolunda hem kulüpler hem de milli takım düzeyinde rastlantı olamayacak kadar iyi kurgulanmış bir sistem kurulmuş olmalı.

Objektif bir gözle bunun artısı öncelikle Türkiye Voleybol Federasyonu’na yazmalı. Antrenör “Enişte” Guidetti’nin de katkısı büyük tabii.

Bireysel sporlardan takım sporlarına “evrim” süreci mi?

Bu gurur verici tabloda bana ilginç gelen bir nokta var:

Güreş, halter, judo, jimnastik, tenis gibi bireysel sporlar ile voleybol, basketbol, futbol gibi takım sporları arasındaki en büyük fark, takım sporlarının grup halinde kolektif çalışma ve organizasyonu gerektirmesidir. Bireysel olarak çok çok iyi olsanız bile takımınız iyi değilse veya tek tek bakınca iyi olmanıza rağmen takım halinde kolektif oynamayı beceremiyorsanız en üst seviyelere gelemezsiniz.

Üstelik takım sporlarında kolektif çalışmayı ve birlikte takım ruhuyla hareket etmeyi en çok gerektiren hangisi biliyor musunuz?

Kesinlikle voleybol.

Futbol ve basketbol gibi diğer takım sporlarından çok daha fazla birlikte hareket etme becerisi ve kolektif bilinç gerektiriyor.

Tam da bu noktada ülke olarak takım halinde çalışmayı ve organize biçimde kolektif bilinçle hareket etmeyi pek beceremediğimiz bir sır değil. Sadece sporda değil. Bilimsel çalışmada, eğitimde, işletmecilikte ve diğer alanlarda da böyle.

Nitekim son 50 yılda gerek olimpiyatlar gerek dünya ve Avrupa şampiyonalarında aldığımız madalyaların belki de yüzde doksanının takım sporlarından değil bireysel sporlardan olması da bunun açık kanıtı.

Peki nasıl oluyor da takım çalışmasına pek yatkınlığı olmayan ülkemizde, hem de en çok takım çalışması gereken voleybolda böyle bir başarı var?

İki olasılık var:

İlki, aslında kadınlarımızın erkeklerimize göre takım çalışmasına ve kolektif bilince daha yatkın olması.

Takım çalışmasını ve birlikte uyumlu ve organize hareket etmeyi beceremeyenlerin aslında erkeklerimiz olması. Kadınlarımızın değil.

Kadınlar sporda ve gündelik yaşamda toplum önüne daha çok çıktıkça bu olgunun ön plana çıkmaya başlaması.

Kadınların oyuncu olarak en çok ilgi gösterdikleri sporun voleybol olması nedeniyle de bu olgunun kadın voleybolunda kendisini göstermesi.

İkinci olasılık ise, kadın-erkek fark etmeden, bilinç ve eğitim düzeyi arttıkça takım çalışmasına yatkınlığın artması.

Bunun kadın voleybolunda ortaya çıkmasının nedeninin ise kadın voleybolcuların eğitim ve bilinçlenme düzeyinin daha yüksek olması.

Bu iki teoriden ilk teoriyi daha tutarlı ve akla yatkın bulduğumu belirtmek isterim.

Çünkü eğitim ve bilinç düzeyi açısından eskiden beri kadın ve erkek voleybolcular arasında pek fark yoktur. Kadın olsun erkek olsun voleybolcuların eğitim ve bilinç düzeyi hep ülkemiz standartlarında diğer sporlara göre en yükseklerdedir.

35 yıldır amatör düzeyde sporun ve özellikle voleybolun içinde olan ve çeşitli seviyelerde düzenli olarak voleybol oynayan biri olarak bunu rahatlıkla teyit edebilirim.

Buna rağmen erkek voleybolundaki başarının kadın voleyboluna göre çok aşağılarda kalmasının nedeni sanki ilk teoriyi doğrular gibi.

Voleybol oynamaya belki kadınlar erkeklere göre daha fazla ilgi gösteriyor. Ama erkeklerde de ülkemizde her seviyede voleybol oynayan sayısı az değil.

Üstelik bir süredir erkek milli takımını takip etmeye çalışıyorum. Tek tek oyunculara baktığımızda bireysel nitelikleri ve kapasiteleri dünyada ilk 5’te olan ülke oyuncularından aşağı değil.

Ama takım oyununda en üst düzey ülkelerden çok alttalar.

O halde ister istemez Türkiye’de kadınların erkeklere göre takım çalışmasına daha yatkın olduğunu ve kolektif hareket etme bilinçlerinin daha yüksek olduğunu kabul etmek lazım.

Voleybol üzerinden bilimsel veriler de bunu kanıtlıyor.

NOT (Düzeltme): Geçen haftaki (25 Ağustos) Devlet Denetleme Kurulu hakkındaki yazımda kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini yanlışlıkla özel hukuk tüzel kişileri arasında saymışım. Bunlar her ne kadar sivil toplum örgütleri arasında görülseler de, hukuken teknik açıdan kamu tüzel kişileridir. Düzeltir özür dilerim. Nazik uyarısı için Sayın Emin Kuz’a teşekkür ederim.


*Prof. Dr. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Diyanet’in fonksiyonu nedir?

Cumhuriyetin kurucularının Diyanet'e, Cumhuriyetin ve laik devrimlerin yerleşmesini sağlama misyonu verdiği söylenebilir.  Bu durum, yani Diyanet gibi bir kurumun varlığı aslında Türk laikliğini diğer ülkelerden ayıran en önemli özellik ve Cumhuriyeti kuranların en orijinal icatlarından biri.

Dershaneler geri mi geldi?

Pandemide devletin veremediği eğitimi fiilen bu “merdiven altı” dershaneler telafi etmiş.

Bakanlar yemin etmeden göreve başlayabilir mi?

Anayasa, bakanların TBMM önünde yemin etmesini "göreve başlama" şartı olarak mı, yoksa "göreve devam etme" şartı olarak mı görüyor? Doktrinde tartışmalı.