19 Mayıs 2019

Arabesk süsleme ve sağ siyaset

Özel konutlarda ve abiye giyimde arabesk abartısını anlarım. Zevk meselesi. Fakat bu AKP dönemi siyasetçilerinin ya da genel olarak sağcı siyasetçilerin resmiyet gereği daha köşeli bir dekorasyonu olması gereken makam odalarına bu arabesk ormanlarını neden taşıdıklarını anlamak zor

Arabesk (süsleme) estetiğin bir türü. Tarihi ve üretim alanı, çağdan çağa gösterdiği değişim, gelişim ve stilizasyon aşamaları geniş bir kültürel ve fiziksel coğrafyaya yayılıyor. Bir estetik türünü, üslubunu değerlendirirken bunu elbette elden geldiğince yansız bir konuma yerleşip üretildiği dönemin estetik ideolojisini de göz önünde bulundurarak yapmak gerekiyor.

Ancak estetiğin her türü üretildiği tarihsel dönemin ve coğrafi yerlemin toplumsal koşullarından bağımsız değildir ve üretildiği dönemin siyasetine, iktidar ilişkilerine dair de hayli gösterge barındırır içinde. Fakat bir estetik türü bir kere üretildi mi kolay kolay da tedavülden kalkmaz, yeniden ve yeniden farklı stillerde, stilize edilmiş olarak karşımıza çıkar. Sık sık da ya sadece ilk üretildiğinde ya da sonraki stilizasyonlarında da bir ideoloji, bir siyaset veya bir sınıfla yakın ilişki içine girer, çeşitli vasıtalarla onlar tarafından kullanılır.

Mesela Sovyet sosyalist gerçekçiliğinin devrimin ilk dönemlerinde grafik sanatındaki doğuşu ve yükselişi eşzamanlılık içinde olurken, antik dönem estetiği, klasisizm ise Nazi döneminde artzamanlı olarak ağırlıkla heykel ve mimarinin üslubu ve ölçütü olmuştur.

Geçenlerde twitter’da AKP’li Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın evinin salonunun fotoğrafları önüme düştü. Küt! Aslında şu yukarıdaki paragrafların ağırlığının üstüne Savcı Sayan’ın isminin bütün hafifliğiyle küt diye düşmesi de tuhaf oldu ya, neyse.

Antik Çağa kadar uzanan bir tarihi olan arabesk süsleme stili ya da arabesk estetiğini AKP’ye tornistan oluşu bile daha yeni olan Savcı Sayan’la ilintilendirecek oluşum kimseyi kızdırmasın, çünkü ben bu süsleme tarzının neden bu insanlara böylesine hitap ettiğini anlamak istiyorum. Mesela şu meşhur kayyumlara da. Onların da makam odalarının durumunu keşfediyoruz birer birer, 31 Mart seçimlerinden beri.

Versace’nin arabesk motifleri

Dedim ya, arabesk süsleme yüzlerce yıllık bir estetik yaklaşım. Bina duvarlarından giyim kuşama, ev dekorasyonuna kadar yaygın bir kullanımı var. Yapraklar, çiçekler, dallar, sarmaşıklar, kıvrılıyor, birbirinin içine geçiyor, uzaklaşıyor, yakınlaşıyor, dağılıyor, toplanıyor. Duvar bittiğinde, halı püsküllerine dayandığında, terzi makası vurduğunda, kumaş mobilyayı sardığında ise kala kalıyor. Batı estetiğinin de bir parçası olmuş ama Doğu süsleme sanatının özü denilebilir arabeske.

İtalyan modacı Versace’nin de koleksiyonunun alametifarikası olmuş arabesk motifler, bir dönem Urfalı modacı Faruk Saraç’ın ürettiği yelekler ve kravatlarla ünlü arabesk şarkıcıların üst ön cephesini de sarıp sarmalamıştı ama ben estetik arabesk ile bu popüler müzikteki arabeskin karışmasını istemem bu yazımda. Bu arada Versace’nin arabesk üretiminin de ağırlıklı olarak Arap ülkeleri ve Türkiye’de alıcı bulduğunu belirteyim. Bir ara Taksim’de Arap ağırlıklı zenginlere hizmet veren beş yıldızlı bir otel bütün dekorasyonunu Versace’nin firmasına yeniletmişti.

Özel konutlarda ve abiye giyimde bu arabesk abartısını anlarım. Zevk meselesi. Moda ve saire. Fakat bu AKP dönemi siyasetçilerinin ya da genel olarak sağcı siyasetçilerin resmiyet gereği daha köşeli bir dekorasyonu olması gereken makam odalarına bu arabesk ormanlarını neden taşıdıklarını anlamak zor. O desenlerde, o motiflerde bir şeyler, belki kendilerinden, belki siyasetlerinden bir şeyler buluyor olmalı bu makam sahipleri, bu atanmışlar ve hatta seçilmişler.

