27 Nisan 2022

Kötülük çiçekleri

Akıl dışı bir şey yapıldığında, Kant'ın anlayışında, "kötü niyetli bir zihniyet" anlamını anlamaktayız: radikal bir kötülük bu. Arendt'e dönüp baktığımızda ise, Kant'ın düşüncesini bir yana doğru çekerek, daha başka bir yöne dönmekteyiz. Bu anlayış; radikal olan sadece bir kötü niyet veya kötülük yapma istenci değil, aynı zamanda kötülük yaptığının bile farkında olmayan bir zihniyeti ortaya çıkarmaktadır. Burada niyet ve istenç ötesi bir başka durum söz konusu olmaktadır

İbn Rüşd diyordu ki "ilk anlaşılır kavramlar" bütün varlıklara aittir. Ve biz bunları tümevararak ele almaktayız ve duyusal olandan yola çıkarak, gerçeği açığa çıkarmaktayız. Belli bir yaşa geldiğimizde ise en ufak şeylerin hissini bile duyabilmekteyiz. Bu ne demektir? Bu demektir ki, hayatta karşılaştığımız gerçekler karşısında, aralarında "ortak" olan nedir? sorusundan hareket etmekteyiz. İnsanlık onu aramakta. Ortak olan aklı veya anlama yetisini aramakta. Genel anlama yetisini anlamaya ve kullanmaya çalışıyor. Genel entelekt bu. Anlamaya ve hissetmeye çalıştıklarımız arasından ortak nosyonları seçerek gerçeğe tekrar aklen ulaşmaya çalışıyoruz. Gerçeklere ait dünyayı kavrayabilmek için ortak olanlardan yola çıktığımızda ancak evrensel olana ulaşabiliyor ve evrensel adalet ortaklığa doğru yol alabiliyor. 

İlk olarak ortaya çıkan fikirlere doğru yönelmeye başladığımız zaman, tıpkı arkeologların kazılarında olduğu gibi, ilk medeniyetlere doğru eğildiğimizde, ilk anlaşılırları keşfetmeye uğraşıyoruz. Bu ortak nosyonlar yatay geçişli veya çapraz bir şekilde birbirleriyle iletişim halinde olanlardır; çünkü ortak nosyonların anlaşılabilir olması önemlidir. Bunları hatırlamaya bile ihtiyacımız kalmayacaktır; çünkü adaletin ne olduğunu oradan öğrendiğimizde adil olana en çok yaklaşma ihtimalimiz artmaktadır. 

Her düşünce soyut olarak durmaktadır en başında. Neticede, şeylerin ortak ve genel karakterlerine dikkat etmekteyizdir. Bu sadece bir grubun, bir cinsin, bir sınıfın, bir cins kimliğinin tarifi olmaktan çok daha yakındır. Genellikle sadece ortak olan şeylerde yan yana gelebilmektedir. İlk düşünce en geniş düşünce olarak ortaya çıkmıştır, belki de? Sonrasında başa gelen deneylerle birlikte git gide karmaşık olduğunu anlamaya başlarız düşüncenin ve bu anlamda da hukukun adalet kavramının. Burada artık düşüncenin içinden geçerek fikirlere ulaşmaya başlayabiliriz. Düşünme eylemi bir olaydır. Deleuze "insanın şansı varsa hayatında bir kere olsun yaratıcı bir fikre sahip olabilir" demişti. Akıl, bu örnekte, o halde, boşuna işlemez.

Peki, kötülük nerede durmaktadır? Akıl dışı bir şey yapıldığında, Kant'ın anlayışında, "kötü niyetli bir zihniyet" anlamını anlamaktayız: radikal bir kötülük bu. Arendt'e dönüp baktığımızda ise, Kant'ın düşüncesini bir yana doğru çekerek, daha başka bir yöne dönmekteyiz. Bu anlayış; radikal olan sadece bir kötü niyet veya kötülük yapma istenci değil, aynı zamanda kötülük yaptığının bile farkında olmayan bir zihniyeti ortaya çıkarmaktadır. Burada niyet ve istenç ötesi bir başka durum söz konusu olmaktadır. İnsanın çoğul bir birlik olduğunun farkına varmayan bir zihniyet burada hayatı sarmalamaya başlar ve nefes aldırmamaya doğru hayatı taşır. Bir düşüncesizlik ortaya çıkacaktır böyle bir durumda. İnsanlık dışı bir zihniyet böyle olduğunun farkına varabilmekte midir? Bu olsaydı belki bir derece kabul edilebilecek bir durum olabilecekti. Ama farkında bile değilse yapılan kötülüğün, o zaman nasıl bakmalı bu zihniyete? Arendt "şeytani bir kayıtsızlıktan" söz etmekte. İlgilenmeme duygusu kapsamış demektir bu zihniyeti. Kötülük orada sıradanlaşmaya başlayacaktır; çünkü istenç yerine kayıtsız ve şartsız bir ilgi eksikliği ağır basacaktır. Düşünme ve ortak akıl değil, aklı kayıtsız şartsız bir ilgisizlik sarmıştır. İnsanın insanlığına karşı kayıtsız kalması demek ise, psikanalitik anlamda olduğu kadar ekonomik anlamda da "yatırım" yapmaktan vaz geçme eylemi ortaya konulmaktadır. İnsanların bazılarının yatırımdan uzak bir kayıtsızlık içinde davranmaları ve hatta karar verme yetkisine sahip olanların böyle davranmaya kalkması demek, köksüzleşmeyle hareket etmesi demektir.

Bu anlamda, Arendt okuyucularına şunu hatırlatmaktadır: "Düşünce eksikliğinde, insanlardan bazılarının yüzeyselliği ortaya çıkarılmaktadır. Sıradanlık buradan ortaya çıkmaktadır. "Kötülüğün sıradanlığı" kayıtsızlığa bağlı olarak işler. Düşünceyi ve aklı kullanmayı tercih etmeyenlerdir bu insanlar. Üşengeç bir şekilde düşünceyi bir kenara atanlardır. Düşüncenin namevcudiyetidir. Ne yaptığını bile bilmemeyi, en azından insanlık halinin aczini göstermektedir, ortalığa dökmektedir. Bu durumdakiler İbn Rüşd'ün ileri sürdüğü gibi aklı ortak kullanmayı değil, tersine "akla ve düşünceye kayıtsızlık" göstermek istencini ve bunun tembelliğini öne sürmektedir. Bu, aklını çalıştırmak yerine düzene uyum sağlamaya ve itaat etmeye çalışmak demektir. Vahim olan da bu mudur?

Yazarın Diğer Yazıları

Özgürlükler dönemi

Bugün, eski nesillerin nostaljik bir şekilde baktığı bu dönem kapanmakta gibi!

Arkaik tutumlar

Hukuki ve siyasi rejim, başka kurallar ve hukuki yapılanma üzerine sürmeye devam etse bile hâlâ aşağılayıcı, küçük düşürücü sürme halleri, ceza verme biçimleri sürmekte

Mantık diye bir şey aranabilir mi?

İnsanların neler konuştuklarına bakmak yerine onların mantıklı olarak ikna edilme pratikleri teorik olarak düşünülüp, pratiğe sokulmaya çalışılmakta değil mi?