Dünya siyaset anlayışındaki bütün yenilenmelere rağmen ilkeli, prensipli, analitik ve etik bir siyaseti ben keskin açılı, sınırları belirgin, geçişleri net, köşeli geometrik şekiller ve iç içe geçmiş, ortak paydalarda kümeler oluşturmuş daireler olarak tasarlarım. Çoğu insanda da böyle imgeler oluşmalı, ilke, etik, hukuk deyince. İlkeli birlikler, ittifaklar deyince ya da. Kısaca ben sol siyaseti bütün çok kültürlülük, çoğulculuk gibi esnek kavramlara, demokratik tasavvurun gösterdiği bütün gelişime rağmen böyle imgelerim.

Sağ muhafazakâr arabesk ormanlar

Sağ siyaset ise öyle değil tabii. Daha pragmatik, daha faydacı, daha her yola gelir, dün söylediğini bugün reddeder, kolay döner, kolay sıyrılır, kolay kayar, kıvrılır, tutunur, hareket eder gibi yapar, ileri gider gibi, en fazla rölantide kalır, yerinde sayar ama.

İşte aynı o hareketli, yaşam ve ölümün bir arada olduğu doğanın duvarlarda taşlaşmış, kumaşlarda donmuş hali gibi sağ muhafazakâr siyasetin de optimal durumu, özlediği biçim hareketin durmuş, durdurulmuş halidir.  Toplumsal hareketin. Sınıf mücadelelerinin.  Bu durma, durdurma çabası ve arzusu ise zirvesine faşizmde ulaşır. Özüdür hatta faşizmin.

Bütün bu sağ muhafazakâr arabesk ormanlarda, bütün bu ipekli, altın varaklı, kadifeli, püsküllü siyaset makamlarında ben mimarinin köşeli ve sert açılı, dörtgen geometrisine bir saldırı görüyorum. İlke, etik ve hukuka. Bir örtme çabası, bir kaçış.

Kendisi de etnik durumu itibarıyla Türkiye’ye özgü bir yurtiçi egzotizmin, bir yerel oryantalizmin hedefi olmuş Savcı Sayan’ın salonunda –Ankara’da olduğuna göre bu da artık bir makam odasıdır- duvarlardaki Batıcıl üsluplu oryantalist figüratif tablolar da dikkatimi çekmedi değil… Tepeden kristalleşmiş yaprakların avizesi sarkar, yerde doğa ilmek ilmek uzanmış yatar. Ve bütün o kıvrıla kıvrıla aradan sıyrılan, akış olmayan akışlar, yapılan siyasete pek denk düşer.

Kayyumun mermerleri

Diyarbakır’dan yollanan kayyumun banyosundaki mermer panoların damarları da gün yüzüne çıktığında bana benzeri şeyler düşündürdü. Mesela banyo yapar ya da abdest alırken o damarların kıvrılışına, sıyrılışına bakarak kendinden memnuniyet hissetmek. Olabilir mi?

Alçıpan ise bu mekân düzenlemelerinin ya da dağıtmalarının hemen hepsinde bolca var. Hacimden, genişlikten, yukarıdan, tepeden, açık havadan böylesi, bu denli bir korku mu duyuluyor? Ama asla icraattan da vazgeçilmiyor. Çift cam gibi çift tavan neye karşı, neden?

Bu yazıyı yazarken nice mimari şaheser, nice sanat eseri, nice el emeği göz nuru işlemeye karşı bir umursamazlık içinde olmamaya, o sanatçılara ve zanaatkârlara karşı bir adaletsizlik yapmamaya çalıştım. Üretildikleri çağlarda da, yeniden stilize edildiklerinde de güzelliğiyle haz veren, hayranlık hissettiren arabesk siyasetin rüküşlüğü ile karşılaştığında olanlardan, ortaya çıkandan duyduğum rahatsızlık ve sağ siyasetçilerin arabeske bu merakının esbabı mucibesini bulma isteğim sebep oldu bu yazıyı yazmama...

Seneler önce televizyonda ‘Alacakaranlık Kuşağı’ diye bir dizi yayımlanırdı. Bir bölümünde kocaman evindeki eşyaların desenlerine karışıp yiten birinin hikâyesi anlatılıyordu. Bak, onu hatırladım şimdi!..

Yazarın Diğer Yazıları

1949’da, müziğin ve aşkın bir gecesinde

Zemin tahta, masalar tahta, iskemleler tahta. Plastiğin mekan düzenlemelerini amansız bir hastalık gibi sarmadığı bir dönem bu. Duvarlar ahşap lambriyle kapalı. Ahşap lambri ile amerikan barın birbirini çağrıştıracağı dönemin başında dekore edilmiş olmalı kulüp

Kulübün yayıncı kuruluş boykotu

CHP'nin adalet dediği şey, bu haliyle devletin kurucu partisi olarak kendisinin dokunulmazlığının dost düşman herkes tarafından ve her durumda kalıcı olması kabulüdür

Fizikçi

Çok şakacıydı, çok sık kahkaha atardı. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi oldu ve hayatının sonuna kadar orada ders verdi. Başka dallarda okuyan öğrenciler de onun kürsüde olduğu salonu sık sık ziyaret ederdi